MAGAZİN HABERLERİ

08 ARALIK 2016

Rafet El Roman-Ceren Kaplakarslan çifti uzun bir polemiğin ardından tek celsede boşandı. Yaptıkları evlilik sözleşmesi nedeniyle çiftin arasında mal paylaşımı olmadı. Boşanmanın hemen ardından sosyal medyada Rafet El Roman’ın Tuvana Türkay’la fotoğraflarının ortaya çıkması da cabası. 

BÜLENT İPEK: Boşandığı gün yeni aşk bombası patlayan Rafet El Roman’ın o haberine aslında ‘Rafet El Ferrari’ başlığı koymalıydık. Böyle bir hız olamaz. Adam aşksız duramıyor. Almanya’da yaşıyor ama Türkiye’deki magazin gündemini tek başına belirliyor. Bari bu kez evlilik kararı için o kadar hızlı davranmasa.

ESİN ÖVET: Maşallah diyorum Rafet El Roman’a. Gerçekten hiçbir zaman Rafet’in hızına yetişemedim. Acayip bir aşk hayatı var. Sanırım bu şarkıları yazmak için bu tuhaf aşkları yaşıyor. Ve maalesef ilişkileri tuhaf başlayıp tuhaf bitiyor. Kadınlar nasıl güveniyorlar anlamıyorum. Tuvana’ya “Aman dikkat” diyorum. Güzel biten bir ilişkisi yok Rafet’in, hep olaylı.

İPEK DURKAL: Rafet El Roman sanat hayatındaki başarısını özel hayatına taşıyamadı maalesef. Bütün ilişkilerine çok iyi başlıyor, çok çok kötü bitiriyor. Şimdi Tuvana Türkay diyoruz ama o da farklı olmayacak. Kadınlar hep ‘Ben farklıyım, benimle her şey çok güzel olacak’ sanıyor ama yanılıyor. Sen farklı olabilirsin de adam aynı...

KADİR KAYMAKÇI: Rafet Bey’in ayrılık haberlerinden roman olur! Roman olmasa dizi falan çekilir... Hep bir dram, hep bir gerilim. Boşandığı gün yeni aşkının ortaya çıkması ise magazinin konusundan çok fiziğin alanına giriyor! Işık hızı kavramını ‘Rafet Hızı’ diye değiştirmeleri gerek artık bence...

REŞAT BALCIOĞLU: Bu evliliğin sürmeyeceği daha ilk açıklamalarından belliydi. Ceren Hanım’ın babası Atilla Kaplakarslan ile Rafet El Roman arasında geçen diyaloglar yenilir yutulur cinsten değil. Yaşandı bitti deseler, saygı çerçevesinde ayrılsalar olmuyor mu sanki, neden bu rezillikleri gözler önüne seriyorlar anlamıyorum...

OBEN BUDAK: Rafet El Roman’ın bütün ilişkilerinin bu kadar olaylı bitmesi bence tesadüf değil. Ya kavgayı seviyor ya da kavgayı seven kadınları buluyor. Hayatı çok yorucu bence bundan sonraki dönem de böyle mi geçecek acaba?

‘Paris soygunu reytingleri uçurur’

Dünyaca ünlü televizyon yıldızı Kim Kardashian, Paris Moda Haftası’na katılmak üzere gittiği Fransa’da kaldığı otel odasında soyuldu. Polis kılığına giren soyguncuların Kardashian’ın 10 milyon dolar değerindeki mücevherini çaldığı söylenirken, olayın ünlü yıldızın PR çalışması olduğunu iddia edenler de oldu...

B.İ.: Batsın böyle reklam, eğer reklamsa. Bu kadar mı gözü döndü bu Kardashian’ların? Ben bunun reklam olduğuna inanmam. Kim Kardashian gibi herhangi bir mesleği olmadan bu kadar ünlü bir insan daha ne kadar ünlü olabilecek ki. Uzayda reality şov mu yapacak?

E.Ö.: Her saniyesi bir sürü korumayla geçen bir kadının Paris’in göbeğinde böyle bir olay yaşaması garip. İşin içinde bir şey var ama çıkar herhalde.

İ.D.: Paris gibi bir şehirde, kaldığı lüks rezidansta soyuluyor ve soyguncular hâlâ yakalanamıyor... Üstelik soyguncuların binaya giriş çıkışları güvenlik kamerasında görünmüyor. Kıbrıs’ta bindiği jet ski ile 13 saat ortadan kaybolan, dalgalar ve köpekbalıkları ile mücadele eden Gökhan Özen’in hikâyesi bile daha inandırıcıydı.

