Kim bu Akın İpek?

Koza Davetiye, Bugün Gazetesi ve Bergama altın madeninin sahibi Akın İpek ilk kez konuştu

28 Mayıs 2007 Pazartesi, 15:42:00Güncelleme: 15:42:00
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Koza Davetiye, Bugün Gazetesi ve Bergama altın madeninin sahibi Akın İpek, iş hayatı ile ilgili ilk kez konuştu. 2003 yılından sonraki yükselişinin AKP’yi desteklemesi ile ilgisi olmadığının altını çizen İpek, istikrarın destekçisi olduğunu belirtti. İpek, Bergama altın madenindeki sorunu 6 ayda çözdüğünü söyleyip “Sorun yabancı şirketteydi. Bölgeye Afrika muamelesi yapmışlar ve herkesi karşılarına almışlar” dedi

2003 yılına kadar Koza Davetiye olarak bilinen şirket şimdi bambaşka bir yerde. AKP’nin iktidar hikayesi başladığında, sizin de yükseliş hikayeniz mi başlıyor?

Hemen söyleyeyim, AK Parti’yle bugüne kadar organik hiçbir ilişkimiz olmadı. Ben Başbakan’ı hayatımda 2 defa gördüm. Abdullah Gül’ü 1 defa gördüm. Deniz Baykal’ı da 1 defa gördüm. Parti binalarının hiçbirinin içine girmedim, bilmiyorum. Meclis’i de bilmem. Benim bugüne kadar hiçbir partiyle bir bağlantım olmadı. Şu ana kadar devletten aldığım tek bir iş, tek bir ihale yoktur. 4 yıl İngiltere’de okudum. Babam öldü. Bankalara borçlar var. Bir kısmını kapattık. Ardından bu şirketi halka açalım, dedik. Bizim borcumuz var ama bu şirket kâr eden bir şirket diyelim, 2003’de halka açtık. Borcumuzu kapattık. Ondan sonra şirketin durumu düzeldi. Sonra öyle bir noktaya geldik ki buradan Kayseri’ye gönderir gibi Teksas’a davetiye gönderiyoruz. Başarılı olduk.

İstikrarı destekliyorum

AKP’yle organik ilişkiniz yok ama AKP’yi destekliyor musunuz?


Ben siyasi istikrarı destekliyorum. Ben çalışarak para kazanan bir insanım. Bu ülkede benim bir gecede tüm borçlarım 2 katına çıktı. Varlığım yarı yarıya düştü. Şimdi AK Parti, sevin ya da sevmeyin bu işi geçmiş iktidarlardan daha iyi yapmadı mı? Elimi vicdanıma koyuyorum. Yine söylüyorum, AK Parti’yle hiçbir ilişkim yok. Ama ben istikrarı destekliyorum.

Davetiyecilikten madenciliğe geçiş nasıl oldu?

Bir gün ben İstanbul’a gidiyorum. Telefonum çaldı. Bizim mali müşavirimiz aradı. Aynı zamanda Sabahattin Bey’in (Yıldız) de mali müşaviriymiş. Beni ihalenin kapısından arıyor. ‘Biz, Eti Gümüş ihalesine giriyoruz. Bu çok kârlı bir iş. Bizim bir desteğe ihtiyacımız var. Sizi mutlaka ortak almak istiyoruz’ dedi. Bir kaç kez konuştuk. O gün beni en son aradığında ‘41.2 milyon dolara aldık. Hayırlı olsun’ dedi. Ben böyle bir parayı hiç görmemiştim. Bu paranın yarısı peşin ödenecek. Kalanı vadeyle. Ama yarısının peşin ödenmesi için bankadan kredi kullanılacak. 20 milyon doların yarısını kredi kullansa bile, bu 10 milyon doları kim kredi verecek? Biz tüm varımızı yoğumuzu ortaya koyduk. Biraz nakit de koyduk. Ucu ucuna birleştirdik ve orayı aldık.

Ardından gelen Bergama Altın madeninde yabancı şirketin aşamadığı sorunları 6 ayda nasıl aştınız?

