Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Sanat Itrî'nin CD'si kozmik depoda!

        Türkiye'de "Itrî yılı" olarak kutlanan 2012'de, müzik yayıncılığı tarihimizde şimdiye kadar görülmemiş bir tuhaflık yaşandı. Kültür Bakanlığı'nın yaptırdığı ve Itrî'nin eserlerinden oluşan bir albüm farklı çalışma imiş gibi üç ayrı kamu kuruluşuna daha verilip CD yaptırıldı, bakanlık ise kendi albümlerini depoya kaldırdı. İşte, merak edilen soru: Aynı altyapı kayıtları farklı yapım şirketlerinin eline nasıl geçti?

        "Itrî yılı" münasebeti ile bol bol toplantılar yapıldı, broşürler yayınlandı, dünya kadar konser verildi ve Itrî'nin besteleri CD yapıldı.

        Gazete yazarları CD yayınlayan kuruluşların protokol listesinde oldukları ve ben de bu listelerde bulunduğum için yapılan yayınları sağolsunlar, her zaman gönderirler... Itrî kayıtları da geldi ve bunların arasında iki CD, daha doğrusu iki albüm dikkatimi çekti: Merkez Bankası'nın dört CD'lik "Itrî" ve Türk Hava Yolları'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile müştereken yaptığı "Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi" isimli beş CD'lik albümleri...

        Eserler, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olan ve şefliğini Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili Dr. Murat Salim Tokaç'ın yaptığı İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu tarafından icra edilmişti...

        Albümlerin dikkatimi çekmesinin sebebi icrâların harikulâdeliği değil, birbirlerinin nerede ise aynı olmaları idi! Yani, Türkiye'nin iki büyük kamu kuruluşu birbirinin eşi olan albümler yayınlamışlardı...

        Bu hafta, elime bir başka yayın daha geçti: Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın çıkarttığı "Vefâtının 300. Yılında Büyük Itrî" isimli dört CD'lik bir başka albüm... İşin tuhaf tarafı, bakanlık albümü bundan tam dokuz ay önce yaptırmış ama her nedense depoya kilitlemiş ve yine bilmediğimiz bir sebep yüzünden piyasaya vermemişti...

        Bu albümün, daha da enteresan bir tarafı vardı: İçerisindeki eserler yine İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu tarafından icra edilmişti ama altyapıları Türk Hava Yolları-İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin müştereken çıkardığı albüm ve Merkez Bankası'nın "Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi" isimli albümlerin altyapısı idi!

        Her üç CD'yi de dikkatle dinledim ve müzik yayıncılığı tarihimizde ilk olabilecek bazı tuhaflıklar farkettim:

        Daha açık şekilde söyleyeyim: Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî müzik topluluklarından biri stüdyoya girip Itrî'nin bestelerini önce enstrümantal şekilde icra etmiş, sonra bu kaydın üzerine bazen koro, bazen de solo icralar yapmış ve aslında birbirinin aynı olan bu kayıtlar farklı çalışmalar imiş gibi birileri tarafından üç ayrı devlet kuruluşuna pazarlanmıştı!

        İlk albümü Merkez Bankası çıkarmış, ikincisini Kültür Bakanlığı yayınlamış ama bakanlığın CD'leri piyasaya her nedense dağıtılmamış ve aynı kayıtlar üçüncü defa olarak allanıp pullanıp Türk Hava Yolları ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne verilmiş, yani aynı albüm üçüncü defa çıkartılmıştı.

        Bu CD muammasında aslında sorulacak daha pek çok soru var ama aşağıda şimdilik sadece birkaçını sıralıyorum:

        1. Dört ayrı kamu kurumunun farklı zamanlarda yayınladıkları bu albümler üç değişik yapım firması, Ekol Ajans, Projesanat ve Kültür A.Ş. tarafından hazırlanmış. Bu üç farklı firmanın çıkardığı albümlerdeki altyapı kayıtlarının birbirlerinin tamamen aynı olmaları nasıl izah edilir? Üç ayrı firma, aynı kayıtları kimden ve nasıl temin ettiler?

        2. Türk Hava Yolları-İstanbul Büyükşehir Belediyesi ortaklığı, Merkez Bankası ve Kültür Bakanlığı ayrı ayrı yayınladıkları ama aslında birbirinin aynı olan albümler için ödeme yaptılar mı? Yaptılar ise çıkartılan CD'lerin birbirlerinin tamamen eşi olduğu farkedilmedi mi ve kime, ne kadar ödendi?