Kardashian, çalınan yüzüğüyle böyle poz vermişti.

K.K.: PR çalışmaları bile havalı(!) Resmen Hollywood filmi gibi. ‘Keeping Up With Kardashians’ın bu soygun bölümleri reytingleri uçurur. Tüm dünya günlerdir onları konuşuyor. Böyle bakarsak evet PR gibi görünüyor. Ama dediğim gibi eğer öyleyse 10 numara PR. İletişim fakültelerinde ders diye okutulmalı;)

R.B.: Allah aşkına birisi yanında niye 10 milyon dolarlık mücevher taşır? Mücevherler sigortalı değilse Kim Hanım herhalde bir 10 sene daha bu işin peşini bırakmaz. Paris’in göbeğinde böyle bir soygunun yapılabilmesi de ayrı bir soru işareti.

O.B.: Bence çok güzel bir PR çalışması. Dünyanın her yerinde adından söz ettiriyor, daha başarılı bir PR’ı parasıyla bile yapamazdı. 

‘Evlilik değil kariyer krizi’

Şov dünyasının en istikrarlı çiftlerinden Tuba Büyüküstün ve Onur Saylak’ın ilişkisine nazar değdi. Evlenmeden önce “Birimiz dizide oynarsa diğeri çocuklarla ilgilenecek” kararına karşın bu sezon projelerinin çakıştığı ve bu durumun çiftin arasını açtığı söyleniyor...

B.İ.: Bu ikili evlendiklerinde ‘Birimiz setteyken diğeri çocuklarla ilgilenecek’ açıklaması yapmıştı. Bunu da 5 sene çok güzel uyguladılar, ikizlerini büyüttüler. Ama sonunda kariyer hedefleri çakıştı. Onur Saylak çok iyi bir oyuncu ve geçen sezon ‘Hatırla Gönül’ dizisindeki oyunculuğuyla ekranda patladı bana göre. Bu yüzden dizilere ara veremezdi. Tuba Büyüküstün ise yeterince uzak kaldı. Bir de ikisinin kazandıkları ücretler arasında uçurum var hâlâ. Tuba kocasının dört katı kazanıyor. Yaşanan evlilik krizinden çok kariyer krizi.

E.Ö.: Tuhaf bir karar. İkisi de dizide oynasa bakıcı tutulur, başka sistemler bulunur.

İ.D.: Bugüne kadar duyduğum en saçma ayrılık sebebi...

K.K.: Daha saçma bir ayrılık nedeni duymadım! O kadar ki bu konuda söyleyecek söz bulamıyorum...

R.B.: Demek ki neymiş, şan, şöhret ve para her şeyden değerliymiş. Oysa ne güzel bir aile olmuşlardı, ikiz bebekleri var. Gerçekten çok yakışan bir çiftti, umarım yeni bir şans verirler birbirlerine. Bazı şeyleri aşamamışlar bence. Aile, mutluluk, huzur parayla satın alınamaz.

O.B.: Bir çiftin böyle bir anlaşma yapması saçma olmuş. Çocukları kadar kariyerler de önemli değil mi? Hangisine önemli bir teklifin geleceği belli olmaz ki. Fazla romantik bir söz. 

‘Harun Kolçak acilen çevresini değiştirsin’

Sağlığına kavuşan Harun Kolçak’ın “Cihangir’de dostum yok. Çok dedikoducu bir semt” açıklaması çok konuşuldu. Kolçak haklı mı sizce?

B.İ.: Ben tabii ki haklı bulmam. Harun Kolçak, Cihangir’den Vefa’ya taşınsın o zaman. Bir semti dedikoduculukla damgalamak çok anlamsız. Bunu, 3 ay yoğun bakımdan sonra hayata dönmüş bir ünlünün sitem sözleri olarak alıyor ve kızmıyorum kendisine. Bu seviyedeki bir sanatçı elbette daha çok ilgiyi hak ediyor. Bu ilgiyi görmüş olsa birilerini ya da bir semti suçlamazdı. Maalesef günümüz dünyasında sadece ünlüler değil, tüm insanlar yalnız ve kendi meselesiyle uğraşmakta.

E.Ö.: Harun Kolçak zor bir hastalıktan çıktı, üzmek istemem ama bu semtle alakalı değildir ki. Kişinin kendisiyle alakalıdır. Sen vefasızsan karşındaki de vefasızdır. Bir de yani sadece Cihangir’dekiler mi dedikoducu, çok tuhaf. Acilen çevresini değiştirsin Harun. Sadece semtle alakalı olamaz, kişinin çevresiyle de ilgilidir.

