Kadınlar erkeksiz de yaşar! Yaşayabilmeli!

Ataması yapılmayan öğretmenler, engelliler, taksiciler derken şimdi de 'erkeksiz kadınlar'ın sorunlarını ele aldık. Eşi vefat etmiş ya da eşinden boşanmış kadınların sıkıntıları neler?

05 Ekim 2011 Çarşamba, 08:44:03Güncelleme: 14 Kasım 2011 Pazartesi, 14:56:31
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
kadın, erkek, bekar, dul, evli erkekler, evli kadınlar, boşanmış erkek, bekar erkek, bekar kadın, boşanmış kadın, pınar dumlupınar Sonra Oku

PINAR DUMLUPINAR/ HABERTURK.COM

pdumlupinar@haberturk.com

 

Eşi vefat etmiş...

Eşinden ayrılmış...

Veya terk edilmiş yani 'erkeksiz kadınlar', Türkiye'de nasıl yaşar?

Şöyle:

Herkesten önce ana babanıza, ağabeyinize hesap verirsiniz...

Belirli bir saatten sonra dışarı çıkamazsınız...

Makyaj yapamazsınız...

Bakkal dükkanındaki bisküviden, manav ise armuttan fazla ilgilenir sizinle, onların göz hapsine girersiniz...

İş yerinde başarılı iseniz, bu başarı bekâr patronunuza bağlanır...

Evli arkadaşlarınız sizi kocalarından saklar...

Erkek akrabanızı evinizde ağırlayamazsınız...

Namus timsali ilan edilirsiniz...

Evlenmek istersiniz belki... İkinci evliliği yaptığınızda da bitirmekten korkarsınız; çünkü insanların kusurun sizde olduğunu düşünmesinden çekinirsiniz...

Bir de çocuğunuz varsa, 'Kim ne der?' deyip özgür büyütemezsiniz...
 
Zaten 'çocuk yetiştirebilmek' bu işin başı değil mi?

Düşünün, belirli bir yaştan itibaren size kurulan gelecek planları daima bir 'koca' üzerinden yapıldı, 'baba himayesi'nden belki de 'koca himayesi'ne geçildi...

Yoruldunuz, sevdiniz, emek verdiniz; annesi gibi şevkat gösterdiğinizde 'sıkıldı', göstermeyince 'eksik' dedi.

Uğraştınız, paylaştınız, el ele tutuştunuz, sarıldınız. Belki de çocuğunuz var.

Mutlu ettiniz ya da edemediniz. Mutlu oldunuz ya da olamadınız.

İşte tam da bu adamlar birdenbire ortadan kaybolunca neler yaşanıyor?

Yaptığınız her şey belki de en başta en yakınlarınız için 'el oğluna' hayır sayıldı!

Haklarınız hiçe sayıldı, kısıtlanmaya başladınız.

Duygunuz kimsenin umrunda değildi. İrdelenmedi, geçiştirildi.

Kimi uydu bu kısıtlamaya kimi umursamadı. Ancak mesleğine, yaşına bakmadan çok fazla kadın toplumsal baskıya karşı koyamadı.

EKONOMİK YAŞAM ŞARTLARI DÜŞÜYOR

“Boşanmışlar, dullar, kocasını terk etmişler/kocası tarafından terk edilmişler, kocası cezaevinde olanlar Türkiye’de nasıl yaşar?” konulu toplantıda sunulan verilere göre, Türkiye’de eşi vefat etmiş kadınların yüzde 52,2’sinin, boşanmış kadınların yüzde 51,6’sının ve evli kadınların yüzde 73,4’ünün sosyal güvencesi bulunmuyor.

Sosyal güvencesiz olan eşi vefat etmiş kadınların yüzde 66,6’sı, boşanmış kadınların ise yüzde 39,8’i kişi başı 100 TL’nin altında gelir düzeyi olan evlerde yaşıyor.

Kimi kadınlar çalışmayı kimi ev hanımlığını tercih ediyor.

Ev hanımı kadınlar gerek sigorta maaşı, nafaka ve vefat eden eşlerinin aylıkları gerekse çocuklarının katkılarıyla hayatını devam ettirirken, kendilerini evleine ve çocuklarına adıyor!

Çalışan kadınlar ise ev hanımlığı konusunda ister istemez eksik kalsa da geçimini kendi sağlayarak ayakları üzerinde durmaya çalışıyor.

Ev işleri, çocuk bakım hizmetlerini karşılayacak kamusal düzenlemelerin yokluğu, cinsiyet temelli iş bölümünün katılığı kadınların ev dışında gelir getirici işlerde çalışmasını neredeyse imkansız kılıyor.

EN BÜYÜK KÖTÜLÜĞÜ YİNE KADINLAR YAPIYOR

Birçok kadın devletten ve ailesinden ihtiyaç duydukları desteği alamadığı gibi toplumsal yargılarla da baş etmek durumunda kalıyor.

Dul kalan bir kadına bekâr birisiyle evlenme imkanı verilmiyor. Sebep; kadının başkasıyla evlenmiş olması...

Bu durumun nedeni belki de kendisi bir kadın olmasına rağmen annelerin erkek çocuklarının sevdiği boşanmış ya da eşi vefat etmiş biri ile evlenmelerine razı olmaması. Kadınlara bu anlamda en büyük haksızlığı yine kadınlar yapıyor.

