ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

 2008’de Beverly Hills’te Paris Hilton, Lindsay Lohan, Rachel Bilson, Miranda Kerr gibi Hollywood ünlülerinin boş evlerine sızıp mücevherlerinin, kıyafetlerinin, çantalarının çalınmasıyla sonuçlanan olayları az çok bilirsiniz. Tarihe ‘Bling Ring’ adıyla geçen bu suç eylemi, ‘giyim kuşam ve kimlik hırsızlığı’ tanımıyla yol alan bir grup genç kızın, bir çeşit süs, kleptomani, alışveriş ve kokoşluk hastalığından kaynaklanıyordu. Sofia Coppola da Hollywood’un görünmeyen noktalarında filizlenen bağımsız ruhlu öykülerinin bir yenisini, “Pırıltılı Hayatlar”da ‘genç kız çetesi filmi’, ‘kadın filmi’ ve ‘hırsızlık filmi’ şablonlarına uğrayarak kendi tarzına uyduruyor. Bizde Eylül’de vizyona giren filmin DVD’si çıktı.

Yaklaşık beş yıl önce yaşanan ‘Bling Ring’ olayı Los Angeles’ın sırtlarında ünlülerin boş evlerine illegal olarak giren bir grup genç kızın, ‘hastalıklı’ yollarla hayranlıklarını belirtmesi anlamına geliyordu. Her gün gazete veya internet başında şöhretlerin ne durumda olduğuna bakan, buna göre de planlı hareket eden bu ‘genç kız çetesi’ esaslı hedefine ulaşmıştı. 2008 Ekim’inden 2009 Ağustos’una kadar devam edip tutuklanma ile sonuçlanan olaylar, 2011’deki TV filminin ardından burada bir sinema filmi ile perdeye aktarılıyor. Buna paralel olarak bir bakıma “Bebekler Vadisi” (“Valley of the Dolls”, 1967) misali bir ‘Hollywood’a içeriden bakış’ öyküsü akıyor. Hem de yola çıkılan kısa zaman diliminin sinema formatına uygunluğundan beslenerek…

 IŞILTILI GÖZÜKEN HAYATLARIN İÇYÜZÜ

 Sofia Coppola da köşeye sıkışmış, geçerliliğini kaybetmiş oyuncu hikayelerini seven bir yönetmen. Burada bu duruma ayak uyduran, capcanlı ezgilerle ve kolaj niyetine ara planlarla da minimalist geleneği postmodernize eden bir anlayışın izini sürüyor. Yanına erkekleri de alan Emma Watson, Israel Broussard, Katie Chang, Taissa Farmiga ve Claire Julien gibi ‘çete başları’nın üzerinden olağan dışı bir hırsızlık meselesine el atıyor.

 Sabit açılar, uzun planlar, fazla hareket etmeyen kamera ‘ışıltılı gözüken hayatlar’ın içyüzünü gözler önüne seriyor. Gerçek bir motivasyon yok bu güncel olayda. Daha ziyade kendileriyle aynı seviyedeki tiplemelerin pırıltılı yaşamlarına girmek, onların kıyafetlerini koklamak, çantalarını çalmak ve onlarla birazcık yürüyebilmek ana hedef. Bir çeşit kleptomani, alışveriş ya da kokonalık hastalığı diyebiliriz. Bu kızlar “Switchblade Sisters”ın (1975), “Thelma ve Louise”in (“Thelma and Louise”, 1990), “Düz Beni”nin (“Baise-Moi”, 2000), “Bahar Tatili”nin (“Spring Breakers”, 2012) kızları gibi asi, saldırgan ve zalim değiller.

 HARMONY KORINE ETKİSİ VAR MI?

 Uyuşturucu, seks ve suçtan ziyade giyim kuşam, ünlü alışkanlıkları var. Aksesuar, kostüm koklamaktan keyif alıyorlar. Coppola da zaten Hollywood halkının arasından burjuva sınıfına mensup tiplemeleri eline alıyor. Onların çöküşüne veya düzlüğe çıkmasına odaklanıyor. Burada da Beverly Hills’de yaşayan karakterler, doğu Los Angeles’ta geçen “Havoc”vari (2005) ya da Harmony Korine’in ‘teensploitation’ (‘ergen istismar filmi’) geleneğini akla getiren bir ‘gençlik filmi-suç filmi’ melezi damar oluşturuyor.

