Habertürk'ün gündeme getirdiği kolesterol tartışması büyüyor!

Türk Kardiyoloji Derneği'ne, kolesterol ilacı karşıtlarından yanıt...


03 Aralık 2011 Cumartesi, 15:24:15Güncelleme: 11 Haziran 2012 Pazartesi, 15:39:23
Kolestrol ilacı Sonra Oku

İlk olarak HABERTÜRK'ün yayınları ile gündeme gelen kolesterol tartışması, tıp dünyasından gelen karşılıklı sert açıklamalarla büyüyor.

HABERTÜRK'ÜN KONUYLA İLGİLİ YAYINLARI:

 28 Kasım 2011 Yiğit Bulut'la Sansürsüz: Kolesterol bir hastalık mı?

 17 Ekim 2011 Ece Üner'le 17 Akşam Haberleri: Kolesterol bir şehir efsanesi mi?

 12 Ekim 2011 Ahmet Rasim Küçükusta ve Pakize Suda ile İki Ses Bir Nefes: Beslenme Hataları

"Kolesterol ilacı kullanmayın" diyen kimi isimlerin, popülarite uğruna halk sağlığını tehdit ettiğini iddia eden Türk Kardiyoloji Derneği yetkilileri, yaptıkları açıklamada bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulacağını belirtti.

Statin olarak adlandırılan kolesterol ilaçlarının yararsız oldukları ve yan etkileri nedeniyle kullanılmaması yönünde yapılan açıklamaların bilimsellikten uzak olduğunu söyleyen Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene, bu asılsız açıklamaların kamuoyunda büyük tedirginliğe neden olduğunu ifade etti. Ergene, “Pek çok hasta, kullanmakta olduğu ilacı kullanıp kullanmayacağı konusunda kafasının karışık olduğunu anlatıyor. Yine birçok hastanın da ilaçlarını ve kolesterol tedavilerini yarım bıraktıklarını biliyoruz” dedi.

HER ÜÇ HASTADAN BİRİNİ TEDAVİ EDİYOR
Bu açıklamalarla; kan kolesterol seviyeleri ve koroner kalp hastalığı arasındaki kuvvetli, bağımsız ve sürekli bir ilişki görmezden gelinerek halkın yanıltıldığını belirten Prof. Dr. Ergene şu bilgileri verdi: “Tüm kardiyoloji camiasının çok iyi bildiği Framingham çalışmasının 26 yıllık takipli verilerine göre, kolesterol değerleri 150-200 mg/dl arasında ise mutlak koroner kalp hastalığı riski yüzde 20’dir. Yani beş kişiden biri koroner kalp hastalığına yakalanmaktadır. Eğer kolesterol seviyesi 225 mg/dl ise mutlak koroner kalp hastalığı riski yüzde 40’a çıkmaktadır. Kolesterol seviyesi 300 mg/dl ve daha fazla ise, mutlak koroner kalp hastalığı riski yüzde 90’dır. Kötü kolesterol ile 1990’lı yılların başından bu yana yapılan tüm çalışmalar, kolesterol düşürücü ilaçlardan olan statinler ile kan kolesterolünün düşürüldüğü ve kalp hastalığı riskinin yüzde 30 oranında azaldığını göstermiştir. Yani statin tedavisi ile nispi olarak her üç hastadan biri yarar görüyor.”

YAN ETKİLERİ EN AZ OLAN İLAÇLARDANDIR”
Statinlerin, son 20 yılın en önemli keşiflerinden biri olduğunu ve koroner kalp hastalıklarının tedavisinde önemli rol oynadıklarını dile getiren Prof. Dr. Ergene, statinlerin bugüne kadar koroner kalp hastalığında ölümü, kalp krizini ve felci engellediği bilinen en etkili tedavilerden bir tanesi olduğunu vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türk Kardiyoloji Derneği’nin yaptığı TEKHARF çalışmasına göre Türkiye’de 50-59 yaş aralığında koroner kalp hastalığı görülme olasılığı yüzde 13’tür. Son nüfus sayımına göre Türkiye’de bu aralıkta yaklaşık 6,5 milyon insan yaşamaktadır. Bu duruma göre 50-59 yaş aralığında 850 bin kişide koroner kalp hastalığı mevcuttur. Bu da iyi bir kolesterol düşürücü tedavi ile 250 bin kişiyi ölüm, kalp krizi ve felçten koruyabiliriz anlamına geliyor. Bilindiği gibi ilaç olarak kullanılan kimyasal veya organik maddelerin tümünün az veya çok yan etkileri mevcuttur. İşin ilginç yanı kolesterol düşürmede kullandığımız statinler, bugüne kadar bulunan ilaçlar arasında yan etkileri en az olanlardan biridir.”

