BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Portakal Sanat ve Kültür Evi dört kuşaktır antikacılık, galericilik ve ekspertiz yapıyor. 19. yüzyılın sonunda dünyaya gelen Yervant Portakal, antikacılığa Kapalıçarşı’da başlamıştı. Gazete Habertürk'te yer alan Serfiraz Ergun imzalı habere göre; İlk müzayedesi I. Dünya Savaşı’yla yaşıt. Oğlu Aret Portakal, baba mesleğine 1947’de adım attı. Onun oğlu Raffi Portakal ise antikacılık mesleğinin içine doğdu. Portakal Sanat ve Kültür Evi kuşaktan kuşağa geçmeye devam ediyor. Raffi Portakal’ın kızı Maya Portakal Bitargil da babasıyla birlikte her gün işe gidiyor, müzayedeleri yönetiyor.

Bugünlerde Portakal Sanat ve Kültür Evi’nde bir arada zor göreceğimiz çok sayıda esere ev sahipliği yapan bir sergi var. Sergide hem fermanlar hem de eski Türk resmi ustalarının tabloları yer alıyor. Eserler, İstanbul Nişantaşı’ndaki binanın kapkara sergi duvarları üzerinde adeta ışık patlaması yaratıyor. Fiyatları 120 bin ile 12 milyon TL arasında değişen 16 eser satışta olduğu serginin ismi ise “Özel Koleksiyonlardan Özel Eserler”. Birkaç basamakla girdiğimiz binada Raffi Portakal’la buluşuyoruz.

KASADA SAKLANAN FERMANLAR

- Sergide hem değerli eski Türk resimleri hem de fermanlar var. Hangisinden başlayalım?

Burada 21 Nisan’a kadar müthiş bir sergimiz var. Başta Şeker Ahmed Paşa, Halil Paşa’nın sadece şaheseri değil belki de Türk resminin en büyük eserlerinden biri ‘Yaşlı Halayık’, Süleyman Seyyid ve Sami Yetik’in natürmortları, Osman Hamdi ve son halife Abdülmecid Efendi’nin tabloları ve 3 tane de önemli ferman var. Bu bir satışlı sergi.

- Sergide 1555 tarihli Kanuni Sultan Süleyman tuğralı ve 1570 tarihli II. Selim tuğralı 2 tane mülkname-i hümayun, 1 tane de Sultan İbrahim tuğralı berat satışta. Hepsi Sokullu Mehmet Paşa’ya verilmiş.

Bu fermanlar ailenin bugünkü varisleri tarafından bir banka kasasında saklanıyordu. Beni fikir almak için davet ettiler, ben de satışa koymak için ikna ettim. Kanuni Sultan Süleyman ve onun oğlu II. Selim ve Sultan İbrahim’den fermanlar var. 

- Biz ona tarihte Deli İbrahim diyoruz.

Doğru. Peki 3’ü de kime verilmiş? Sokullu Mehmet Paşa’ya. Her 3 padişaha da sadrazamlık yapmış, Vezir-i Azam Sokullu Mehmet Paşa’ya. Bu bağışla ilgili bir belge. Yaptığı hizmetlerden dolayı sultan ona toprak, çiftlik, değirmen ve bağları bağışlamış. Tabii sadrazama sultan tarafından verilince her fermanda olması gereken şahitlerin imzası da var. En üst mertebeden defterdarlar, vezirler vesaire... Yani bu fermanlar yalnız teyzinatların ya da hatlarının güzelliğiyle değil, tarihin yansıtılmasıyla da ilgili birer belge. 

- Bu mülknamelere bugünkü tapu diyebilir miyiz?

Yok, sultan onlara mülk bahşediyor. Biliyorsun Osmanlı’da bütün arazi sultana ait. O veriyor ve alıyor. Sultanlar değişince oğulları da bu hibeyi onaylıyorlar veya onaylamıyorlar. Devamlılık biraz ondan kaynaklanıyor. Tabii Sokullu’nun önemi ve büyüklüğü şu; düşün ki yaşamı boyunca 3 sultana da sadrazamlık yapmış. Az bir başarı değil.

‘Görür görmez vuruldum’

- Sizin kataloğu incelerken, bu serginin ikonik resmi Halil Paşa’nın 1891’de yaptığı Yaşlı Halayık’ı şu anda satışa koyan sahibine de senin sattığını gördüm.

Evet, 30 sene evvel bu Halil Paşa’mızı biz sattık. Kataloğa da yazdık. Onun küçük bir öyküsü var. Yıl 1988... Bir hanımefendi geldi, Türkçe’si iyi değil, dedi ki: “Ben Halil Paşa’nın geliniyim. Beyoğlu Balo Sokak’ta oturuyorum. Bende 1-2 tablo var, gelin bakın.” Gittim. 2 de Zonaro vardı, ki onlar şimdi Mudo’nun evinde ve bu Halil Paşa vardı. Görür görmez vuruldum ama görmek için de gerçekten göz lazım. Neden? Kapkaranlık bir oda, perdeler kapalı, tablonun önünde hiç mesafe yok. Hanımefendi de perdeleri açıp ışığın girmesini istemiyor. Muhtemelen endişe ediyor. Yaşlıca tabii. Bu Halil Paşa’yı satış için müzayedeye koyduk. 

