05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
Murat Bardakçı ile tarih programı yapan Pelin Batu, Ciner Grubu’nun yeni çıkacak gazetesi Habertürk’ün de yazarı olacak. Sayım Çınar, Pelin Batu ile yeni çıkan şiir kitabını, Murat Bardakçı ile yaptığı programı, Türk sinemasını ve diplomat kızı olmanın nasıl bir şey olduğunu konuştu.

Sol eğilimli, genç bir şairsiniz. Sol eğilimli bir şair olmanızı neye borçlusunuz?

Dünya görüşümün sola meylettiği doğru. Ama bunu şiirlerime taşıdığımı söyleyemem. Düşünce açısından soruyorsanız, ilk olarak ailemden gördüklerim ve öğrendiklerim beni etkilemiştir, pek tabii ki. Akabinde, bir şeyleri sorgulayan ve irdeleyen bir birey olarak, solun dünyayı daha yaşanabilir kılacağına inanıyorum. Her ne kadar ülkemizde ve dünya tarihinde örneklerini yeterince görmüş olmasak da, solun, sosyal adalet, işçi hakları, çevrecilik ve eşitlik gibi temel meseleleri gözetebileceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.

Türk medyasında her zaman size özel bir ilgi var, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bilmiyorum, ama şunun farkındayım: Ünlü olmak dünyada ve ülkemizde artık çok kolay. Bir evlilik programı ya da yarışma sayesinde herkes gazete sayfalarını veyahut ekranları fethedebiliyor. Önemli olan beş dakikalık ünler değil, geriye bir şeyler bırakabilmek. Ben bunu başarır mıyım, bilinmez. Ama uğraşıyorum. Medyanın ilgisi ise, bazen beni bile şaşırtıyor.

İlkokul ve ortaokulu Pakistan’da, liseyi New York’ta okumuşsunuz. New York Üniversitesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi’ne geçmişsiniz. Gezmenin eğitici ve özgürleştirici bir tarafı var, değil mi?

Gezmek en iyi üniversitedir. Başka kültürleri ve dilleri tecrübe edince, insan kendi kültürünü daha iyi anlayabiliyor. Çünkü karşılaştırma ve dışarıdan bakma gibi meziyetler kazanmış oluyorsunuz. Ayrıca, insan yollardayken, farklı bir zaman mevhumu oluşur. Dar zamanlara çok şey sığdırılınca, dönüş için pek çok materyel biriktirmiş olursunuz. Böylece, yolculuklarınız bitmiş olsa da bir süre daha devam eder. Ben bu gel gitleri, arada kalmışlıkları sevmeye başladım en sonunda. Statik düzene karşı olmaktan değil sadece, biriktirdiğim renkler ve kelimeler için de değil. Arada olmanın yorucu olduğu doğru, ama bana ilham veriyor ve bunun için seviyorum.

Hem Doğu’da hem de Batı’da yaşayan birisi olarak, "Batı Doğu’dan başlar" diyebilir miyiz?

Doğu ve Batı birbirinden ayırt edilemez, birbirinin içine girmiş şeylerdir. Bizim problemimiz, özellikle de son 200 yıllık hastalığımız, her şeyi kategorize edip hudutlar çizmekten geliyor. İlk olarak şunu söyleyeyim: Doğu ve Batı, nereden baktığınıza göre de değişir. Mesela, bu soruyu Japon tarihi açısından ele alacak olursak; Doğu, Amerika demek, Batı ise Rusya. Bu çok basit bir bakış açısı. Ama bizim buralarda tarih yüz yıllardır “avrupa merkezli” olmuştur ki, unutabiliyoruz. Hatta, pek çok medeniyeti doğru dürüst tanımıyoruz bile. İkinci olarak, tarihsel açıdan, hepimiz biliyoruz ki Batı, kara çağlarını yaşarken, Doğu'nun alimleri sayesinde hem geçmişini hem de yeni bilimsel verileri kazanmış oldu. Ama Eflatun olsun, İbn-i Sina olsun, birbirlerinin omuzlarına basarak kitaplarını yazmışlardır. Onları Doğu ve Batı gibi kategorize etmek, coğrafyaların veya dinlerin himayesi altına sokmak yalnış.

