Kalp ritim bozukluğu hastalarının yarısı ilaç kullanmıyor

Kalp ritim bozukluğu sorununda pıhtı önleyici ve kan sulandırıcı ilaçların yeri ne? Hangi hastada hangi ilacın kullanılacağına neye göre karar veriliyor? Hepimizin adını çok iyi bildiği kan sulandırıcı ilacın tedavide artık neden yeri yok? İşte merak edilen sorular ve bilimsel yanıtları...

Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Kalp ritim bozukluğu Sonra Oku

Kalp ritim problemleri arasında en sık görülen ve her 3 inmeden birinin nedeni olarak kabul edilen atriyal fibrilasyon önemli ve sık karşılaşılan bir sağlık sorunu. Bu sorunla uğraşan uzmanlara, “Hastalıkla ilgili nasıl bir tedavi hayal ediyor ya da öngörüyorsunuz?” diye sorduğumuzda, “İnme riskini düşürüp kanama riski yaratmayan ve günde 1 kez alınan ucuz bir ilaç tedavisi” yanıtını aldık.

Günümüzde henüz tüm bu isteklere karşılık veren böyle bir tedavi imkânı olmasa da atriyal fibrilasyon tedavisinde yeni nesil ilaçlar ve girişimsel yöntemlerde dikkat çeken ilerlemeler var. 20-23 Ekim 2016 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşen 32. Uluslararası Katılımlı Türk Kardiyoloji Kongresi’nde bu sorunlar da masaya yatırıldı.

DURUMA GÖRE TEDAVİ 

Kalp ve beyin arasında işleyen mekanizmanın bozulması pıhtı riskini artırıyor ve pıhtıların ilk uğradıkları durak genellikle beyin damarları oluyor. Bu nedenle atriyal fibrilasyon tüm inmelerin büyük bölümünün sorumlusu olarak görülüyor. Bu inmeler hem daha fazla öldürüyor hem de kurtulanların sakat kalma risklerini artırıyor. Peki tedavide önemli yeri olduğu düşünülen kan sulandırıcı ilaçlar gerçekten düşünüldüğü kadar etkili mi yoksa bunların da yan etkileri var mı? Cleveland Clinic Kardiyovasküler Tıp Bölümü, Atriyal Fibrilasyon Merkezi Medikal Direktörü Prof. Dr. Walid Saliba ve Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Dursun Aras, bu ilaçların pıhtılaşma üzerinde farklı etkileri olduğunu ve tedavi tercihlerini hastanın durumuna göre yaptıklarını söylüyor.

İLAÇ TERCİHİ NASIL YAPILIYOR?

İlaç tercihinde hastanın inme ve kanama riski karşılaştırılıyor. İnme riskinin az olduğu hastalara kan sulandırıcı ve pıhtı önleyici ilaç verilmesi hastanın kanama riskinin gereksiz şekilde yükselmesine yol açabiliyor. Diğer taraftan inme riski yüksek bir hastada pıhtı önleyici ilaç kullanılmaması bu riskin daha da yükselmesine neden olabiliyor. Bu konuda doktorlar ve hastalar tarafından en sık yapılan yanlış ise ‘asetilsalisilik asit’ etken maddeli, adını herkesin çok iyi bildiği bir kan sulandırıcının tercih edilmesi. Uzmanlar bu ilacın inmeye olan etkisinin yani inme riskini azaltıcı özelliğinin sadece yüzde 20 civarında olduğunun unutulmaması gerektiğini söylüyor ve bu ilacın artık günümüz tedavi kılavuzlarında yerinin olmadığına dikkat çekiyor. doĞru yöntem tercih edilmeli Yeni nesil pıhtı azaltıcı ilaçlara gelince, bu ilaçların inme riskini azaltıcı etkileri yüzde 75-80 arasındayken kanama yapma risklerinin bilinen kan sulandırıcı ilaçlara benzerlik gösterdiğine dikkat çekiliyor. Kanama ve inme riski için farklı kriterler bulunuyor. Bu nedenle hastalara önerilerde bulunulurken bu kriterlerin göz önünde tutulması gerekiyor. Bazı hastalarda bu kriterler üst üste binebildiği için karar verme aşamasında doğru yöntemin tercih edilmesi büyük önem taşıyor.

Atriyal fibrilasyon hastalığıyla ilgili en büyük olumsuzluğun inme riski altındaki hastaların yarısının pıhtı önleyici ve kan sulandırıcı ilaç kullanmamaları olduğu belirtiliyor. Hastaların sadece yarısı bu ilaçları kullanırken diğer yarısı bu imkândan mahrum yaşıyor. Bu tür ilaçları kullanması gereken hastaların önemli bölümünün ilaçları doğru kullanmadıklarına ve ilaç seçimlerinin doktorları tarafından yanlış yapıldığına dikkat çekiliyor.

KİME DONDURMA KİME YAKMA?

Atriyal fibrilasyonda girişimsel yöntemler deyince ablasyon uygulaması anlaşılıyor ve bu yöntemin ne olduğunun bilinmesi gerekiyor. ablasyon işleminde kasıktaki damarlardan girilerek ince, uzun elektrot kateterlerle kalbe ulaşılıyor ve kalp içinde ritim bozukluğundan sorumlu odaklar belirlenerek ortadan kaldırılıyor. Bu işlem ‘yakma’ ya da ‘dondurma’ olarak adlandırılan 2 tür uygulamayla gerçekleştiriliyor. 2 teknikten hangisinin kullanılacağı konusunda hastanın durumu belirleyici oluyor. yapılan işlemde en çok pulmoner venlere yani akciğerlerden kalbin sol kulakçığına gelen damarlara müdahale ediliyor. yakma işlemi kısaca ‘radyofrekans (rF) ablasyon’, dondurma işlemi de ‘kriyoablasyon’ olarak adlandırılıyor. Bu 2 girişimsel yöntemin uygulanmasından önce kişinin kalbinde pıhtı olup olmadığından emin olunması gerekiyor. işlem sabahı hastanın yemek borusundan girip gerçekleştirilen endoskopik yöntemle pıhtıya rastlanmaması halinde uygulamaya geçiliyor. işlem genellikle sedasyon altında, genel anesteziye gerek duyulmadan yapılıyor ve ortalama 1-1.5 saat sürüyor. işlem sonrasında kalpte ve girişim yerlerinde sorun olmadığından emin olunduğunda kan sulandırıcı ve pıhtı önleyici ilaçlara yeniden başlanıyor. hasta 1-2 gün içinde taburcu ediliyor. sonrasında ise 1, 3 ve 6 aylık aralıklarla periyodik kontrollere çağrılıyor.

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

BU HABERE İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER