ÖNE ÇIKANLAR

 

Yaşı 35’i geçkinler hatırlar. Şükrü Saracoğlu değil, Kadıköy Fenerbahçe Stadı iken; daha tesisleşme başlamamış; endüstriyel kelimesi değil futbola, lugatımıza dahi girmemişti. Kadıköy’deki stat 4 tarafı kapalı ultra modern değilken, temmuz sıcağı harbi temmuz sıcağıyken Aziz Yıldırım daha F.Bahçe’nin kapısından yeni yeni giren biri iken sezon açılışlarında izdiham olurdu. Klasik olarak kurbanlar kesilir, takım idman yapar, yeni transferler tanıtılırdı ve stadyumda yer bulunamazdı. Sonra devir değişti, ülke gibi futbol da değişti. Endüstriyel futbola ilk uyanan ve adımını atan Aziz Yıldırım’ın F.Bahçe’sinin yepyeni bir stadı ve bambaşka bir taraftar profili oldu. Stat ve Aziz Bey’in ‘her sene 1 yıldız’ mantalitesi F.Bahçe’nin kendine ait burjuvasını yarattı. Artık temmuz sıcağında gazete kâğıdından güneşlikli şapka alan maraton ahalisinin yerini, resmi ürün alan; Fenerium’u ülkenin ciro rekoru kıran markası yapan, belki gırtlak yırtan tezahürat yapmayan ama kulübe maddi güç kazandıran taraftar profili aldı. İşler yolunda giderken, Aziz Yıldırım sportsentertainment (spor-eğlence) sektörünün bir numaralı uygulayıcısı olarak görülüp Ertuğrul Özkök’ten övgü üstüne övgüler alırken herkes ‘ortalama’ olarak halinden memnundu. Evet sportif başarıda Aziz Bey hep bir şeyleri eksik yapıyordu ama olsundu taraftar hiç olmazsa eğlencesini sürdürüyordu.

Gelgelelim 3 Temmuz felaketi olduktan sonra ‘operasyoncular’ın da; “Fener küme düşsüncüler”in de; “Aman abi biz bu işe bulaşmayalım”cıların da; “Hepimiz Aziz Yıldırımız”cıların da; iflah olmaz Fener düşmanlarının da hasta Fenerliler’in de hesap edemedikleri bir şey oldu.

90’larda Temmuz sıcağında üstü açık maraton tribününde gazete kağıdından yapılmış güneşlikli şapkasıyla dualarla sezon açılışını bekleyen Fenerli de; her yıl kombine yenilemeyi adeta bir cemiyete aidiyet gibi gören Lions Kulüp üyesi de bir araya geldi. Ülke şimdiki gibi ‘paralelciler’ ve ‘düzler’ gibi ayrışmış değilken, davanın savcısı bile “3 ay sürer biter sandık” itirafında söylediği gibi Fenerli; başkanını hapisten çekip aldı. Ama o andan itibaren güç, Aziz Bey’den; hatta Ali Koç’tan ve hatta olmuş-olan-olması muhtemel tüm başkan adaylarından çıkıp taraftarın eline geçti. Ve artık eskisi gibi “Ben yaptım oldu”lara prim tanınmadı. Aziz Bey bu ‘güç’ el değişimini okuyamadı ve ilk büyük hatasını yapıp Alex krizini çözemedi. Kendisini içeriden çıkaran taraftara bir de gider yapmaya kalktı. Sonra her şey toparlanır gibi olmuşken tarihin en erken şampiyonluğunu getiren hocayı ‘metazori’ olarak, taraftarı ikna etmeden yolladı; “İsmail’i getirdim” dedi. İlk tepkiyi o sene gördü. Güç sahibi taraftar, tribüne gitmeyerek tepkisini koydu. Aziz Bey geçen sezon ‘aklı biraz başına geldi’ diye düşündüren hamleler yapınca yine tribün ve kombine rekoru kırdılar. Ama baktılar ki ne tavırda bir değişim var ne de futbol aklında. Ne kibirde bir azalma var ne ‘ben olmasam batarsınız’ saçmalığında.. Ne kombine alıyorlar şimdi ne de açılışa gidiyorlar. Gitmeyecekler de.. Gücün farkındalar. Gandhi gibi eylemsizlik ilkesi ile hareket ediyorlar. Aziz Bey’i ve onu temsil eden her şey gibi futbol takımlarından kaçıyorlar.

Obra’ya ait olduklarını düşündükleri basket takımına meylediyorlar. Başkan 2 kere oraya da karışsın, salona da gitmezler. Ertuğrul Özkök bile Aziz Bey’den vazgeçti 2. olan takımın koçu ile 4 gün süren yazı dizisi yazdı. Bu değişimi anlayamayan bir Aziz Bey kaldı bir de 5 bin AzizBahçe’li bedavacı kongrebaz. Ama bu devran böyle sürmez. Taraftar yoksa Fenerbahçe de yoktur. AzizBahçeli Anadolu GFB ile de bu uzun süre yürümez. Bakalım Aziz Bey, bu gerçeği ne zaman görüp ne zaman içten ve gerçek bir özür dileyecek taraftarından. Bakalım varlığının artık Fenerbahçe’ye zarar verdiğini ne zaman idrak edip son hizmetini gerçek güç sahibine sunacak?

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Tüm yorumları göster(4)
Kalan karakter : 2000