Daha önce CNNTürk’ te bir sinema programı yapmıştınız. Neden bitti?

Ülkemizde sık sık olan krizlerden birisine denk gelmişti ve beş program birden “pat” diye kaldırılmıştı. Bittikten sonra şunu fark ettim aslında: İnsanlara soru sormaktansa, benimle röportaj yapılmasından daha çok keyif alıyormuşum! İnsan bu röportajlarda kendini daha iyi tanıma fırsatı elde ediyor.

Şimdilerde Murat Bardakçı’yla bir tarih programı yapıyorsunuz. Bu programa nasıl başladınız?

Murat Bardakçı ve Kenan Tekdağ böyle bu teklifi sunduklarında, itiraf etmeliyim ki tereddüt ettim. Çünkü hem halihazırda aynı kanalda devam eden bir programım vardı hem de tarih okumuş olmama rağmen uzun zamandır akademik kariyerime edebiyat bölümünde devam etmekteyim. Dolayısıyla, bir “tarihçi” edasıyla arz-ı endam etmenin doğru olmayabileceği endişesini taşıdım. Sonra fark ettim ki, bu aslında çok keyifli olabilir, çünkü hem zevk aldığım bir işi yapma fırsatım olacak, hem de yeni şeyler öğrenmek açısından doyurucu olacak. Karar vermem çok uzun sürmedi!

Hem güzel bir kadınsınız hem de çok fazla ilgi alanınız var. Sinema, tarih, şiir, edebiyat vs. Çok kültürlülük hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yaptığım şeylerin hep birbirinden bağımsız işler olduğu söylenir. Oysa benim için hepsi bir bütünün parçası. Edebiyat, sinema, resim ve müzik birbirini dolduran, zenginleştiren dallar. Akademide de sosyal bilimlerin birbirine girift bir konumda olması gerektiğini düşünüyorum. 20. yüzyıl mantalitesi bize herkesin bir işi olduğunu ve sadece o işi yapmasını dikte etti. Ama, bir edebiyat öğrencisi olarak, felsefe ve tarih olmasa, güzel kelimeleri tartışmanın ötesine gidilemez diye düşünüyorum. İlgilendiğim farklı alanlara gelince, bütün bu saydıklarınızı eş zamanlı yapamıyorum tabii. Okul devam ederken film çekemiyorsunuz ya da bir kitap üzerine çalışırken bir dizide oynayamıyorsunuz. Yaptıklarım benim için nefes alma alanları yaratıyor. Mesela yoğun bir oyunculuk deneyiminden sonra eve kapanıp kitap karıştırmak ve kelimelerle oynamak ilaç gibi geliyor. Piyano her zaman için en güzel terapi. Okul keza çok keyif verici. Aktivistlik ise hepimizin yapması gereken bir görev ve orada da kendinizi iyi hissediyorsunuz. Çünkü inandığınız bir şey için mücadele etmiş oluyorsunuz.

İngilizce şiirleriniz Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmıştı. Yeni şiir kitabınızın yayımlanacağını öğrendim. Yeni şiirlerinizin teması içinde aşk acısı da var mı? Daha doğrusu, yeni şiir kitabınızın teması nedir?

Yeni şiirlerin teması İstanbul Rüzgârları, benim İstanbul'umun rüzgârları. Bu rüzgârlar içinde melankolik olanları da, aşık olanları da, ölü olanları da, başka şehirlere göç etmek isteyenleri de var. Barbarossa’nın rüzgârı, ait olduğu topraklarda defnedilmeyi hayal ederken, kargaların rüzgârı cevizleri düşleyebiliyor. Dört mevsimin rüzgârlarından mürekkep işbu kitapta, aslında kendi rüzgârlarıma ses veriyorum.