O tarihte Bergama’daki maden kapatıldı. Kapatıldığına göre Eurogold- Newmont buradan çıkacak. İnceledim. Hukuk ve çevre konularında tez yazdım diyebilirim. Buranın açılacağını anladım. Newmont burayı satmak için başka bir şirketle anlaşmıştı. Ama maden kapatıldığı için bu adamlar sözlerini yerine getirip, parayı ödemiyorlar. Biz o sırada Eti Gümüş’ten ayrıldık. Hisse değerimizi alır almaz, Newmont’u aradım. Bana, ’niyetiniz ciddiyse 2 milyon doları hesaba yatırın, konuşalım’ dediler. Elimdeki tek para buydu, gönderdim. İyi bir anlaşma yaptık.

Sonra tüm köydeki vatandaşları, komşularımızı topladık. 2 bin kişinin yaşadığı bir yeriz. Onlara gerçeği anlattım. Bu orada yaratılan büyük direnişi kırdı.

Anlattığınız gerçek neydi?

Burada hiçbir şekilde insan sağlığı ve çevre sorunu olmayacak. Ben şunu söyledim: 3 yıl inceleme yapıldı. Bununla ilgili raporlar yazan, mesleğinin zirvesindeki onlarca hocaya, inanmadıkları herhangi bir şeye tek bir imza koydurabilir misiniz? TÜBİTAK’ın raporu var. Yabancılar ilk geldiklerinde, bölge insanını incitmişler. Afrika gibi görmüşler. Belediye Başkanı bir şey söylediği zaman dikkate almamışlar.

Ama şimdi bizim köylülerimizle aramız çok iyi. Azami derecede iyi.

Altını halen siyanürle mi çıkarıyorsunuz?

Siyanür, Türkiye’de kullanılan 4 bin kimyasaldan bir tanesi. Türkiye’de her yıl 360 bin ton siyanür tüketiliyor. Bizim kullandığımız yılda 100 ton. Üstelik biz kullandıktan sonra, kontrolsüz şekilde bırakmıyor, siyanürü tekrar bileşenlerine ayırıyoruz. Bu madde günlük hayatımızın içinde aklınıza gelen heryerde kullanılıyor. Fotoğraftan, ilaç sanayine kadar... Kuyumcular altını nasıl işliyor? Herkes ithal ediyor. Bakın bizim hava, su, toz vb. günlük ölçümlerimiz var. Bizim tesisimizin çevresinde ölçülen oranlar, devletin izin verdiği normal miktarından bile kat kat daha az. Atık barajında işlemden geçiriyoruz. Temizlenmiş suyla, bir göl yarattık. Bu gölde çiçekler, çimler, nilüferler var. Balıklar yaşıyor. Kuşlar geliyor. O gölde girip yüzdük. Biz madenimizi kamuya da açtık. Herkes gelsin görsün diye. Okul gezileri yapılıyor. Son 10 ay içinde 4 bin kişi gezmiş tesisimizi. Vatandaşları, turistleri gezdiriyoruz . İnsanlar merak ediyorlar, altın madenini. Resim çektiriyorlar. Altınların içinde.

Şimdi siz soruyorsunuz, neden bu kadar ısrar ettiniz diye. Geçtiğimiz yıllarda Newmont’un patronu Türkiye’ye geldi. Benimle görüşmek istedi. Yani bu şirket öyle bir şirket ki milyar dolarlık kârları var. Başkanı kendine jet almış, kendine özel Ferrari sipariş ediyor. İnsanın çok parası olunca böyle oluyor herhalde. Bana dedi ki: ‘Hiçbir işle insan, bir günde dünyanın en zengini olamaz. Ama diyelim Afrika’da bir yerde bir sondaj yapıyorsun. O sondaj bir saat içinde seni dünyanın en zengini yapabilir’. Altın madenciliği işte böyle bir iş.

Fethullah Gülen radikal islamın önünde engeldir

İddia edildiği gibi Fethullah Gülen’in 2 numaralı adamı mısınız?

