ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Lion filminin kahramanı Saroo Habertürk'e konuştu

5 yaşında önce istasyonda uyuya kaldığı için kaybolan sonra da kendini evinden kilometrelerce uzakta bulan hikayesini anlatıyor Lion... İşte geçtiğimiz yıl hayatı beyazperdeye de aktarılan Lion filminin gerçek kahramanı Saroo'nun hayat hikayesi...

Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak, gerçek bir hikayeden uyarlanan Lion filminin kahramanı Saroo ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Saroo, hayatı altüst olduğunda henüz 5 yaşındaydı. Hindistan’ın Khandwa kasabasında yaşıyordu. Babası evi terk etmişti, annesi aileyi geçindiremiyordu. Saroo ve abisi Guddu trenlerden kömür çalıyordu. 1986’da bir gün abisiyle yine tren istasyonuna gittiler, Guddu kardeşine “Bekle, döneceğim” dedi. Ancak hiç dönmedi. İstasyonda uyuyakalan Saroo kayboldu. Eve gitmek için bir trene atladı ama kendini binlerce kilometre uzaklıkta, Kalküta’da buldu. 3 hafta boyunca sokaklarda kaldı, sonunda bir yetimhaneye götürüldü. Avustralyalı Sue ve John Bierley çifti Saroo’yu evlat edindi. Saroo Tazmanya’da yeni bir hayata başladı ancak ailesini bir türlü unutamıyordu. 20’li yaşlarına geldiğinde bir Hint yemeği onu geçmişe götürdü. Hafızasını internetin gücüyle birleştirdi. Google Earth’te uydu fotoğraflarına bakarak tren hatlarını takip etti ve 2012’de ailesini buldu. Bir kişi hariç... Guddu, o korkunç gün, bir trenin altında kalarak ölmüştü. Saroo hikâyesini “Eve Giden Uzun Yol” isimli kitabında kaleme aldı. Film “Aslan” ismiyle beyazperdeye aktarıldı, Nicole Kidman gibi starların rol aldığı film 6 dalda Oscar’a aday gösterildi. Saroo, Kristal Elma festivali için Türkiye’ye geldi. Biz de kendisiyle Boğaz kıyısında buluştuk, güneşli bir havada geçmişin karanlık dehlizlerine indik.

Çok küçüktünüz ama abinizi kaybettiğinizde ne hissettiğinizi hatırlıyor musunuz?

Tabii ki inanılmaz korktum. Daha önce hiç görmediğim bir yerde Kalküta’da bulmuştum kendimi. Küçük bedenim bir anda, o tren istasyonunda bir insan selinin ortasında kalmıştı. Beni oraya buraya itiyorlardı. Kurtarılmayı bekledim ama olmadı.

‘GELİP BENİ KURTARMALARINI BEKLEDİM’

Kayıp bir çocuktunuz.. İçinizde en çok hangi duygunun kaybolduğunu, eksik olduğunu hissettiniz?

Bir ailenin bir arada olma duygusu... Annem, kardeşlerim... Aslında aklımdan çıkmayan hep kız kardeşim oldu. Çünkü annem bana küçük kız kardeşime bakma görevini vermişti. Hayatta mıydı? Erkek kardeşlerim ne yapıyordu? Beni arıyorlar mıydı? 5 yaşında olmam hiçbir şeyi değiştirmedi, aklımda sürekli bu sorular dönüp duruyordu.

Olmadı ama orada kalmaya da niyetiniz yoktu. Henüz o yaşta bir çıkış yolu aradınız.

Evet, aslında bu benim özelliklerimden biri. Hayatta hep bir strateji oluştururum. Kendimi bir şekilde toparladım, istasyondan çıkmak için yol aramaya başladım ve beni evime götüreceği umuduyla trenlerden birine atladım.

‘GEÇMİŞİM PEŞİMİ BIRAKMADI ÇÜNKÜ TERK EDİLMEMİŞTİM’

Küçük yaşta başınızdan çok şey geçti. Kendinizi nasıl ayakta tutmayı başardınız?

Sanırım kolay toparlanan biriyim. Bir de pratik konularda iyiyimdir. Yaşam mücadelesi veriyordum, hayatta kalabilmek için yemeğimi bulmalıydım. Kendimi hiç bilmediğim devasa bir şehrin ortasında bulmuştum. Bedenim o kadar küçüktü ki, gördüğüm her şey kocaman geliyordu. Ama içimde bir savaşçı vardı ve bir yolunu buldum.

