ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com

Avustralya’nın popüler sinema filmlerinde ve televizyon serilerinde(“Chopper”, “Full Frontal” ve “Romulus, My Father”) gösterdiği üstün performanstan ötürü ödül kazanan Eric Bana, romantik komedi, bilim-kurgu ve aksiyon filmlerinde boy gösterir. Herkes Bana’nın yakışıklı ve çekici olduğu için yükseldiğini öne sürmüştür, hâlbuki Bana kararlı ve istikrarlı olduğu için yükselmiştir. Bana’nın çekiciliği kendisine avantaj sağlamıştır belki, ama içindeki oyunculuk ateşi sönmeyen bir volkan gibidir. Bana’nın elini şakağına dayadığı düşünceli halleri ve manalı bakışları adeta sinemaseverlerin başını döndürür. Bana; hayranlarıyla vakit geçirmeyi seven nadir aktörlerdendir. Tabi bana hayranlarına biraz yüksekten bakar çünkü boyu 1.89’dur.  Bize de yüksekten baksa keşke…

Cezayir’li oyuncular her zaman buğulu ve çekik gözleri ile tanınırlar. Karizmalarından ve cazibelerinden hiç bahsetmiyoruz bile… Ah hele o gür saçları yok mu, ayaklarınızı yerden keser. Peki, Cezayirli’leri andıranbu ünlü oyuncu kim? Kendisiyle yeni tanıştık sayılır, adı Eric Bana.  Ama üzülerek söylüyoruz ki, Eric Bana (EricBanadovic)Cezayir’li değil. Hırvat kökenli bir baba ile Alman kökenli bir ailenin çocuğu. Avusturalya’da doğup büyüyen ve tertemiz bir yüreğe sahipBana’nın oyunculuk macerası bir hayli nefes kesici… Oyunculuk yeteneğini erken yaşta gösteren Bana, daha altı-yedi yaşlarında iken aile üyelerinin taklitlerini yaparakve büyükbabasının yürüyüşünü, sonra mimiklerini, sonra da sesini taklit ederek başlamış bu işe, sonra ise okuldaki öğretmenlerinin taklitlerini yaparak, iyi bir komedyen olacağının sinyallerini vermiş. Tabi bu Bana’yaoldukça pahalıya patlamış.  

Ruhuna oyunculuk zerk edilen Bana’nın daha o zamandan, oyuncu olacağı belliymiş. Yaramaz çocuk Bana, okuldaki öğretmenlerini neden kızdırdın bakalım? Bana cevaplıyor: “Oyuncu olmak için…” Oldun işte bak kapı gibi sağlam bir oyuncusun ve gözlerini dikmiş bize doğru bakıyorsun. Sen bize doğru baktıkça yüreğimiz pır pır ediyor. Heyecanımıza karşı koyamıyoruz, yere bakan yürek yakan Eric Bana(!) Biraz heyecan iyidir diyerek, geçiyoruz asıl kelamımıza… Bana,Melbourne'deki ‘Castle Hotel'de stand-up yapmaya başlayana kadar bu mesleği ciddi olarak düşünmediğini söyleyip dururmuş. Ama beynindeki hücreleri harekete geçiren MelGibson’ın “Mad Man” filmi olmuş. Filmi izledikten sonra, profesyonel olarak bu mesleğe karar vermiş. Yine de Bana’nın içinde ufak bir şüphe kalmış, çünkü Bana, komedyenliğin iyi para kazandırmadığını düşünüyormuş. Ne yapsın kafasına bir kez komedyenlikkazındı mı, “ölmek var dönmek yok” diye düşünmüş ve yoluna aynen devam etmiş.

