HT MAGAZİN

Sinem Kobal ve Kenan İmirzalioğlu artık saklanmıyor. İkilinin birbirlerine sırılsıklam âşık olduğu konuşuluyor. Sizce evlenirler mi?

ESİN ÖVET: Evet ikili artık saklanmıyor ama Cihangir’de eve girerken Kenan İmirzalioğlu gazetecilere “Arkadaşlar ilişkimiz olduğunu kabul ettim, ediyorum. Ama evin kapısının önünde lütfen fotoğraf çekmeyin” diye ricada bulunmuş. Bence muhabir arkadaşların bu ricayı ciddiye almalı. Zaten her yerde çekiliyorlar. İkiliyi ben çok yakıştırıyorum ve evlenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabii istiyorlarsa.

OBEN BUDAK: Tanrı bilir bunu, biz bilemeyiz. İkisi de evliliği merak edip denemek istedikleri yaşta. Biraz hormonal dengeler icabı evlilik fikri cazip gelebilir.

BÜLENT İPEK: Evlilik için erken bir sürpriz yapacaklarını sanmam. Ama ilişkilerinin kesinlikle uzun ömürlü olacağını tahmin ediyorum. Çoktandır birbirine bu kadar yakışan ve mutlu görünen popüler bir çift ortalarda yoktu.

KADİR KAYMAKÇI: Evlenirlerse bir çeyrek alıp düğüne gideriz! Gençler birbirini sevdiyse bize mutluluk dilemek düşer. Şaka bir yana evlilik ciddi bir karar, öyle “Çok yakıştık hadi evlenelim” olmaz...

"ERKEKLERİN DÜNYASINA HİZMET EDEN SENARYOLAR YAZILIYOR"

Vildan Atasever, HT MAGAZİN’e verdiği röportajda “Biz genelde erkeklerin hayal ettiği kadınları oynuyoruz. İstisnalar kaideyi bozmaz ama kadın karakterlerimiz genel olarak gerçeklikten uzak, derinliği olmayan, eril bakış açısıyla yaratılmış karakterler” dedi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

E.Ö.: Çok doğru söylemiş. Dizilere bakıyorum hep bir dayatma. Erkeklerin dünyasına hizmet eden senaryolar yazılıyor. Ekrandaki kadınlar hep zorluk çekiyor, çocukları ellerinden alınıyor, istenmeyen kadın oluyorlar. Ha bir de genellikle hep erkek zengin oluyor, kadın fakir. Erkek fakir kızı sevince aile büyükleri, özellikle anne faktörü devreye giriyor. Çok çirkin, gerçekten kötü ve keyifsiz. Ama maalesef Türk insanı böyle dizileri seviyor.

O.B.: Bu her iki cins için de geçerli olabilir. Senaryolardaki erkek rolleri de daha çok Türk kadınının ilgi alanına göre düzenlenmiyor mu zaten? Konuyu kadın-erkek diye ayıramayız bu yüzden. Türkiye’de kadına verilen değerle doğru orantılı roller yazılıyor olabilir evet. Ama senaryolara baktığınız zaman derinliği olan bir karakter görmek zaten zor. Eril bakış açısı konusu senaristlerin bakış açısıyla doğru orantılı tabii ki. Özgür, ayakta duran kadın rolünü alıp Türk dizilerine oturtmak biraz zor değil mi zaten, saçma sapan senaryoların hepsi aynı tatta.

B.İ.: Vildan Atasever, uzun zaman sonra popüler bir işle kendini hatırlattı. Oyunculuğu da gayet iyi. Ancak dizideki karakteriyle ilgili bir sürü tutarsızlık var. İnandırıcılıktan uzak ve yapay. Bu onun değil projeyi kurgulayanların ve senaristlerin hatası. Ancak sorumluktan kaçamaz. ‘Erkekler böyle istiyor’ diye topu başka yere atmasına gerek yok. Erkek arkadaşlarıma da sordum, öyle dizilerdeki gibi bir kadın hayal ettiğini söyleyen çıkmadı.

K.K.: Vildan Atasever’in eleştirisine biz değil Ece Yörenç, Melek Gençoğlu gibi kadın senaristler cevap vermeli bence! Neden gerçeklikte uzak kadın karakterler yazıyorlar, gerçek bir kadın yazmak bu kadar zor mu? Ha dizilerimizdeki erkek karakterlerin derinliği de ‘boyu geçmez’ bu arada! Hepsi çocuk havuzu sığlığında maalesef.

