ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

ÇİRKİN, tatsız, ekşi ve hatta rezil bir haberdi. Zaten dün sizinle konuyla ilgili fikirlerimi paylaşmıştım. “Meral öldü, Demet’ten umut var mı?” diye sormuştum. Demet hakkında eski kocasının ailesi ölüm emri çıkarmıştı. Ve Demet’i katledecek genç adam bile seçilmişti. Adresi de yeri de yurdu da belliydi. Bu ülkede bu tarz haberlerin ardından çok kadın katline tanık olduğumuz için devleteydi sorum. Potansiyel katilinin adresi bilinen bir kadını korumayı becerebilecek miydik? Kendinden bir önceki dönemde Kadından Sorumlu Devlet Bakanı’nın yarattığı boşluğu Fatma Şahin doldurmaya çalışıyor. Şimdilik hiç de fena bir performans sergilemiyor. Dün hemen Demet T. olayına el atmış. Devreye girerek konuyla ilgili personelin bayram iznini kaldırmış. Demet T.’nin yaşadığı kentin valisine talimat vermiş. Yani kendisine bakan olmanın tüm imkânlarını yerinde ve en doğru şekilde kullanmış.

Kişisel olarak kendisiyle ilgili hüküm oluşturmaya çalıştığım bugünlerde mükemmel haberler bunlar. Ama şunu düşünmeden edemiyorum: “Neden sistem bakan hanım devreye girmeden çalışmıyor? Neden söz konusu personel, haberi gazetelerde gördüğü anda otomatik olarak yapması gerekenleri yapmıyor? Neden illa ki bakan hanım, bir dizi telefon konuşması ve hafif fırça çekerek sistemi çalıştırmak zorunda kalıyor?”

Elimizde bir kadın bakanımız, oysa binlerce sıkıntılı kadınımız var. Fatma Şahin belli ki önceki bakanın bizlere yaşattıklarını yaşatmayacak kadar hem sistemin çalışmasına hem de sosyal yaşama hâkim. Ama her sıkıntıda böyle devreye girmesi gerekirse devlet kademesindeki rehavet yüzünden başka bir şeyle ilgilenmeye vakti kalmayacak. Ve bir süre sonra kendisinden “Süper Kadın” performansı beklemeye başlayacağız. Üstelik bu ülkenin kadınları olarak Allah korusun başımıza benzer şeyler geldiğinde asla kendimizi güvende hissetmeyeceğiz. Gözümüz telefonda Fatma Şahin’in aramasını bekleyeceğiz. Sistem, bakan devreye girmeden Demet T.’lere, Ayşe Paşalı’lara, Meral Tahta’lara sahip çıkmayacaksa demek ki silkeleyip temiz bir sayfa açmamız gerekiyor. Fatma Şahin’e iyi niyeti ve sorumluluk duygusu için tebrikler, hayatı tehlikede bir kadını korumaya almak için bakan hanımın devreye girmesini bekleyen devlet kademesine ise yazıklar olsun!

Hafif ticari araçlara limit koysak keşke

TEKNOLOJİNİN gelişmesinden en büyük payı otomobillerimiz aldı. Belki bilgisayarlarımız, cep telefonlarımız kadar hızlı bir gelişim gösteremediler (gösterseler şimdi uçan otomobillerle geziyor olurduk herhalde) ama hem konfor, hem performans hem de güvenlik konusunda ciddi gelişmeler yaşıyoruz otomobillerimizde. Ticari araçlar da bu gelişmelerden paylarını alıyor. Artık en sıradan ticari araç bile çok güçlü motora sahip ve bir binek otomobilin çıktığı hızlara rahatlıkla çıkıp uzun süre o hızda seyredebiliyor. Bu noktada da ülkemiz trafik seyir güvenliği ciddi darbe alıyor. Çoğunlukla eğitimsiz insanların altında minik birer spor otomobil havasına kavuşan araçlarla yapılan akıl almaz sollama hareketleri, yakın takip kâbusları ve sıradışı sürat gösterilerine tanık oluyoruz. Bakın önceki gün bir hafif ticari otomobil, zincirleme trafik cinayetine yol açmış. Otomobili kullanan kişi hayatını kaybederken 26 yaşında bir genç de diğer otomobillerden birinde hayatını kaybetmiş. Aracın hız göstergesinin 190 km/sa’da takılı kalması tehlikenin boyutlarını göz önüne döküyor. Bir ticari aracın bu kadar yüksek bir sürate ulaşabilmesine ne gerek var? Keşke Trafik Kanunu’na bir ekleme yapılsa ve ticari araçlara hız limitörü konsa. Belli bir hızdan sonra otomobil devir kesse. İnanın bu birçok trafik cezasından daha etkili olacaktır.

Artık yokum byyyyyyyyy

HAYIR canım, ana gazete maceramdan ürküp eski yuvama geri dönmüyorum. Bu başlık, Hülya Avşar’ın önceki gece sosyal paylaşım ağı Twitter’da paylaştığı bir mesajın son üç kelimesi. Dilimizde “byyyyyyy” bir kelime sayılıyor mu bilemiyorum ama üç işte. Cümlenin başında şöyle diyor Avşar: “Bana yazanların çoğu yılık, Twet’te olmak çok ucuzladı, okumak bile istemiyorum hatta artık yokum byyyyyyy.” Yılık kelimesine takılmamaya çalışın okurken. Çok lezzetli bir anlamı yok kelimenin. Asıl mesele Twitter’ın nasıl bir er meydanı olduğu. Yıllardır magazin basınını en doğru şekilde kullanan hatta zaman zaman manipüle etmekten kaçınmayan yılların Hülya Avşar’ı bu hale gelebiliyorsa ünlülerin Twitter’a girerken iki kere düşünmelerinin vakti gelmiş demektir. Bu iş bir magazin muhabirine tatlı tatlı konuşmaya benzemiyor. Twitter, ünlülerin göründüğü değil olduğu yüzlerine ayna tutuyor. Ve bazen hayranlar açısından o aynaya bakmak hiç de eğlenceli olamayabiliyor. Hülya Avşar’a “byyyyyy” (Sanırım hiçbir byyyy’ım aynı sayıda “y” harfine sahip olamadı:) dedirtse de ben bu boy aynasını seviyorum. Yıllardır ennn şahane, ennn merdane, ennn bir bişey sandıklarımızın aslında nasıl iletişim özürlü olduğunu görmek acıklı ama zihin açıcı!

RAHŞAN GÜLŞAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

  • rahşan gülşan

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000