Doğum Tarihi: 8 Mayıs 1975

Eğitim: Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi

Sinema Filmi: 9

TV Dizisi: 9

İtalya’daki Sinema -TV Çalışmaları: 12

Eşi: Katerina Mongio(Yönetmen)

Çocukları: Ali, Maya, Cloe

Annesi: Sibel Günsür (Öğretim görevlisi)

Babası: Teoman Günsür (Kuantum fizikçisi)

Rol aldığı internet dizisiyle gündemde olan Mehmet Günsür, HT Magazin'den Mehmet Çalışkan'a konuştu.

Hakkında en çok merak edilen konuların başında geliyor. Tüm yeteneğine ve yakışıklılığına ve birçok da teklif almasına rağmen neden Türkiye’de çok az yapımda rol alıyor? Acaba içgüdüleriyle hareket edip yerleştiği İtalya’da mutlu mu, orada rol aldığı yapımlardan yeterince tatmin oluyor mu?,

İtalya’ya yerleştikten sonra belgesel film yönetmeni Katerina Mongio ile hayatını birleştiren ve bu evlilikten 3 çocuğu olan Mehmet Günsür, İtalya’da mutlu bir yaşam sürdüğünü belirtirken oyunculuk adına 2 ülke arasında mekik dokuyor. Rol aldığı internet dizisi ‘Fi’nin çekimleri için haftanın 3 günü İstanbul’a gelen Günsür’ün hayatında fazla paraya yer yok. Bu durumu da “Ben keyif adamıyım” sözleriyle dile getiriyor.

İtalya’da rol aldığı sinema filmi, kısa film ve televizyon dizilerinin kendisini tatmin ettiğini belirtiyor. Hem Türkiye’de hem de İtalya’da oyunculuk yapabilmesinden ve mutlu bir aile yaşamına sahip olmasından dolayı kendini oldukça şanslı görüyor.

‘HİÇBİR ZAMAN PARACI BİRİ OLMADIM’

‘Bulunduğu kıyılardan uzaklaşacak cesareti olmayanlar okyanusların ötesindeki kutsal toprakları asla keşfedemezler’ felsefesiyle mi İtalya’ya yerleştiniz?

Bu bir felsefe değil, bir gerçek. Olabildiğince çok şey görmenin gerektiğine inanıyorum. Her zaman içgüdülerimi dinleyerek hareket ettim. İtalya’ya gidişim de aslında öyle oldu. Sonuçta 8 yıl İtalyan Lisesi’nde okumuştum ve okuldaki herkes gibi hayatımın bir döneminde İtalya’da yaşamak istiyordum. 1998’de ‘Hamam’ filmini izleyen Bolognalı bir tiyatro yönetmeninden teklif geldi. O fırsatı kaçıramazdım. Gidiş o gidiş...

Türkiye’de daha çok yapımda rol alarak daha çok kazanç elde edebileceğiniz halde neden İtalya’da yaşamayı tercih ettiniz?

Hiçbir zaman paracı biri olmadım, her zaman keyif adamı oldum. Hayatta keyifli olmak da parayla olan bir şey değil. Parayla ilişkim hiçbir zaman kuvvetli olmadı. İtalya’nın zaten sanatla olan ilişkisi malum. Sinemasıyla, mimarisiyle, modasıyla, heykeltıraşlarıyla, ressamlarıyla, Rönesans’ıyla bir dünya mirası. Bir sanatçı için yaşaması oldukça keyifli bir yer. Böyle bir fırsatım olduğu için kendimi çok şanslı görüyorum.

‘TEK BİR PLANIM VARDI’

İtalya’ya giderken kariyeriniz adına yaptığınız planlar ne ölçüde gerçekleşti?

Hiçbir zaman plan yapmadım ki... Sadece sevdiğim şeylerin peşinden koştum. İlk gittiğimde 4 yıl boyunca rol aldığım tiyatro oyununun turnesiyle İtalya’yı gezme fırsatım oldu. Turnenin ikinci yılında Bologna’dan Roma’ya taşındım ve orada bir menajerlik ajansıyla yollarımız kesişti. Şansım da yaver gitti. Yaptığım ilk audition’ları hep kazandım ve birçok iş aldım. Çok büyük prodüksiyonlarda dünya starlarıyla beraber oynama şansım oldu. Bütün bunlar olurken tek bir planım vardı o da sevdiğim işi sevdiğim şekilde yapabilmekti.