İ.D.: Bu konuyla ilgili fikrimi ‘Dedikodunun şahı şimdi yapılır’ yazımda belirtmiştim. Okumayanlar için bir daha söyleyeyim: Kolçak’a, kimse söylememiş mi dostluk dediğin şey semtle değil, yıllarla, yaşanmışlıkla, paylaşmakla oluyor. O da hayatta, hepi topu 3-5 tane...

K.K.: Bütün semtler dedikoducu bence! Cihangir’de durumu farklı kılan dedikoduyu yapanların kimlikleri. Bizim mahallelerde Ayşe Teyze, esnaf Mehmet Amca yapıyor, Cihangir’de ‘değerli oyuncu bilmem kimle ünlü şarkıcı falanca...’

R.B.: Herhalde haklı Kolçak.. Ne yani Cihangir çok vefalı bir semt mi deseydi? Bakmayın siz bir iki çapkının Cihangir’i mesken tutmasına, insanlar orada şöhret ve para peşinde koşuyor. Sırf çevremi genişleteyim belki nemalanırım diye evini Cihangir’e taşıyanlar bile var...

O.B.: Cihangir hakkında ben de aynı şeyi düşünüyorum, oraya eğlenmeye gitmeyi bile düşünmüyorum şahsen. Herkes birbirini dikizleyip sonra da dedikodu çeviriyor.

‘Derin Mermerci destek almalı’

Derin Mermerci’nin sosyal medyadaki aşırı zayıf fotoğrafları eleştiri aldı. Doğum yaptıktan sonra hızla kilo veren ve bir deri bir kemik görüntüsüyle dikkat çeken Mermerci’nin yeni görüntüsü hakkında ne düşünüyorsunuz?

B.İ.: Derin Hanım’ın gazeteye bastığımız o fotoğrafını görünce inanamadım, tekrar tekrar baktım. Bir ışık yanıltması mı var diye düşündüm hatta. Bu kadar zayıflık normal değil. Umarım anoreksiya değildir. Yakınlarının buna dikkat etmesi ve Derin Mermerci’yi en kısa sürede bir uzmana götürmeleri gerekir. Doğum sonrası bu kadar kilo vermek korkutuyor açıkçası.

E.Ö.: Derin’i geçen akşam bir mekânda gördüm. Gerçekten acayip zayıftı. Çok yakın bir arkadaşına “Derin hiçbir şey yemiyor mu?” diye sordum. Arkadaşı bana “Esin ben sürekli diyet yapıyorum ama Derin acayip yer” dedi. Klasik zayıflar için söylenen cümle. Demek ki kadın yemiyor, yese bu kadar zayıf olur mu?

İ.D.: Mutlaka bir rahatsızlığı var. Çünkü Derin Mermerci’nin zayıflığı, ‘zayıf kalma’ modasının ötesinde, anoreksiya gibi duruyor. Doktor değilim tabii ama kendisi bu halini beğenip de sosyal medyada paylaşıyorsa demek ki bizim gördüğümüzü görmüyor. Bu rahatsızlığın temel özelliklerinden biri de bu zaten.

K.K.: Fotoğrafı görünce derin düşüncelere daldım! Bir insan kendine bunu niye yapar? Derin Hanım sırf kafa kalmış, gerisi bir deri bir kemik. Birilerinin ona bu durumu söylemesi lazım... Fit, ince, zayıf olmak başka, Derin Hanım çizginin öbür tarafına geçmiş gibi geldi bana...

R.B.: Derin Mermerci’nin çok acil bir terapiste görünmesi lazım. Belli ki zayıflama hastalığına tutulmuş. Derin’i 20 yıldır tanırım, hiç böyle olmamıştı. Aile olarak genelde zayıf görünüyorlar, anneleri Ender Hanım, ablaları Tansa ve Yosun hep fit kadınlar. Derin de şık ve zarif bir kadındı, ne olduysa ikiz çocuklarını doğurduktan sonra oldu. Herhalde kendisini şişman hissetmeye başladı, sürekli kilo veriyor. O kadar dostuarkadaşı var hiç mi uyarmıyorlar bilmiyorum.

O.B.: Evet sağlıksız görünüyor. Bazı insanlar vücutlarıyla bir türlü barışamıyor işte. Çevresinde ona akıl verecek birileri vardır inşallah, çünkü bu gidişatın sonu çok parlak gözükmüyor.

HT MASA / HABERTÜRK MAGAZİN


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300