Daha sonra yeni bir aileyle yeni bir hayata başladınız. Sizi evlat edinen aileye nasıl alıştınız?

Bu zor olmalı, çünkü ailenizi hatırlıyordunuz... Zordu. Burada gene güçlü bir zihne sahip olma faktörü devreye giriyor. Hindistan’dan ayrılırken aileme bir daha geri dönemeyeceğimi anlamıştım. Ama önümde de yeni bir ailenin parçası olma fırsatı vardı. Hiç yoktan iyiydi. Kalküta’da o yetimhanede kalsam hiçbir şeyim olmayacaktı. Avustralya’ya giderek bu fırsatı kullandım. Yeni anne-babamı ilk gördüğümde çok birleştirici bir an yaşadım. O an anne-oğul bağı kuruldu. Bu beni çok rahatlattı. Ama çocukluğum, ilk gençliğim boyunca geçmişim peşimi bırakmadı. Unutmayın ki terk edilmiş bir çocuk değildim, kaybolmuştum.

Ortada suçlanacak bir anne de yoktu.

Aynen... Annem bir trene bindirip benden kurtulmak isteseydi o zaman her şey farklı olurdu.

‘İNGİLİZCE ÖĞRENİNCE AİLEM NEYLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUNU ANLADI’

Ama bu evlat edinen aile için de zor olmalı. Çünkü geçmişini hatırlayan, ailesi hep aklında olan bir çocuğa sahip çıkıyorsunuz...
Sanırım ilk zamanlar nasıl bir psikolojim olduğumu pek anlamadılar. İngilizce bilmiyordum ve derdimi anlatamıyordum. Dili konuşmaya başladığımda neyle karşı karşıya olduklarını anladılar. Şoke oldular ve normal bir çocuk olmadığım gerçeğiyle baş başa kaldılar.

(Fatıma 25 yıl sonra oğluna kavuştu)

Yaşadıklarınıza öfkelenip hiç evi terk etmeyi düşündünüz mü?

Hayır, çünkü o insanlar bana yeni bir hayat verdi. Başka bir ailenin yanına verilseydim hayatım çok farklı olabilirdi. Çok şanslıyım ve tabii ki minnettarım. Bana hep koşulsuz sevgi verildi.

‘UMARIM HİKÂYEM SİYASETÇİLERİN KALBİNİ YUMUŞATIR’

Hep teknolojinin kötü yanları gündemde. Sizin vakanız enteresan, çünkü hayatınızı iyi anlamda değiştirdi. Herkes Facebook’tan lise aşkını bulurken siz ailenizi buldunuz. Ve hikâyeniz film oldu!

(Gülüyor) Evet hikâyem pek çok kişinin hayatına dokundu sanırım. Evlat edinme kurumu hakkında da pek çok şey anlattığımı düşünüyorum. Hikâyem kimsesiz çocuklara nasıl ikinci bir şans verilmesi gerektiğinin de altını çiziyor. Tüm bu anlattıklarım umarım siyasetçilerin, bürokratların kalbini yumuşatır ve evlat edinmenin yolu açılır.

‘TEKNOLOJİ OLMASA AİLEMİ BULAMAZDIM’

Sue (evlat edinen annesinin adı) dediğimde aklınıza hangi kelimeler geliyor?

O benim annem, harika bir kadın. Bir anne nasıl olmalıysa onun en âlâsı!

Biyolojik ailenizi hafızanızı ve teknolojiyi yani Google Earth uygulamasını birlikte kullanarak buldunuz. Süreci anlatır mısınız?

Ailemi bulabilmek için Kalküta’ya ulaştığım tren istasyonunu hatırlamam lazımdı. Bu kez eğitimliydim ve elimde teknoloji vardı. Bence Google Earth, Facebook, Youtube hepsi doğru zamanda imdadıma yetişti, yoksa ailemi bulamazdım.

Biyolojik annenizi ve kardeşlerinizi ilk gördüğünüz an ne hissettiniz?

O an hayatımı değiştirdi. İnanılmaz bir zafer hissi yaşadım. Kelimelere dökmem kolay değil ama filmi izlerseniz dokunmanın, sarılmanın hisleri nasıl anlattığını görürsünüz.

Kardeşiniz Guddu’yu düşündüğünüzde ne hissediyorsunuz?

O benim kahramanım. Birbirimize çok bağlıydık. Yaşasaydı tıpkı onun gibi olmamı isterdi. Benim için çok dokunaklı bir mesele.