İtalya’da bir Türk oyuncunun kabul görmesi için hangi kriterlere sahip olması gerekiyor?

Tabii ki her şeyin başı yetenek. Ayrıca İtalya’da İtalyan rollerinde oynamak için İtalyanca’nın gerçekten mükemmel olması gerekiyor.

İtalya’da 12 yapımda rol aldınız. Kabul gördüğünüzü söyleyebilir miyiz? Oranın dinamikleri nasıl?

Hepsi harika işlerdi. İtalya’daki tiyatro ve sinema endüstrisini yakından tanıma fırsatı bulduğum önemli tecrübelerdi. Tüm çalışmalarım bir sanatçı olarak bana çok büyük katkılarda bulundu. 

‘İÇGÜDÜSEL DAVRANIYORUM’

Biliyorum, yıllarca Türkiye’den birçok oyunculuk teklifi aldınız ama çoğunu kabul etmediniz. Neden böyle hareket etmeyi tercih ettiniz?

Bir senaryo geliyor. Okuduktan sonra çok içgüdüsel davranıyorum ve açıkcası teklifi neden reddettiğimi kendime bile söyleyemeyebiliyorum.

Dışarıdan bakıldığında Türkiye’nin ve Türk sinemasının panoraması nasıl görünüyor?

Türk sineması zaten son dönemde bir çıkış yapmaya ve daha çok uluslararası başarıya imza atmaya başlamıştı. Türkiye’deki politik devinimin hızlanmasıyla beraber Türk sineması daha da çok dikkat çekmeye başladı. Sanat bize toplumu anlatır. Dünya da Türkiye’yi ve Türk insanını anlamak istiyor.

‘GÜNEY KORE MODELİNİ SEÇMELİYİZ’

Avrupa ülkeleri arasında ABD filmlerinin yerel filmlerden daha az izlendiği tek ülke Türkiye. Bu açıdan bakacak olursak Türk sinemasının konumunu nasıl değerlendirirsiniz? İzleyicinin Türk filmlerine olan ilgisinin azalmaması için sizce nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Her toplumda olduğu gibi Türkler de kendi topraklarından hikâyeleri seviyor. Ancak şu anda bence sinema sektöründeki en büyük hata risk almamamız. Bu topraklarda çok fazla hikâye var fakat biz hepsini anlatamıyoruz. Çünkü risk almamayı seçiyoruz. Örneğin Güne Kore modelini benimseyebiliriz.

O model nedir?

Risk alınarak çekilmiş filmlerden söz ediyorum. Kendi topraklarımızdan çıkan hikâyelerle bezeli, gişesinin çok yüksek olmayacağı öngörülen yapımlar. Kore sineması böyle bir uygulamayla çok büyük bir patlama yapmıştı. Bir süre sonra hem o tür filmler para kazanmaya başladı hem de izleyicinin daha zeki, daha düzgün projeleri seçmesiyle işin kalitesi arttı.

‘AMERİKA İLK TERCİHİM OLMADI’ 

Yetenek ve yakışıklılık/güzellik olarak Hollywood yapımlarında rol alabilecek Türk oyuncular varken ki o oyunculardan biri sizsiniz neden olmuyor? Çarkın hangi dişlisi eksik?

Bu soruyu sadece kendi açımdan cevaplayabilirim Amerika hiçbir zaman benim ilk tercihim olmadı. Eğer gitmek isteseydim Amerika’ya çok daha önce hatta belki İtalya’dan önce giderdim. Ne var ki Avrupa’da kalmayı tercih ettim.

Sizi aynı işi yapanlardan ayıran en belirgin farkınız nedir?

Ben benim, onlar da onlar. 

‘Piyasa için yeni bir kapı açmasını istiyoruz’

‘Fi’nin hangi özellikleri sizi cezbetti?

‘Fi’nin öncelikle Türkiye’de pek görmeye alışkın olmadığımız hikâye döngüsü, bunun yanı sıra kadrosu, bedava dijital platformda yayınlanacak ilk dizi olması ve 60 dakika olması beni çok cezbetti. ‘Fi’nin öncelikle bütün piyasa için yeni bir kapı açmasını istiyoruz. Çünkü bu işin yaptığımız her şeyin dışında aslında bir de görevi var. Çok kutsal olduğuna inandığım bir görev. Piyasada artık 60 dakika süren ve her karakteri her türlü katmanıyla verebilme şansı olan, senaristini, yönetmenini, oyuncusunu ve sizleyicisini daha zeki olmaya zorlayan bir iş. 