KOLESTEROL İLACI KARŞITLARINDAN AÇIKLAMA

Türk Kardiyoloji Derneği’nin toplantısından sonra karşıt görüşteki uzmanlar da bir açıklama yaptı.

Kolesterolü düşürmek için kullanılan statinlerin etkili olmadığını ortaya koyan önemli klinik araştırma ve meta-analizler bulunduğunu belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve HABERTURK.COM Blog Yazarı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “bu araştırmaların en önemli 5 tanesi şunlardır” diyerek o araştırmalar hakkında bilgi verdi:

BİR: Statinlerin, kalp damar hastalığı hikâyesi olmayan fakat orta veya yüksek risk grubunda bulunanlardaki etkinliğini belirlemek amacıyla toplam 65.229 kişiyi kapsayan 11 klinik çalışmanın değerlendirildiği meta-analizde ortaya çıkan gerçek şudur: Ortalama olarak 3,7 senelik statin tedavisi tüm sebeplere bağlı ölümlerde bir azalma sağlamamıştır.

İKİ: Statinlerin kalp yetersizliği olanlardaki etkinliğini belirlemek için İtalya’ da 357 kalp ve iç hastalıkları merkezinde yapılan araştırmada günde 10 miligram rosuvastatin alanlarda klinik gidişin değişmediği ortaya çıktı.

ÜÇ: Statinlerin yüksek kalp-damar hastalığı riskine sahip olan ve diyalize giren hastalardaki etkinliğini belirlemek için düzenlenen ve kan diyalizi yapılan 2.776 hasta üzerindeki milletlerarası bir çalışmada günde 10 miligram rosuvastatinin etkinliği araştırıldı. Ortalama olarak 3,8 sene takip edilen hastalarda ilacın LDL-kolesterolü azaltmasına rağmen ne kalp krizi ve felçlerde ve ne de kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde bir azalma olmadığı ortaya çıktı.

DÖRT: Tip 2 şeker hastalığı olan ve diyalize giren 1.255 hastada yapılan çok merkezli bir çalışmada atorvastatin isimli kolesterol ilacının etkinliği araştırıldı. Dört hafta sonra ilaç alan hastalarda LDL-kolesterolün yüzde 42 oranında, almayanlarda ise yüzde 1,2 oranında azaldığı tespit edildi. 4 sene süreyle takip edilen hastalarda kolesterol düşürücü ilaç alanlarda, kalp krizi ve felçlerde de kalp damar hastalıklarına bağlı ölümlerde de plasebo grubuna göre bir farklılık bulunmadı.

BEŞ: 2.410 tip 2 şeker hastasında 10 miligram atorvastatinin kalp damar hastalıklarının önlenmesindeki etkinliği 4 sene süren bir çalışmada araştırıldı. İlaç alan grupta LDL-kolesterol seviyesinin plasebo grubuna kıyasla ortalama olarak yüzde 29 oranında azaldığı belirlendi fakat insüline bağımlı olmayan bu hastalarda statin tedavisinin bir faydası olmadığı ortaya çıktı.

Prof. Küçükusta araştırmaların sonucunu, “Kolesterol düşürücü ilaçların kanda LDL-kolesterolü düşürdüğüne şüphe yok ama gel gelelim ki bu düşüş ne kalp krizlerini ne felçleri ve de bunlara bağlı ölümleri önlemede bir işe yaramıyor. O zaman da insan haklı olarak soruyor. Ne anladım ben bu ilaçlardan?” diye değerlendirdi.

PROF. DR. AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA'NIN HABERTURK.COM BLOG'DA KONUYLA İLGİLİ YAZDIĞI YAZILAR



KOLESTEROLÜ DÜŞÜRMEYE ÇALIŞMAK ANLAMSIZDIR”
Karatay Diyeti ve Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık adlı kitaplarıyla tartışmaları ateşleyen isim İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Anabilim Dalları Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, “Kolesterol bir gerçektir. Bütün hayvanların, insanların ve bitkilerin hücrelerinin yapı taşını kolesterol meydana getirir, yani olmazsa olmaz bir gerçektir” dedi ve kolesterolü ilaçla düşürmeye çalışmanın anlamsız olduğu söylemini yineledi.