(Saroo biyolojik annesi Fatıma ve evlat edinen Sue ile.)

‘ANNEM İLK GÖRÜŞMEMİZDE TELEFON NUMARAMI SORDU’

Hindistan’daki anneniz Fatıma ve kardeşlerinizle ilişkiniz şimdi nasıl?

Çok iyi. Annemle ilk karşılaştığımda anlatacak çok şeyim vardı, hâlâ da öyle. 25 yıl ayrı kaldık sonuçta. İlk görüşmemizden sonra Hindistan’dan ayrılırken annem şunları sordu: “Nerede yaşıyorsun ve telefon numaran ne?” (gülüyor) Ayda iki kez telefonda görüşebiliyoruz çünkü mahallemizde konuşmamı Hindu diline çevirebilecek birini buldum.

Çünkü dili unuttunuz...

Aslında hiç öğrendiğimi de sanmıyorum. Ona bir ev satın aldım, para da gönderiyorum istediği şeyleri alabilsin diye. Kız kardeşimin çocuklarına hediyeler gönderiyorum. Son 4 buçuk senede, yani ailemi bulduğumdan beri 16 kez Hindistan’a gittim.

Hayatlarını nasıl kazanıyorlar?

Erkek kardeşim bir pamuk fabrikasında müdür. Kız kardeşim evde, iki çocuğuna ve anneme bakıyor. Hayatları çok sade.

‘BİYOLOJİK BABAMI BULDUM AMA TANIŞMAK İSTEMİYORUM’

Ya biyolojik babanız?

Nerede olduğunu, kim olduğunu biliyorum. Ama onunla tanışmak istediğimden emin değilim. Sanırım yakın bir zamanda bu gerçekleşmeyecek.

Ailenizi bulduktan sonra Sue ve babanızla ilişkiniz değişti mi? Hayır, asla. Gerçek bağım onlarla, ülkem de Avustralya. Tabii ki bir tarafım hep Hindistan’da ama Avustralya’da büyüdüm, oranın dilini konuşuyorum. 29 yıldır ailemin yanındayım. Biyolojik annem şöyle dedi. “Onlar senin ailen ama arada bir gel ve beni ziyaret et.” Her iki ailem de durumu anlıyor ve uyum içindeler. Bu bana huzur veriyor. Düşünsenize bir zamanlar bir ailem bile yokken şimdi iki tane var! (gülüyor)

Ve bir de bunun getirdiği ün var şimdi. Hayatınızı beyazperdede izlemek nasıl bir his?

Harika. Öncelikle hayatımın kitabını yazmak istedim çünkü...

Çünkü acayip bir hikaye!

(Gülüyor) Aynen öyle. Dünyada bir yerde benim hikâyeme benzer şeyler yaşamış insanlar olmalıydı. Kitap yazarak onlara ulaşabileceğimi, hayatlarına ışık tutabileceğimi düşündüm. Onlara ailelerini bulma gücü vermek istedim. Hikâyemin milyonlarca insana ulaşması çok güzel.


(Lion filminin galasında Nicole Kidman, Saroo ve Sue.)

‘NICOLE KIDMAN FİLMDEN ÖNCE DEFALARCA ANNEMLE GÖRÜŞTÜ’

Anneniz Sue’yu Nicole Kidman canlandırdı. Bundan memnun mu?

Tabii ki çok mutlu oldu. Aslında annemle ortak bir yanı var, biliyorsunuz onun da evlatlık çocukları var. Filmden önce annemle pek çok kez görüştü. Çok iyi bir oyuncu, rolünü kavramak, annemi daha iyi anlamak, hikâyemizin derinlerine inmek için onunla çok sohbet etti. Beni canlandıran aktör Dev Patel de çok iyi iş çıkardı, Avustralya aksanını öğrenmek için hayli uğraştı.

Gelecek planlarınız neler?

Kayıp çocuklar için daha fazlasını yapmayı düşünüyor musunuz? Evet. Hindistan Çocuk Evlat Edinme kuruluşu sayesinde Avustralya’ya gittim. Onlar olmasaydı burada olmazdım. Kuruluşu ayakta tutmak, onlara yardım etmek hayalim. Oradaki çocukların karnının doyması benim için çok önemli. Bir işadamı olarak bunları yapmak istiyorum.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ
Misafir - 20 dakika önce - Cevapla
0 0 0
Bu filmi mutlaka izlicem