Ahmet Almaz’la Yahudilik tarihi diye bir kitap yayınlamıştınız. Antisemitizm hakkında neler söyleyebilirsiniz? İsrail-Filistin savaşını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herhangi bir milleti ve dini yaftalamak kadar kolay ve çirkin bir şey yoktur. Gazze'de yapılanlar, insanlık adına utanç vericiydi, bu doğru. Ama şunu da hatırlamalıyız, bir hükümetin politikaları yüzünden bir milleti topyekûn suçlayamayız. Daha geçen gün, İstanbul’da Musevi vatandaşlarımızın dükkânları kimliği belirsiz kişiler tarafından işaretlendi. Kendi başbakanımız, Musevi vatandaşlarımıza Osmanlı hanedanının Yahudilere kucak açmasını hatırlatarak, onlara misafir muamelesi çekmiş oldu. Ümit ediyorum ki ne ülkemizde, ne de başka yerlerde bu tür tepkiler masum “ötekileri” kurbanlaştırmaz. Nefretleri kamçılamaz. Tarih aslında iktidar, dolayısıyla da "savaş tarihi" olmaktan bir türlü kurtulamıyor ne yazık ki. Bunu sürekli yaşamak, görmek çok yıpratıcı.

Tunca Arslan’ın Akla Zarar Filmler adlı sinema kitabında sizin oynadığınız Komser Şekspir de yer alıyor. Siz bu filmi nasıl anımsıyorsunuz?

Ben, güzel şeyleri hatırlayıp, kötü şeyler hakkında gülmeye çalışırım. Arslan, Komser Şekspir’i sevmemiş olabilir, bunu anlayabiliyorum. Ama benim için önemli bir filmdi. Teknik anlamda, en çok emprovizasyon yaptığım, spontan buluşlarla hareket ettiğimiz bir iş olduğu için, çok şey öğrendim Sinan’ın setinden. Ayrıca çok de eğlenmiştik. Bu anılar benim için filmlerden daha önemli.

Babanız İnal Batu '68 kuşağını temsil eden önemli bir karakter. Babanızdan etkilendiniz mi? Babanızla olan ilişkinizden bahseder misiniz biraz?

Tabii etkilendim. Babam, benim tanıdığım en aydın, açık görüşlü ve yapıcı insanlardan birisidir. Ondan çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum. Babamla, İmroz’da rakı yudumlamak olsun, film seyretmek olsun çok şeyi paylaşabiliyorum ve gülebiliyorum. Annem, babam, ben ve kardeşim, birbirimize çok bağlıyızdır. Bu anlamda kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü ne olursa olsun, hep birbirimizin yanındayız.

Ciner grubunun yeni gazetesi Habertürk'te yazacak mısınız? Habertürk medya dünyasına bir hareket getirecek, değil mi?

Evet yazacağım. Gazeteye gelince, tekelleşmiş medyamız açısından her mualif sesin hayırlı olacağına inanıyorum. Değişik seslere ihtiyaç var.

Türkiye'deki medya dünyasından, medyanın kullanım biçiminden, medyadaki iç işleyişten memnun musunuz? Türk basınında en çok kimleri okuyorsunuz?

Hayır, çok memnun olduğumu söyleyemem. Sistemin bu kadar “Amerikanlaşması” beni rahatsız ediyor. Kamplaşmalar, karteller, iş adamları-politikacılar-medya üçgeninin muhteşem birlikteliği gibi kombinasyonlar, ister istemez objektivite ve dürüstlük sorularını da beraberinde getiriyor. Bunu özellikle çevre konularında (yani lobilerinde) çok net görüyorsunuz. Her şeye rağmen, cesaretli ve yürekli yazarlarımızın ve araştırmacılarımızın olması, insana umut veriyor.  Yazar ismi vermeyeyim, ama sürekli okuduğum birkaç yazar var.

Sayım Çınar / Medyatava

 

 

 

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300