- Zonaro’lar ne oldu?

Onlara dokunmadık ama Halil Paşa’yı müzayedeye koymak üzere muhammen bedelinde anlaştık. Tabii ortaya çıkarınca müthiş gözüktü. Halayıktaki o yaşamışlık, gözlerdeki yorgun ifade, kınası akmış saçlar, yıpranmış eller... Bıkkın, canı çıkmış. Halil Paşa’nın gelini halayığı da biraz anlattı. Kendi yalılarında çalışan bir halayık. Giysilerinden ve başlığından anlıyoruz ki Çerkez. Uzun sözün kısası, 30 yıl önce müzayedeye koyduk ve muhammen bedelin 10 misli fazlasına satıldı. Müthiş bir kapışma oldu.

- Kim aldı?

Hayat şöyledir: Birisi alır, diğerleri alamaz. Ama zaman gelir, a-b-c sebeplerinden, bıkmış olabilir, evini değiştirebilir, çocukları istememiş olabilir, şimdi satıyor beyefendi.

- İsmini öğrenebilir miyim?

Hayır. Geldiği yer çok önemli; Halil Paşa’nın yalısı, Beyoğlu’nda gelininin evi, bizim sattığımız beyefendi, sonra tekrar bize geliyor. Bundan onur duyuyorum. 

ŞEKER AHMED PAŞA’NIN ‘ORMAN’I

“Sergide Şeker Ahmed Paşa’nın ‘Orman’ isimli tablosu da var. O, daha çok natürmortlarıyla ön plandadır. Dolmabahçe’de ve Resim Heykel Müzesi’nde böyle muhteşem resimleri var. ‘Türk resminin en önemli eseri hangisi?’ dersen, Şeker Ahmed Paşa’nın, bu değil, Resim Heykel Müzesi’ndeki ‘Ormanda Oduncu’ tablosudur derim. Eşek üstünde yığılmış odunlarını taşıyan bir oduncu. Onun için John Berger önemli bir makale yazmıştır. O ormanı al, küçült ve en güzel kısımlarını bu tablonun üzerine koy. İşte burada asılı tablo ortaya çıkar. Orman normalde daha karanlıktır. Buradaki orman sizi alıyor, neşeye, aydınlığa götürüyor. Resmin alt tarafında da Şeker Ahmed Paşa’nın 2 tane imzası var. Genellikle böyle imzalardı. Batı’ya da öykünüyor Latin alfabesiyle ama Eski Türkçe de var.”

‘İnsan ‘Biri tereyağlı bir pilav pişirse de yesek’ diyor’

“Son derece önemli, saray yahut o seviyede biri için yapılmış kucağım boyutunda bir tombak pilavlık var. Çok iyi durumda, pırıl pırıl. Hem hafif bir yaşanmışlığı var, 200 yıllık hem de pırıl pırıl. İnsanın içinden, ‘Biri tereyağlı bir pilav pişirse de yesek’ diye geçiyor. Bu müze kalitesindeki eserler, 21 Nisan’a kadar sergilenecek.”

ORYANTALİST PASİNİ’NİN İSTANBUL RESMİ

- Biraz da İtalyan Oryantalist ressam Alberto Pasini’nin önüne gidelim. Yakın ve Ortadoğu’ya çok seyahat etmiş, bizzat gözlemleyerek resim yapmış.

Mısır’a, Özbekistan’a, Türkmenistan’a kadar gitmiş. Semerkand resimleri var çok güzel. Ama İstanbul resimleri çok az. Pasini, Oryantalist ressamlar içinde en çok sevdiklerimden. Şatafatlı, çok gösterişli biri değil. Popülist değil. Bunların hem belgesel hem sanatsal niteliği var. 19. yüzyıl başlarından beri Oryantalist ressamlar bu güzelliği Türklere değil, Avrupalılara satmak için gelip bu bölgede resim yapıyorlar. 

- Saraya resimlerini satmış değil mi?

Evet. Pasini’nin bir İstanbul resmi de New York Metropolitan Müzesi’nde. Oryantalist ressamlarda başımıza çok gelen şey, hayali mekânlardır, bu onlardan değil. Çok gerçekçi, Boğaz’ın iki yakasını birden gösteren, bir öğleden sonra yalı sakinlerinin saz çalarak vakit geçirmelerini, hatta bir kadının kafeslerin ardından Boğaz’ı seyretmesini tasvir eden bir tablo. Bunun hangi yalı olduğunu doğrusu kesin söyleyemem. 

- Aşı boyalı kırmızı bir yalı. Oryantalist ressamlar, genelde hayali olarak böyle erkeklerin giremeyeceği mekânları resmediyor.

Genelde öyle. Hareme girmeleri söz konusu olmadığı için bütün harem resimleri hayalidir. Ama bu zaten öyle bir harem değil, bir yalının iç mekânı, bahçe avlusu. Merdivenlerde, havuz kenarında halı serili rutubeti geçirmesin diye. Evin sahibesi havuz başına sere serpe uzanmış yatıyor. Bir diğer kadın da saz çalıyor.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000