 Bunun üzerine ise mat renkleri benimseyen, savruk zoom in hareketinden yer yer beslenen ve mesafesini koruyan bir reji geliyor. Coppola büyük oranda yabancılaşma, yalnızlık gibi Antonioni’den aldığı temaları burada kullanıyor. Süslülük, kokonalık gibi Los Angeles burjuvazisine sızan yapay açılımları, konformizm, işsizlik ve hayata yeni atılmayla oluşan durumları gözden geçiriyor.

 “MASUMİYETİN İNTİHARI” İLE AKRABALIK NE SEVİYEDE?

Karakterlere dair hiciv duygusu bir taraftan yükselirken, bir diğer taraftan da gerçek bir hırsızlık filmi (burglary film) akıyor. Burada banka soygunu veya tren soygunu yok. Onların detaycı planlama aşamasını da göremiyoruz. Direk bir şeyleri çalarak işlenen, alışkanlık suçunun üzerinden ilerliyoruz. Tabiri caizse sosyete soygunu canlanıyor. Coppola’nın Hollywood hastalıklarına, ‘oyunculuk’ ve ‘babalık’ın ardından büyük oranda bunu da eklemesi şaşırtıcı bir sessizlik getiriyor.

 İçinizden “Masumiyetin İntiharı”nın (“The Virgin Suicides”, 1999) tutucu ailesindeki genç kızlar ile buradakileri çarpıştırmak geçiyor. Bunların hiçbirinin tehlikeli olmadığı bir süreç sizleri kapıda karşılıyor. Lisbon kızları bu konuda daha baskın çıkmayacaktır. Zira buradaki yozlaşma o kadar bariz ki ister istemez bunlara kapılıp ‘kadın filmi’nin özündeki gerçeklere odaklanıyoruz. Bu noktada alışkanlıklardan nasıl şeyler çıkabileceğini şaşkınlıkla deneyimliyoruz.

 SAFLIK GERÇEKÇİ Mİ?

 Trash (çöp) eğilimli bir gelenek böylece “Bahar Tatili”yle arka arkaya gelip tutarlı duruyor. Burada müziğin minimalizmle haykırışı, orada lineer akışı bozma ile değişiyor. Bozucu kurgu da buna eklenebilir. Ama Coppola’nın sıçramalı kurguyu benimserken ‘belgesel-sinema’ arası bir hava yaratmak istediği söylenebilir. Böylece sosyetik şuursuzluk yanı başımızda canlanıyor. Amerikan taşrası Hollywood sırtlarında başka bir temsil buluyor. Coppola’nın saplantısı da el değiştiriyor. Antonioni geleneğinden ziyade Korine’in vukuatlarını kız bireylerin gözüne ve bir Hollywood başarısızlık, mahkumiyet öyküsüne çevirmek esaslı amaca dönüşüyor.

 Watson ve diğerlerinin yabancılaştıracak derecede yapaylığına Leslie Mann’in de eklenmesi ise beyaz dokulu, griye kaykılan sinematografinin konformizmine katkı veriyor. Hipnoz, huzursuzluk ve soyutluğun ötesinde ‘gerçek olay çizgisi’nden Coppola’nın geçişi daha net ve direkt oluyor. Böylece “Masumiyetin İntiharı” ve “Bir Konuşabilse…” (“Lost in Translation”, 2003) kadar yetkin bir işten ziyade yönetmenin her filmden bir parça alıp Hollywood mizacı yaratmasıyla yüzleşiyoruz. Bunun ışığında pespayeliği, yapmacıklığı hedef haline getiren, yıkılmaya açık bir ‘beyazlık’, ‘saflık’ patlaması ikiyüzlülüğü ve anlık mutluluğu gözler önüne seriyor. Zenginliğin, oyunculuğun, şöhretin yamacındaki yöre gençlerinin belli yaş gruplarında nasıl dönemlerden geçtiği yüzümüze tüm keskinliğiyle çarpılıyor. Bu konudaki TV dizileri için de ders niyetine bir eser canlanıyor.

 

FİLMİN NOTU: 6.8

 Künye:

Pırıltılı Hayatlar (The Bling Ring)

Yönetmen: Sofia Coppola

Oyuncular: Katie Chang, Israel Broussard, Emma Watson, Claire Julien, Taissa Farmiga

Süre: 90 dk.

Yapım yılı: 2013

 

  • Kerem Akça
  • pırıltılı hayatlar
  • sinema
  • vizyon
  • dvd
  • yazı

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000