        3. Kültür Bakanlığı'nın 2012 Aralık'ında yaptırdığı albüm aradan dokuz ay geçmesine rağmen neden hâlâ ortaya çıkmadı ve bakanlığın satış merkezlerinde niçin satışa sunulmadı? Bir yerden "Bu albüm ortalıkta görünmesin" diye bir rica yahut talimat mı geldi?

        4. Daha önce Kültür Bakanlığı'nın çıkarttığı ama piyasaya vermediği bir albümün üzerinden müzikleri icra eden devlete ait sanat topluluğunun ismini çıkartarak THY'ye ve İstanbul Belediyesi'ne yeniden kim pazarladı?

        Üzerinde yazılana inanmayın, 100 liradaki bu resim Itrî'ye ait değildir

        DAHA önce de yazmıştım: Itrî bir 17.-18. yüzyıl bestekârıdır ama doğum ve ölüm tarihleri ile ilgili olarak elimizde hiçbir kayıt yoktur ve hayatı bir bilinmezlik bulutunun ardındadır.

        Eserlerinden bazıları bugün elimizdedir, bunların en meşhuru "Tutî-i mucize-gûyem, ne desem lâf değil" mısraı ile başlayan Segâh'ıdır ve "tekbîr"in de Itrî'nin bestesi olduğu şeklinde bir rivayet vardır.

        Burada Itrî'nin şimdi bilinmeyen bir eserinin, "Demiş ol mâh ol dem..." sözleri ile başlayan Babatâhir makamındaki bestesinin bizzat yazmış olduğu güftesini görüyorsunuz... Itrî, güftenin üzerine "Fasl-ı Babatâhir, usûleş Muhammes, beste-i hakîr Itrî", yani bugünün Türkçesi ile "Değersiz kul Itrî'nin Babatâhir faslında ve Muhammes usûlünde bestesi" diyor.

        Itrî'nin ismini, yani "Itrî" sözünü elyazısı ile yazdığı bir belge bugüne kadar hiç yayınlanmadı. Yan tarafta gördüğünüz bu güfte yayın konusunda şimdi bir ilk teşkil ediyor ve "Itrî"nin elyazısı ile kaydettiği ismi ilk defa ortaya çıkmış oluyor.

        Bu kaydı, Itrî ile hocası Hâfız Post'un müştereken yazdıkları ve şimdi hususî kütüphanemde bulunan elyazması güfte mecmualarından aldım...

        Yine bu kutuda gördüğünüz ve "Rehâvî Faslı"nın başlangıcı olan mükemmel tezhipli sayfayı da aynı elyazmasından, yani Itrî ile Hafız Post'un müşterek mecmualarından naklettim...

        Biz, Itrî ile aslında birkaç seneden buyana aslında hemen her gün beraber sayılırız, zira yüz liralık yeni banknotların üzerinde Itrî'ye ait olduğu iddia edilen bir çizim vardır. Parmağımızı tükrükleyip para saydığımızda, ıslak parmaklarımız arada bir Itrî'nin yanaklarında da gezinir!

        Ama, bu yüz liralık banknotlardaki çizimin Itrî ile hiçbir alâkası yoktur ve çizim yanlıştır!

        İşte, sebebi:

        Mevlevî olduğuna inanılan Itrî, paranın üzerindeki temsilî çizimde başında Mevlevî sikkesi ile görünüyor ve sikkede "destar" var.

        "Destar" diye, Mevlevî sikkesininin başa oturan kısmının hemen dışına birkaç parmak kalındığında çepeçevre sarılan tülbende denir ve Mevlevîlik'te destarı sadece şeyhler sarabilirler.

        Hata işte burada, Itrî'nin banknotlarda "Mevlevî şeyhi" olarak gösterilmesinde... Itrî'nin hayatının ayrıntıları hakkında gerçi pek bir mâlûmatımız yoktur ama, onunla ilgili olarak elimizde bulunan tek kesin bilgi, Mevlevî şeyhi olmadığıdır... Zira, Mevlevîlik ayrıntılarıyla incelenmiş bir kültürdür, asırlar boyunca şeyhlik etmiş kişilerin kim oldukları, özellikle de Itrî'nin yaşadığı 17. asırdaki şeyhler gayet iyi bilinirler ve şeyhler silsilesinde Itrî'nin ismi geçmez!

        Banknot matbaasındaki bir ressamın iyiniyetle ama bilmeden yaptığı hatâlı çizim, işte böylesine büyük bir tarihî yanlışlığa sebep olmuş...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