BİR ERIC BANA SERÜVENİ…

Bana, 1993 yılında Steve Vizard’ın gece yarısı programı “Tonight Live”de sahne almaya başlar. Bana'nın performansı yapımcılar tarafından beğenilince,Bana,skeçlerden oluşan komedi serisi “Full Frontal”adlı gösteriyi yazıp sunmaya başlar. Akıl almaz şov yeteneği sayesinde ‘Logie Ödülleri'nde ‘En Popüler Komedi Kişiliği’ödülünü alır. Bana’nın kariyerindeki filmlerini incelemeden evvel, en son oynadığı “Deliver Us From Evil” (Bizi Kötüden Koru, 2014)filmindeki performansından bahsedelim biraz… Komedyen olarak oyunculuğa başlayan Bana, “Deliver Us From Evil” filminde inancını yitiren psişik bir dedektifin,olayları farklı gözle ele alışını karanlık bir şekilde seyirciye geçiriyor. Bana’nın böyle bir filmde oynaması bizi çok şaşırttı. Sözgelimi; çoğunlukla romantizm ağırlıklı dram ve komedi filmlerinde oynamayı seçen Bana’nın, neden böyle bir projeyi seçtiğini merak ediyoruz.  Mistik olayları çözmeye çalışan dedektif rolünü canlandırmak adına, bir hayli çabalayan Bana’nın rolü ile özdeşlik kurduğu aşikâr ancak, filmin karanlık havasına kendini kaptıran Bana, bazı sekanslarda geri planda kalıyor.  Filmin fazla karanlık oluşu dayer yer Bana’yı kötü etkiliyor.  Çünkü Bana daha cafcaflı ve aydınlık filmlerde oynamaya alışık…Bana’nın gözlerinin içi güldüğü için, filmdeki ciddi sahneler Bana’yı biraz zorlamış belli ki… Hep içimizden, şimdi gülecek ve ciddiliğini bozacak diye düşünüyoruz. Bize böyle yansıttı. Ayrıca gülmemeyi başarması da büyük bir mucize (!) Kariyerine farklı bir tür filmi eklemesi aslında kötü olmadı, tam tersine kendini farklı bir türde deniyor oluşuBana’nın yararına oldu. Eğer hatırlarsanızyakışıklı oyuncu bundan birkaç yıl önce aksiyon, macera ve gerilim türündeki “Hanna” filminde oynamıştı.

“HANNA” FİLMİ İLE ZİRVEYE YÜKSELİŞ

16 yaşındaki zeki, güçlü ve erkek gibi olan Hanna babası Erik’e (Eric Bana) bağlı bir evlattır. Hanna’nın tek sorunu Kuzey Finlandiya’nın balta girmemiş ormanlarında, soğukkanlı bir suikastçı olarak yetiştirilmiş oluşudur. Eski bir CIA ajanı olan babası, ona avlanmayı ve kendini savunmayı öğretip,onu ölüm topu haline dönüştürmüştür. Hanna sanki usta bir avcı gibidir. Yabaniliği yüzünden çok çeken Hanna, dış çevreye hiçbir şekilde uyum sağlayamaz. Hanna öğreticisi tarafından ilk görevine yollanır. Usta bir katil gibi davranan Hanna, ne yazık ki başına geleceklerden habersizdir. Hanna hedefe yaklaştıkça Erik kızının geri döndürülemez bir yola girdiğini fark eder. Filmde hem aksiyonu hem de dramı birbirine yedirerek oynayan Bana, her rolün üstesinden gelebileceğini sadece bize değil, aynı zamanda kendisine de kanıtlar. Bağımsız bir filmle öne çıkmak isteyen Bana’nın, oyunculuğunu konuşturması adına böylesi bir yola girmesi ona olan inancımızı sağlamlaştırdı. Filmi hareketlendirmek için ekstra emek harcaması da gözümüzden kaçmadı. Bakışları ile seyircilerin ellerini ayaklarını zangır zangırtitreten, ve dizlerinin bağlarını çözdüren çekici oyuncu, bunu istemeyerek yaptığını her fırsatta dile getirdi. Onun mizacı öyle… Yani doğasında var, insanları etkileyip, abluka altına almak. Ne dersek diyelim, o bunu seviyor.

Şimdi “Hanna” filminden bir başka filme doğru yolculuk edelim. Bakalım nasıl bir yolculuk olacak? "The Time Traveler'sWife" (Zaman Yolcusunun Karısı, 2009) filminde Henry karakterine ruh veren Bana, bir zaman yolcusudur. Kendini farklı zaman dilimlerinde bulan Henry, genç bir kadına zil zurna âşık olur. Sürekli ortadan kaybolan Henry’nin durumu iyice karmaşık bir hal almaya başlar. Anda kalmayı başaramayan Henry, artık kendini bırakır. Bana’nın gösterdiği muhteşem performans sayesinde film piyasada kendine güzel bir yer edinir. Bana’nın mahsun ve düşünceli bakışlarını unutmak mümkün mü? Bana,mahsun bakışlarını bir hediye paketinin içine yerleştirerek, bize sürpriz yapar. Gittiği her yere o mahsun bakışlarını götürür.  Hatta bazen o mahsun bakışlarını bavulunun içinden bile çıkartır. Bana bakışlarıyla bize bir şeyler anlatmak ister. Bakışları ile konuşmaktan hoşlanan oyuncu, kısık gözleriyle iletişim kurarak hipnoz mekanizmasını kullanır. Derinliğe önem veren Bana, insanlarla bu şekilde anlaşmanın daha kolay olduğunu düşünür. Farklılık onun kitabında yazar. İyi niyetli olduğu da oldukça bellidir.