Bakın ben doğru bildiğimi hep söyledim, şimdi de söylemeye devam edeceğim. Ben Fethullah Gülen Hocaefendi’yi yıllar öncesinden tanırım. Benim bildiğim Fethullah Gülen Hocaefendi devletine, milletine, ülkesine bütün kalbiyle bağlı, bayrağına aşık bir insandır. Yurtdışındaki okullarda hep genç hanımlar, genç adamlar memleket aşkıyla hizmet etmeye çalışıyorlar. Oradaki çocukların hepsi Türkiye sevgisiyle yetişiyor. Bunu inkar edebilir miyiz? Şimdi Fethullah Gülen Hocaefendiyi benim tanıdığım yıllar. Bildiğim gördüğüm bu güzel faaliyetleri tabii ki destekliyorum. Hayatını kıvrıla kıvrıla yaşayan biri değilim. Evet Fethullah Gülen Hocaefendi doğrusunu söylüyor.

Ne zaman tanıştınız?


Babam ölmeden önceydi. Bir arkadaşım sayesinde tanıştım. O yıllarda rahmetli Bülent Ecevit, Turgut Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, hepsi destek veriyorlar. Demirel, üstün hizmet nişanı taktı Hocaefendi’ye. Dün, el pençe divan durup röportaj yapmaya çalışanlar, şimdi ağza almayacak şeyler söylüyorlar. Hocaefendiyle ilgili bu güne kadar eğer bir olumsuzluk vardıysa, ki hakkında davalar açıldı ve hepsinden beraat etti. O zaman ortaya bir hukuksuzluk çıkardı. Böyle birşey de yok. Hâlâ bir insanın üzerine bu kadar gidilir mi? Kendi şahsi hayatından memlekete hizmet etmek için vazgeçmiş mazlum, mahsun bir insan. Bence bu konuda büyük haksızlık yapılıyor. Benim bu okullarda, hiçbir görevim yok, ama vaktim olsaydı da seve seve gider görev yapardım. Bence Hocaefendi bu ülkedeki radikal İslamın da önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Hocaefendi kendini sıradan bir dindar olarak görüyor. O kendi düşüncelerini söylüyor. Bana göre doğrusunu da söylüyor.

Beni dünyadan kopmuş cübbeli biri görüyorlar

Akın İpek, ailesini anlatırken, “Ben çok şanslı biriyim. Dünyanın en güzel hanımıyla evlendim” diyerek eşinin fotoğrafını çıkardı. Fotoğraflara bakarken de, önce kendi kendine güldü, ardından anlatmaya başladı: “Geçen gün çok ilginç bir şey oldu. Biri, arkadaşıma ’Akın Bey’i yanında sarışın bir hanımla gördük’ demiş. Tanıdığım da ’yahu eşi’ diye yanıt vermiş. ’Ama sarışın ve modern bir hanımdı’ demiş öbürü. Bu insanlar bizi ne zannediyorlar ya. Benim eşim, benim hayatım bu. Ben bugüne kadar konuşmayınca herkes konuştu. Kantarın topuzu artık iyice kaçtı. İnançlı bir insanım, eşim de inançlıdır. Alkolü, yaklaşık 11 yıl önce inançlarım nedeniyle bıraktım. Ama modern bir aileyiz biz. İyi bir eğitim gördük. Ama sanki beni dünyadan kopmuş cübbeli, sakallı bir adam gibi görüyorlar.”


Medyada başarılı olurum sandım ama yanılmışım

Yükseliş öykünüzün önemli bir yerinde birden medya patronu olmaya karar veriyorsunuz? Neden?

Medya benim çok istediğim ama planlamadığım bir şeydi. Birgün çok yakın bir arkadaşım beni İstanbul’a çağırdı. Gittim. O akşam Nazlı Hanım’la (Nazlı Ilıcak) tanıştık. Nazlı Hanım, gazeteyle ilgili, “Böyle bir şey var” dedi. Mehmet Ali Bey’le tanıştık. Turgay Ciner’le ortaklıkları vardı. Sonra 1 hafta içerisinde el sıkıştık. Ben o zaman bunu bir fırsat olarak algıladım. Ben tam gazeteyi aldığım sırada bir yerde Zafer Bey’le (Zafer Mutlu) karşılaştık. Bana ilk söylediği “Allah kolaylık versin” lafı oldu. Ben o zaman anlamamıştım. Sonra anladım. Herhalde son yıllardaki başarılardan sonra, kendinize olan güveniniz öyle bir noktaya gelince, şımarıklık oluşuyor. Ben de medyada kısa sürede çok büyük başarı elde ederim sandım. Zor olduğunu biliyordum ama bu kadar zor olduğunu tahmin edemedim.