"SALKIM'IN VEDASI ÇOK SAMİMİ VE OLGUN"

Yeşim Salkım’ın sessiz sedasız boşanması ve tabii ardından attığı “Hoşçakal yol arkadaşım” mesajını nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.Ö.: Bir kadın olarak benim çok hoşuma gitti. İnsanlar boşanabilir. Ama çirkinleşmek çok kötü bir şey. Yeşim Salkım’ın “Hoşçakal yol arkadaşım” diye yazması bir olgunluktur. Artık kendini tamamlamış, ne istediğini bilen bir kadının hareketidir bu. Yani Ece Erken ve Bade İşcil’in boşanma süreçlerine bakınca ciddi anlamda kaliteli geliyor bu durum.

O.B.: Şık bir hareket olmuş bence. Yıllarını paylaşıyorsun, birlikte dünya kadar önemli bir çocuk büyütüyorsun, zaman gelip ilişkideki duygular yer değiştirince de “Hoşçakal” demeyi becerebiliyorsun. Evliliklerde sonuna kadar götürebilmek değil maharet, bence birlikte geçirdiğin zamanı sevgi ve saygı ile hatırlayabilmek önemli. Yeşim Hanım bu yazdığı ile “Keşke gidebilseydi ama olmuyor işte, çok üzgünüm” mesajını da vermiş sanırım. Çok samimi, çok tatlı bir veda.

B.İ.: Esin sen Yeşim Salkım’ın örnek bir boşanma süreci yaşadığını yazdın. Haklısın, ama tecrübe faktörünü de gözardı etmemek gerek. Onun da daha önce etkisi yıllarca konuşulan olaylı boşanmaları oldu. Beşinci kez boşanınca tecrübesini yansıtıyor doğal olarak.

K.K.: Ece Erken ve Bade İşcil’in boşanma süreçlerinde yaşananlara bakınca Yeşim Salkım’ın mesajı bilimkurgu senaryosu gibi duruyor.

"BADE İŞCİL'İN REKLAMA İHTİYACI VAR"

Bade İşcil’in reklam uğruna aileyi dağıttığı haberi ilk bizde yer aldı. Bade’nin bu reklama ihtiyacı var mıydı?

E.Ö.: Bade İşcil tam kariyerinin zirvesindeyken işini bırakıp evlendi ve şu an reklama ihtiyacı var. Zengin bir adamla evlenmek, sosyeteye girmek bir yere kadar. Bir yerden sonra mutluluk getirmiyor demek ki bazı kadınlara. Ama tabii ortada bir çocuk var ve o çocuğu reklam aracı olarak kullanmak çok çirkin.

O.B.: Vallahi kaç senedir bu mesleği yapıyorum, yaşadıklarım bana “Reklama ihtiyacı mı vardı” kalıbının kimse için söylenmemesi gerektiğini öğretti. En tepedekilerin bile yaptıklarına bazen akıl sır erdiremiyorken Bade İşcil gibi bir sene daha çocuk baksa kimse tarafından hatırlanmayacak bir isimin reklam ihtiyacı olup olmadığını tartışmayalım. Yeni bir ürün piyasaya sürmeden bilerek ortaya dökülen ne aile faciaları, ne mahrem bilgiler gördük toplumca, demek ki herkes buna ihtiyaç duyabiliyor. Ünlüler görkem seviyor, konuşulsunlar diye bayılıyor. Haklarında konuşulsun yeter, iyi ya da kötü önemli değil.

B.İ.: Bu, kavgada çok sessiz kaldığını ve haksız görüldüğünü düşünerek cepheye çıkan Malkoç Süalp tarafından ortaya atılan bir iddiaydı. Hatta Bade’nin ‘Kösem Sultan’ dizisi için görüştüğü haberini yazdıktan sonra e-posta kutuma bir yazı düştü. Bade İşcil’in kendisine bölüm başı 12 bin lira teklif edilmesine çok sinirlendiği ve evde tabak çanakları fırlatıp kırdığını, sinir krizi geçirdiğini yazıyordu. Davayı etkilemek için karşılıklı bu tür iddiaları sürüp gidecek gibi.

