SAĞLIK HABERLERİ

27 MART 2017

Ortaköy Reina’da 39 kişinin yaşamını yitirdiği, 69 kişinin de yaralandığı kanlı terör saldırısından sonra gözler yeniden güvenlik önlemlerine çevrildi.

YOĞUNLUK DÜŞTÜ

Her gün milyonlarca vatandaşın kullandığı toplu taşıma ve AVM’lerdeki önlem düzeyini görmek üzere yola koyulduk. Her sabah iş saatlerinde yüzde 70 civarında olan trafik her terör saldırısında olduğu gibi bu saldırıda da yüzde 20’lere düştü. Biz de İstanbul’un en kalabalık noktalarından Taksim Metro, Osmanbey ve Mecidiyeköy’de yürüdük, bölgedeki AVM’lere girdik, metroya bindik. Güvenlik önlemlerini ve terör sonrası tepkiyi gözlemledik. Uzmanlarla konuştuk.

Saldırı sonrası kentin nabzını tuttuğumuz bu noktalarda güvenlik konusunda hassasiyet artmış durumda. Önceden dedektörle aranan çantalar kadınlar için bir kadın polis veya özel güvenliğin gözetiminde açılıp bakılıyor.

ÖNLEMLER ARTTI

Genelde valizlerde bu önlemi görürdük fakat şimdi kol ve sırt çantaları da x-ray’den geçtikten ve dedektörle arandıktan sonra artı bir önlem olarak açılıp bakılıyor. Bizim çantamız da x-ray cihazından geçtikten sonra bir kadın polis memurunca arandı. Ama bu aşamada kış mevsim koşullarında mont, bir kamuflaj görevi gördüğünden yine de aynı hassasiyetin üst aramalarında da yapılması çok daha iyi olabilir. Ayrıca Osmanbey’de özellikle yol kenarlarında polis ekiplerinin dışında zabıta araçlarının beklemesi de ek güvenlik önlemleri olarak gözümüze çarptı. Akabinde yollardaki araç azlığı ve her gün kilit olan noktaların açık olması da terörün toplu taşımaya ve günlük hayatımıza olan etkisini de yansıttı. Öyle ki her sabah yüzde 70 civarında seyreden trafik pazartesi iş günü olmasına rağmen yüzde 20’lerdeydi. Keza dün de akıcı bir trafik vardı. Bu aşamada psikolojik olarak nasıl bir yol izlememiz konusunda bilgisine ve önerilerine başvurduğumuz uzmanlar korkularımızın üstüne gidip rutinimizden vazgeçmememiz ve daha fazla sokağa çıkıp her zamankinden fazla birlik beraberlik içinde olmamız gerektiğinin altını çizdi. İşte uzmanların o önerileri:

‘RUTİNLERİNİZDEN VAZGEÇMEYİN’

Bilgi Üniversitesi Psikiyatri Profesörü Tamer Aker:

Terör, öngörülemezlik ve belirsizlik duygusu yaratıyor, korku ve çaresizlik duygularımız artıyor. Bununla toplumsal destek aracılığıyla başa çıkabiliriz. Alışık olduğumuz günlük hayatımızın akışını izlemeliyiz. Yollarda olmak, sokaklarda olmak, ihtiyaçlarımızı karşılamak ve böylece hayatın az ya da çok denetimimiz altında olduğu hissini çevremize ve kendimize yaşatmak yapabileceğimiz en iyi şeydir. Bu, belirsizlik hissiyle mücadele etmenin en kolay yoludur. İnsan beyni belirsizliği sevmez ve belirsizliğin yarattığı korkuya da belli bir süre sonra dayanma ve üstesinden gelme gibi bir sistem geliştirir, o yüzden aslında bu son derece doğal bir süreç. Kişisel tepkilerimizin yanı sıra güvenli bir ortam içinde yaşama taleplerimizi sürekli dile getirmeliyiz ve taleplerimiz her kesimden yükselmeli. Herkes bu talepler doğrultusunda elinden geldiği çalışmayı yapmalı. Korkumuzu güvenliğimizi sağlama yönünde olumlu bir hale dönüştürmeli, korkunun itici gücünden faydalanmalıyız. Ülke yöneticisinden sıradan vatandaşa kadar bunlar herkes için geçerlidir.

‘KORKUNUN TUZAĞINA DÜŞMEYİN’

Türk Psikologlar Derneği İstanbul Şube Başkan Yardımcısı ve Travma Birimi Sorumlusu Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin: 

Terörün amacı insanları sindirmek ve günlük akıştan soyutlamak. Bunu yaptığımızda teröre teslim olmuşuz demektir. Hayatta kalma güdüsü, en temel insani güdülerdendir ve her patlamadan sonra yaşadığımız korku, kaygı ve tetikte olma hali anlaşılır bir haldir; bu duygular anormal bir duruma verilen normal ve sağlıklı tepkilerdir. Bu koşullarla nasıl baş edilir sorusuna verilebilecek hazır reçete niteliğinde bir cevap maalesef yok, keşke olsa. Bu aşamada yapmamız gereken en hayati şey terörün amaçladıklarını yaşamamak, yani bölünmemek ve günlük hayattan soyutlanmamak. Yaşanan korku ve endişeyi öfkeye, saldırganlığa ve düşmanlığa dönüştürmemek yapılabilecek en önemli şey. Ötekileştirmenin, düşmanlaştırmanın ve hedef göstermelerin yükselmesi, linç kültürünün artması, insanların birbirini etiketlemesi gibi riskler bu süreçte yüksek oluyor, bu tuzağa düşmemek, sağduyudan ve vicdandan uzaklaşmamak gerek. Bu krizden güç alarak daha da kenetlenmek en doğrusu.

Nagihan ALAN / GAZETE HABERTÜRK


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300