Bir erkek boşandıktan veya eşi öldükten sonra nasıl ki insanlığından bir değer kaybetmiyorsa kadın da insanlığından hiçbir şey kaybetmiyor!

Erkeksiz kadın güçsüz veya savunmasız olmuyor!


ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Müdürlüğü'nce hazırlanan bir araştırmanın sonucuna göre, kadınların kendi tercihleri doğrultusunda ve erkeklerle eşit bireyler olarak, daha iyi bir yaşam sürdürebilmelerine olanak tanıyacak politikalar oluşturulmalı.

Gelir bölüşümündeki adaletsizlik ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikleri dönüştürmeye yönelik politikalar olmalı.

Kadınların kendi başlarına birey olarak yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlamaya yönelik hizmetlerin devreye girmesi gerekiyor.

Çocukların bakım ve eğitim hizmetlerine destek, barınma ve hukuki destek gibi kadınların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik birbirini tamamlayıcı uygulamalar hayata geçirilmeli.

Mevcut meslek edindirme kurslarının kadınlara duyurulması, çocuklu kadınların katılabileceği koşulların (Örneğin kurs süresince çocuk bakım hizmetinin sunulması yoluyla) sağlanması bu nedenle de kurslara ulaşım sorununu çözmeye yönelik önlemler alınmalı.

Kadının okuması ve ekonomik özgürlüğünü kazanarak kendi ayakları üzerinde durma cesaretini göstermeli.


"ERKEK DULKEN HERHANGİ BİR SORUN YAŞAMIYORSA KADIN DA YAŞAMAMALIDIR"

 Psikolog Aysın Turpoğlu Çelik

 "Dul kadın olarak yaşamak çok zor. Ülkece bazı konularda ilerlememiz gerekirken gittikçe daha fazla katılaşan değerlerimiz olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde tuhaf bir namus anlayışı var. Her türlü ahlâksızlığın kol gezdiği bir ortamda 'namus' kavramı sadece kadının namusuyla sınırlandırılmış durumda. Herkes el birliğiyle kadının namusunu korumaya kalkıyor. Herkes kadın üzerinde hak sahibi olduğunu düşünüyor. Kadınlara yönelik yaşamı daraltma eylemi baştan anne- baba olmak üzere hep en yakınlarından geliyor. Kadına yönelik kadının eve giriş-çıkış saatinden yaptığı makyaja kadar kısıtlamalar var. Kadın evliyken herhangi bir şekilde teklif edilemeyecek şeyler rahatlıkla teklif edilebilir hale geliyor. Özellikle boşanarak ayrılan kadınlar bu durumu daha fazla yaşıyor. Kadın tekliflere açık ve hazır hale geliyor bu da rahatsızlık edici bir durum oluşturuyor. Böylece kadınlarda kaygı ve gerilim meydana gelmeye başlıyor. Evliyken ki bakışlar ile boşanma ertesi bakışlarda farklılık oluyor. Bu durum sonunda kadını depresyona sürüklüyor. Hatta bazıları boşandıklarını gizleme ihtiyacı hissediyor. Toplum evli kadına nasıl davranıyorsa bekâr kadına da öyle davranmalı. Erkek dulken herhangi bir sorun yaşamıyorsa kadın da yaşamamalıdır"


"DARBE EN YAKINLARINIZDAN GELİYOR"

Yasemin Hanım: "Türkiye'de dul olmak çok zor. Öncelikle maddi anlamda tüm yük üzerinizde oluyor. Bunun yanı sıra ülkemizde dul kadının namusu yoktur anlayışı hakim. Benim eşim vefat etti, kendi ailemle yaşarken makyaj yapma, hareketlerine dikkat et sözlerini duymaktan bunaldım ve kendime yeni bir hayat kurmaya çalıştım. Maddi açıdan gelirim beni idare ediyor ancak bakış açısı sizi çok yıpratıyor. Belki de en kötüsü topluma gelene kadar darbenin en yakınlarınızdan gelmesi"

"ÖNEMLİ OLAN İNSANLIK"

Sibel Hanım: "Eşimden boşanalı 3 sene oldu. Ayrıldığımızda işsizdim, nafaka alıyordum ve geçimimi sağlamış oluyordum. Boşanmanın neden olduğu duygusal çöküntüyü atlatmayı başardıktan sonra kendi ayaklarım üzerinde durma kararı aldım. Bir işe girdim, ailemin yanında ayrıldım tek başıma eve çıktım. Toplumsal baskılara ben de maruz kaldım ancak bir kadının 'dul' olmasında önce 'insan' olduğunu onlara yaptığım iyiliklerle, dostluklarla anlattım. Beni anlamalarını güçlü durarak tıpkı bir kadına yakışır biçimde zorunlu kıldım. Mahallemde dedikodu duymuyorum, hatta tek başıma ayakta durabildiğim için benimle gurur duyduklarını da biliyorum. Herkes beni gibi yaşamıyordur boşandıktan sonra hayatı toplumsal baskı eskisinden de kötü bir şekilde artarak devam ettiğinin farkındayım"