Hayatımı törpüledi

Bir buçuk yılda hayatımı törpüledi. Birincisi okurun gazete alışkanlığını değiştirmekten daha zor birşey yok. İkincisi düşünün yıllardan beri hergün binlerce aydın entelektüel sermaye gücünü de arkasına alarak her gün bugün yeni ne yapmalıyız diye başlıyor ve sürekli çalışıyor. Denenmemiş hiçbirşey kalmamış. Gazetede bir sayfanın maliyeti 0.10 kuruş. Şimdi okuyucu Bugün’ü 15 kuruştan alıyordu. 25 kuruşa çıkardım. Orada tiraj etkilenmedi. Ama 30 kuruş yaptım işte o anda bir anda baş aşağı düştü. İşletmenin ana kuralıdır. Girdilerin maliyeti mutlaka sattığından aşağı olacak. Ama yani şimdi şaka gibi bir şey, gazeteler satıştan para kazanmıyor, reklamdan kazanıyor. Ben de reklam grubuna ulaşamıyorum. Bana reklam verecek adamın hedef kitlesi beni almıyor.

Bedavaya devam

Sonra bunu aşmak için mi gazeteyi bedava dağıtmaya başladınız?
Bakın bu çok önemli. Avrupa’da basılan gazetelerin yüzde 45’i bedava dağıtılıyor. Çünkü gazete, reklam pazarlama aracı. Televizyonlara para ödemiyoruz. Çünkü burada işin ticari yönü okuyucuyla değil reklam verenle. Bizim AB okur grubuna ulaşmamız gerek. Biz kestirmeden gitmeye karar verdik. Girdik havaalanlarına. Pırıl pırıl gençlerden ekipler kurduk. Hedef gruba ulaşacağımız yerlerde gazetemizi dağıttık. Günde 10- 15 bin gazete dağıttık. Başlayalı 4-5 ay oldu. Dağıtım noktaları değişiyor ama uygulama devam ediyor, edecek de. Yine havaalanları ve iyi yerlerden benzin alanlar mesela. Şimdi bizim reklam gelirlerimiz geçen seneye nazaran 3 katına çıktı. Halen yeterli değil.

Bedava dağıttığınız gazete sayısını da gazetenin toplam tiraj rakamının içinde mi geçiriyorsunuz?

110 bin civarında tiraj. Evet bu 10-15 bin adet gazete de bu toplam rakamın içinde.

Gazeteyi aldığınızda Aydın Doğan’a gittiniz mi?

Tabii ziyaret ettim Aydın Bey’i. Akıl da verdi, sektörün ipuçları, ticari olarak gazete yöneticiliği gibi konularda önerileri oldu tabii.

Nasıl bir gazete patronusunuz?

Ben gazetenin hiçbir haber toplantısına girmem. Hiçbir manşet toplantısına katılmam. Bu genel çerçeve içinde doğru haber olduğu müddetçe, kimseden korkmadan, çekinmeden habercilik yapmaları dışında hiçbir şeye karışmam. Bakın ben gazeteyi herkes gibi sabah çıkınca okurum. Tek karıştığım pazarlama bölümü.

Büyüme hedefiniz var mı? Mesela TV alacak mısınız?

Ya büyüyeceğiz, ya küçüleceğiz. Bulunduğumuz yerden memnun değiliz. Ben büyüme taraftarıyım. TV olmadan çok zor. Bir fırsat karşımıza çıkarsa elbette düşünüyoruz.

Akın İpek, Bugün gazetesini alarak adım attığı medya sektöründeki 1.5 yılını “Hayatım törpülendi” diye özetliyor. Ancak İpek, “Bulunduğumuz yerden memnun değiliz. Ya büyüyeceğiz. Ya küçüleceğiz. Ben büyüme taraftarıyım. TV olmadan zor.
Kanal almak için bir fırsat çıkarsa değerlendiririz” diyor
 

Gülümhan GÜLTEN/ VATAN