“KARA ŞAHİN DÜŞTÜ” İLE POPÜLERLİĞE ATILAN ADIM

Peki, biz Eric Bana’yı nasıl tanıdık? Ridley Scott’un çektiği “Black Hawk Down” (Kara Şahin Düştü, 2001) filminde Hoot karakterini oynayan Bana, dikkatleri üzerine çeker. Hem de RidleyScott gibi yönetmenle çalışma şansını elde ederek… Herkes Scott’la çalışmak için sırada beklerken Bana’nın,Scott ile aynı havayı soluması, ne kadar idealist olduğunun bir göstergesidir. Bana’nın özelliklerini say say bitmez. Bana, “Finding Nemo” (Kayıp Balık Nemo, 2003) filminde Anchor isimli bir çizgi karakteri seslendirir. Buna ek olarak; başarılı yönetmenlerden biri olan Ang Lee’nin yönetmenliğini yaptığı “Hulk”ta Bruce Banner karakterine, “Mary andMax”te de ise Damien karakterine ses verir. Bana’nın sesi o günden beri kulaklarımızdadır anlayacağınız… Sesi o kadar gür vetoktur ki, etkisinden kolay kolay çıkamayız. Tabi oyuncunun marifetleri bu kadarla sınırlı değil. Bana’nın motor yarışlarına olan düşkünlüğünü biliyor muydunuz? Küçüklüğünden beri bir hobi olarak katıldığı araba yarışlarında ufak bir kaza yapan (öyle olduğu söyleniyor) Bana’nınaraba yarışları her zaman için de bir ukde olarak kalmıştır. Bunun üzerine Bana 2009 yılında, arabasının 25 yıllık geçmişini anlatan “LoveTheBeast” adlı bir belgesel yönetmeye karar verir. Yalnız Bana hakkında ufak bir detay var o da Bana’nınçoğu zaman silahlardan nefret ettiğini dile getiriyor oluşunu, şu soruyla yöneltiyoruz: Neden “Deliver Us From Evil” gibi bir filmde polisi canlandırdın?  Keşke Bana’dan bu sorunun yanıtını alabilmiş olsaydık… Bu da Bana’nın mavi boncuğu olsun.

BANA’NIN HAYVAN DOSTU OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?

Geldik Bana hakkındaki bazı önemli bilgilere… Hayvanlara karşı yapılan işkenceyi durdurmaya çalışan “Royal Society for the Prevention of Cruelty to Animals” derneği için çalışmalarını sürdüren Bana’nın bu yaptığı eylemle, hümanist tarafını göstermekten çekinmemesi gerçekten gurur verici… İyi niyetli olduğunu her şekilde gösteren Bana, aktivist eylemlerini her daim sürdürüyor. İnsan ve hayvan haklarını koruyan ve onlarla ilgili çalışmalar yapan oyuncu, bunca işinin arasında bir de bunlara vakit ayırıyor. Helal olsun (!) Bu kadarla yetinmeyen Bana, ayrıca yılbaşlarında çocuklara oyuncak ve para gönderen sürücüler grubunda yer alıyor. Yaşlılara yardım ediyor oluşu da cabası. Bana hakkındaki her şey oldukça sıradışı ve gizemli sanki…  Bana’nın övgüye mazhar taraflarını bu şekilde sıralıyor oluşumuz, Bana’nın değerini katbekat arttırıyor. En ilginci de, Bana’nın 2001 yılında Empire sinema dergisinin düzenlediği "En Seksi 100 Film Yıldızı" anketinde 61. sırada yer alıyor oluşu. Uzun lafın kısası; hem yetenekli hem de seksi…

Böylesine takdir edilen bir oyuncu olan Bana’nın ödül almaması imkânsız olurdu öyle değil mi? Romulus, My Father isimli kitaptan uyarlanan “Babam Romolus” filmi ile Bana ‘En İyi Aktör (AFI)’ ödülünü aldı. Bana’nın oyunculuğunu sergilediği diğer filmleri şu şekilde yer alıyor: “The Boleyn Girl”, “Star Trek” “Funny People” “The Nugget”, “Deadfall”, “Closed Circuit”, “Lucky You” ve daha niceleri…

Kıssadan hisse; insanlarla iyi geçinen, sessiz, uyumlu, anlayışlı, cana yakın, sempatik, karizmatik, her işin üstesinden gelen, arı gibi çalışan ve biraz da asi olan Eric Bana, şu an SebastianBarry’nin romanından adapte edilen “The Secret Scripture” projesi üzerinde çalışıyor. Film akıl hastanesinde yatan bir kızın, günlüklerini konu alıyor. Şimdiden söyleyelim Bana,Dr. William Grene rolünü sırtlanıyor. Umarız Bana’yadoktorluk yakışır. Yakışıklı oyuncununo güzel buğulu gözlerini görmek için sabırsızlanıyoruz.

  • Eric Bana
  • Arzu Çevikalp
  • Deliver Us From Evil
  • Hanna
  • oyuncu
  • film

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000