Kolesterolün bilinenin aksine yağ değil, bir steroid hormon olduğunu belirten Prof. Karatay, şunları söyledi: “Kolesterol, vücudumuzun streslere karşı koruyucu olarak fazlaca ürettiği bir hormondur! Örneğin ateşli bir hastalıkta, bakteri ve virüslerle mücadele etmek için akyuvarlar, yani kan lökositleri yükselmektedir. Ateşli hastalığın sebebi lökositler midir? Yoksa mikropları öldürmek için mi lökositlerimiz yükselmiştir? Kolesterol bakterisittir, yani bakterileri öldürür. Kolesterol virüsittir, yani virüsleri öldürür. Kolesterol beyin hücreleri ve sinir ileti sisteminin olmazsa olmaz temel maddesidir. Öyle ki, beyin hücreleri hayatta kalabilmeleri için kan kolesterolüne bağlı kalmayarak, kendi kolesterollerini üretmek mecburiyetindedirler. Organizmada stres hormonları, seks hormonları ve de D vitamininin yapı taşları da kolesterolden ibarettir! Örneğin bebekler için en sağlıklı bir besin maddesi anne sütüdür, bebeklerin en hızlı büyüme çağının temel ve tek gıdasıdır. Anne sütünün nerdeyse yüzde 90’ı kolesterol ve omega-3 yağ asidinden oluşur. Kolesterolün bizatihi kendisi masumdur. Vücutta yanlış giden bir şeyleri tamir etmek için yükselir. Dolayısıyla kolesterolü ilaçla düşürmeye çalışmak anlamsızdır.”

DAMARLARI TIKAYAN KOLESTEROL DEĞİL, KAN PIHTISIDIR”
Kolesterolün damarları tıkamadığını, damarları tıkayarak, kalp krizi ve inmeye neden olan şeyin kolesterol değil kan pıhtısı olduğunu ifade eden Kratay, “Kanın pıhtılaşmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi ise insülin hormonudur. Kandaki insülin hormonu yüksekliği kanın pıhtılaşmasını artırmaktadır. Kandaki insülin hormonu yüksekliği trombositlerin birbirine yapışarak tıkaç meydana getirmelerine neden olmaktadır. Kandaki insülin hormonu yüksekliği trombositlerin damar iç yüzeyini kaplayan hücre tabakasına (endotel tabakası) yapışmasını artırmakta, endotel tabakasından damarların genişlemesi için salgılanması gereken nitrik oksit maddesinin salgılanmasını önlemektedir. Kandaki insülin hormonu yüksekliği, ayrıca en kuvvetli sempatik sinir sistemi uyarıcısıdır, yani damarları büzüştürür ve tansiyonu yükseltir” diye konuştu.

KOLESTEROL İLACI KULLANMAK ABONELİK SİSTEMİDİR”
Taş Devri Diyeti ve 7’den 70’e Taş Devri Diyeti kitaplarının yazarı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın da, “Kolesterolü ortalamadan düşük olanların başka hastalıklara çok daha fazla yakalandıkları yönünde bir yığın araştırma var” diyerek şunları söyledi:

“Ancak bunları söylemek size ticari açıdan bir şey kazandırmaz, kaybettirir. O yüzden ibre daha çok kolesterol karşıtı kampanya yürütenler lehinde çalışır. Çok büyük bir rant var ortada. 1960'lara 70'lere kadar bu böyle değildi, tıp safiyane amaçlarla yapılıyordu. 40 yıldır ilaç tüketimine dayalı bir anlayış ve sistem geliştiriliyor. İlaç sanayi, hastalığı değil, belirtilerini yok edecek ilaçlara yöneldi. Mesela başınız ağrıyorsa onun gerçek nedenini bilmeyi değil, ağrısını dindiren ilaçlar vermeyi öneriyor tıp. Sebebi bilinip tedavi edilecekken migrenin 50 bin çeşidi üretilir, bunların yüzlerce ilacı çıkar. Hastalar bu ilaçları kullanır, ağrıları yıllarca devam eder. Sanayinin de aradığı budur. Kolesterol ilacı da kullanmak tam bir abonelik sistemidir, 40 yıl kullanırsınız.

KOLESTEROLÜ DÜŞÜREN STATİNLER ZARARLIDIR”
Kolesterolün düşürülmesinde kullanılan 'statin'ler zararlıdır. Vücudunuzda enerji santralı olan bir maddeyi bu ilaçlar tahrip eder. Bu ilaçları kullananlar zaten halsizlikten şikâyet ederler. Bütünüyle emin değiliz, ama teorik olarak baktığımızda kansere de sebep olma ihtimali var. Diyorlar ki 'madem öyle ispat edin'. Asıl siz bu ilacın zararsız olduğunu ispat etmek durumundasınız. Ve bunu ispat etmek için trilyonlar harcamanız gerekir. Kârı olmadığı için de hiçbir firma böyle bir masrafı karşılamaz. İşin kötüsü, devletlerin desteklediği, bağımsız araştırmalar yapan kurumlar kalmadı. Araştırmaların yüzde 90'ı ilaç firmaları tarafından yapılıyor ve tedaviye, önlemeye dönük değil.