"HANDE ÇEVRESİNDEKİLERE BİR AN ÖNCE 'KIŞ KIŞ' DEMELİ"

Hande Yener’in yeni şarkısı ‘Kış Kış’ çok konuşuldu. Sizler ne düşünüyorsunuz?

E.Ö.: Birileri oturmuş Hande Yener’i nasıl bitiririz diye planlamış ve böyle bir şarkıyı kendisine beğendirmiş. O da klip çekmiş. Bu şarkı için söylenecek çok şey var ama ben Hande’ye çok şey yazıp söyledim. Kendisi benim bu yazılarıma “Esin bana bir şey anlatmaya çalışıyor” diye bakmıyor da “Esin, Demet Akalın’ın kankası o yüzden bana bunları söylüyor” diyor. Ne kadar sığ, ne kadar ezberci bir bakış açısı. Oysa Hande’yi daha modern ve yenilikçi görüyordum. Ama ne yazık ki, o da şöhret hastalığına çok önce bulanmış. Üstelik ben Hande’nin yorumculuktaki başarısını överken o benim hep onu eleştirdiğimi düşünüyor. Sonuç olarak diyecek bir şey yok. O buna inanmış bir kere. Hande bir an önce etrafındakilere ‘kış kış’ dese doğruyu bulacak.

O.B.: Dans pistlerinde de cinler kovulsun fena mı? Ben bu şarkıya kötü ruh kovma gücü eklenmiş gibi hissetmek istiyorum. Ortalarda eğlenirken ille “Öldüm bittim” ya da “Oh nasıl koydum” sözleri söylenmez ki, bir de aramızda dolaşan kötü ruhlara bir şarkı yapılmalıydı bence. Hande ve Berksan’ın matrak kafasını seviyorum. Yaz eğlencesine uygun bir şarkı olmuş.

B.İ.: Ben yine Hande Yener’den beklediğim şarkıyı bulamadım. Son dönemdeki diğer Hande Yener şarkıları gibi 2 ay sonra kendisinin bile hatırlamayacağı bir şarkı.

K.K.: Hande Yener’in yeni şarkısı ‘Kış Kış’ için benim söyleyeceğim yegane şey ‘kışt kışt’tır... Benden uzak olsun! Ben 7-8 yıl önceki Hande Yener şarkılarını tercih ederim her zaman...

"BAYRAM DENİNCE AKLA ÇOCUKLUK GELİYOR"

Bugün bayramın son günü. Bayram demek çocukluk ve gençlik anısı demek.

Esin ÖVET: Benim bayram dendiği zaman hep çocukluğum geliyor aklıma. Sokakta oynamak, şeker toplamak. Güzel mendiller almak. Yeni nesil tabii bayram dendiği zaman hediyeler, tatil algılıyor ama biz seksek oynayan, ip atlayan çocuklardık. Onun tadı, keyfi başka. İyi ki yaşamışız o günleri. Tadı hâlâ damağımda.

Oben BUDAK: Bayram denince aklıma Ajda Pekkan ile çalıştığım dönemler geliyor hep. Vokalistliğini yaptığım o dönemde bayramdı, tatildi her boşluğu beraber geçirirdik. Bir bayram Urfa konserinden önce şehri dolaşırken küçük çocuklar gelip Ajda Hanım’ın yanına İngilizce konuşmaya başlamıştı. Onu sarışın, beni şortlu görünce direkt turist muamelesi yapılmıştı. Ajda Pekkan’ı Türkiye üzerinde tanımayan tek yaş grubunun 5 ve civarı olduğunu öğrenmiştim o gezide.

MASA’NIN ÜSTÜNDEKİLER

■ Eşi Selda Topal ile yardım kuruluşlarına maddi manevi destek vererek takdir toplayan Fenerbahçeli Mehmet Topal.

■ Boşanma sürecindeki saygılı tavırları ve boşanma sonrası dostluklarını sürdürmeleriyle: Çağla Şıkel ile Emre Altuğ.

MASA’NIN ALTINDAKİLER

■ Romantik Komedi 3’ün çekimlerini Engin Altan Düzyatan’ın sakalları nedeniyle ertelediğini açıklayan yapımcı Murat Tokat.

■ Ünlü çiftleri bir daha birbirlerinin yüzüne bakamayacak hale getiren aşırı hırslı boşanma avukatları.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000