Fi’deki karakterinize hazırlanırken nasıl bir çalışma yaptınız?

‘Deniz’in kafasına girmek için önce onun fikirlerini anlamaya çalışmak lazım. Hayata, sanata, sanatçıya ve sisteme karşı bir bakış açısı var. Bu bakış açısı aslında benim kendi bakış açımdan çok da farklı değil. Bir yandan da tabii ki müzik olması... Benim hayatımda da müziğin çok önemli bir yeri var. 

‘Evde güzel gürültüler yapıyoruz’ 

Müzik şu an hayatınızın neresinde?

Müzik her zaman hayatımda çok büyük rol oynadı. Müzik yapmadığım zamanlarda da çok iyi bir dinleyici oldum. Müziği gerçekten mesai ayırarak dinlemekten bahsediyorum. Profesyonel bir dinleyiciyimdir. Yeni şarkılar keşfetmeyi çok severim. Eskiden daha çok yeni şarkılar arardım. Şimdi tabii cepte çok fazla müzik var ve geçmiş müzikleri dinlemeyi seviyorum. Ama bir yandan da yeni şarkılar keşfetmeye çalışıyorum. Enstrümanlarım da var tabii ki; gitar, perküsyonlar vs... Evde güzel gürültüler yapıyoruz.

‘Sonsuza kadar öğrenci olma fikri bana iyi geliyor’ 

Kariyerinizin tablosuna baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Kariyerinizin hangi döneminde olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Geriye baktığımda aslında hep ne kadar çok iş yaptığıma şaşırıyorum. Benim için en önemlisi hepsinin gurur duyduğum işler olması. Ayrıca sonsuza kadar öğrenci olma fikri bana hep iyi geliyor. Çünkü her zaman öğrenecek bir şey var ve her zaman işlerin daha iyi yapılabileceği bir şekil vardır.

‘Ne kadar gülüyorsak o kadar başarılıyız’ 

“Hayatı en basit anlamıyla yaşamayı seviyorum” demiştiniz. Basit hayatınız nasıldır? O basit hayatınızı kimlerle paylaşır, neler yaparsınız?

Bence hayatı basit anlamıyla yaşamak demek çok fazla plan yapmamak demek. En basit haliyle daha fazla gülebilmek demek. Bir gündeki gülme oranımız ne kadar yüksekse hayatta o ölçüde başarılıyızdır. Daha fazla dans edebiliyorsak, sevdiklerimizle daha fazla zaman geçirebiliyorsak başarılıyızdır. İşte basit bir hayat bu demek. Bol kahkahalı, çok az kasılmalı ve sevdiğin insanlarla beraber olmalı... Tabii ki yeni insanlar tanımak da var ama bol kahkaha, dans, müzik, sevdiğin insanlar ve tabii ki aile.

Hayatınızın bu döneminde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Olağanüstü şanslı. Harika bir ailem ve harika bir hayatım var. Çok çok çok çok çok çok şanslıyım.

Şöhret size ne ifade ediyor? 

Şöhret, yaptığım işin beni ilgilendirmeyen tek parçası. Onunla yaşamaya çalışıyorum. Sonuç olarak şöhretle hiç ilgilenmiyorum. 

‘Her gittiğim yere Türkiye’yi götürüyorum’

Roma’daki hayatınızdan biraz söz eder misiniz?

Romalıların nerdeyse her gün yiyecekleri yemekleri bellidir. Örneğin cuma günleri balık yerler. Herkes perşembe günleri evdedir, çünkü evde çalışan kadınların izin günü o gündür. Böyle komik şeyler var. Ve Romalılar tam bir keyif insanıdır. Benim oradaki yaşantım da doğal olarak Romalılarınkine oldukça benziyor.

İtalya’dayken Türkiye’yi, İstanbul’u özlemiyor musunuz?

İstanbul’a bazen 1 yılı aşkın süre gelemediğim oluyor. O zamanlar tabii ki çok özlüyorum. İstanbul benim parçam. Aslında İstanbul’la göbek bağım var. Nereye gidersem gideyim yanımda mutlaka İstanbul ve Türkiye oluyor.

 

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000