KOLESTEROL TAMİR MATERYALİDİR”
Vücutta mikropsuz bir iltihap vardır. Vücut bunu kolesterol ile tamir etmeye çalıştığı için kolesterol oranını yükseltir. Kolesterol tamir materyalidir orada. Bu, bir yangın mahallindeki itfaiyeyi görünce 'itfaiye yangın çıkarıyor' demenize benzer. Çünkü bundan büyük paralar kazanılıyor. Tıpta bu kadar ilerleme ve kolesterollü gıdaların tüketiminde büyük bir azalma varken neden koroner kalp rahatsızlıklarında muazzam bir artış var? Meslektaşlarımız bu soruyu yanıtlasınlar.”

YAŞLILARDA KOLESTEROL YÜKSELDİKÇE ÖLÜM ORANI AZALIR”
Kolesterol ve Akıl Oyunları, Manifesto: Çarmıha Gerilen Molekül ve Modern Bilimin Kolesterol Masalları ve Kolesteroldeki Kaos kitaplarının yazarı Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş, “Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın bilginin bir masal olduğunu düşünüyorum” dedi ve düşüncesinin nedenlerini şu sözlerle açıkladı:

“Şöyle ki: Size bir bardak su getirsem ve 'içindeki bileşenler zararlıdır' desem tepkiniz muhtemelen sıvının ne olduğunu anlama yönünde olurdu. İçinde ne olabilir, su (H2O) olabilir ya da hidrojen peroksit (H2O2) olabilir ki o da sıvıdır. İlki hayat verir, ikincisi öldürür. Kolesterol konusunda yapılan saçmalık, verdiğim örneğe benzer şekilde, bardakta ne olduğu söylenmeden size sıvının zararlı olduğunun söylenmesidir. Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın teoride, teori oluşumunda kurulan yöntem tümüyle yanlış, matematiksel ve mantıksal değil. Her şeyden önce kandaki kolesterol yüksekliği, aşırı hücresel kolesterol üretimine değil, kanda aşırı partikül birikimi (LDL) nedeniyle oluşuyor, böyle bir durumda ilaç (statin) kullanmak tümüyle akıl ve mantıkdışı…”

Dünyadaki 8 milyar insanın 45 yaşından sonra en az yüzde 30 ila 40'ında kolesterolün göreceli olarak yükselmek zorunda olduğunu belirten Durmuş, “Eğer hücresel kolesterol üretimine dayanmayan, kanda ortaya çıkan bu göreceli kolesterol yüksekliğini bir hastalık olarak gösterip bunu düşük gösterecek ‘statin’ gibi bir alternatif bulacak olursanız, sürekli ve muazzam bir para kazanırsınız. Kardiyologlar yaşlılardaki ölüm oranları ile kolesterol yüksekliği arasındaki ilişkiye girmezler. Çünkü yaşlılarda kandaki kolesterol düzeyi yükseldikçe ölüm oranı azalır, kolesterol düzeyi azaldıkça ölüm oranı artar” ifadesini kullandı.

"BİRAZ DAHA MANTIKLI BAKILMALI"
Organizmada bazı moleküller kanda yüksek görünüyorsa bunun, bir hastalıkla veya bir organla ilişkili olduğunu söyleyen Durmuş, sözlerini şöyle tamamladı: “Mesela bir enfeksiyonda kandaki lökosit sayınız artar, ateşiniz yükselir. Doktor size 'Kandaki lökosit sayınız sizi hasta etti' demez, 'Hastalığınızdan dolayı lökosit sayınız arttı' der. Enfeksiyona neden olan bakteriyi verdiği ilaçla öldürür ve lökosit sayısı normale iner. Aynı mantık kolesterol için de geçerlidir. Kolesterolün yüksekliğini organizma içinde hiçbir hastalıkla-organla ilişkilendiremediler. Bu yüzden de doğrudan tek hedef olarak kolesterolü seçtiler. Oysa mantık çok basit: ‘Homozigot ailesel kolesterol yüksekliğinde’ çocuklara karaciğer nakli yapılıyor ve böylece bu minik insanlar tümüyle kolesterol sorunundan ömür boyu kurtuluyor. Genetik kolesterol yüksekliğine biraz dikkatli bakmayı becerebilseler sorunun aslında kolesterol değil, karaciğer hücreleri olduğunu çok rahat görebilirlerdi.”