GALATASARAY HABERLERİ

05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR

ERHAN TELLİ
BRUMA VE MOR
Son dönemlerde izlemekten büyük keyif aldığım, iki futbolcu var...

Birisi A Milli Takımımız’ın genç yıldızı Emre Mor, diğeri ise Galatasaray’ın kanatlardaki fırtınası Bruma...

Ayaklarına top geldiğinde heyecanlandığım, “Acaba şimdi karşısındaki adamı nasıl çalımlayacaklar?” diye merak ettiğim ve onları seyrederken sanki Messi’yi ya da Neymar’ı izler gibi zevk aldığım, iki oyuncu onlar...

Üstelik stil olarak da, bence birbirlerine çok benziyorlar.

Bana katılır mısınız bilmem ama her ikisi de oynadıkları futbol ve o müthiş hızlarıyla, bariz bir şekilde farklarını ortaya koyuyorlar. Maçı izlerken sizi adeta büyülüyorlar...

Bruma bu sezon için, bu kıtlık zamanı, Galatasaray’ın 20 milyon Euro verip de alamayacağı, yeni bir çilek transferi gibi... Özellikle böyle zor deplasmanlarda, kontratak oyunu için çok büyük bir silah. Üstelik artık kendisine olan güveni de tam. Eksiği yok mu? Tabii ki var. 1-0’ın ardından yakaladığı o karşı karşıya pozisyonda golü atsa belki fişi çekecek ya da Galatasaray ikinci yarıda rahat edecek ama yapamıyor. Yine de oyuna ve skora direkt katkı vererek, Galatasaray’ı da haftalardır uçurmaya devam ediyor...

Hemen arkasında oynayan Carole’ün hakkını da yemeyelim. Dün akşam özellikle ilk yarıda öyle güzel bindirmeler, öyle etkili kademeler yaptı ki, şu an mevkisi itibarıyla en iyi sol beklerden biri olduğunu gösterdi. Peki ya Eren’e ne demeli? Belki gol atamadı ama golden önce Yasin’e çıkardığı pas bile onun bir golcüden çok daha fazlası olduğunu ispatlamaya yeter de artar bence...

Bunlar ilk yarıdaki güzel oyunun ve futbolun baş mimarı olan oyunculardı. Sahada rakibe tek bir pozisyon bile vermeyen Galatasaray’ı görünce, herkes ikinci yarıda da bu oyunun devam edeceğini sandı ama fena yanıldı. Riekerink Bey’in acemiliği, bu yarıda yine kabak gibi ortaya çıktı...

Hollandalı hoca maç öncesi ve maç içindeki hatalı tercihleriyle fena patlayacaktı ama imdadına yine Muslera yetişti... Uruguaylı kaleci tıpkı Simoviç ve Taffarel gibi yabancılarla birlikte Galatasaray tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başardığını bir kez daha gösterdi.

Riekerink Bey’in Sabri ve Yasin konusunda haftalardır bitmek tükenmek bilmeyen gereksiz ısrarı, Antalya maçında harikalar yaratan Podolski dururken Josue’den bir Sneijder yaratma isteği ve Sinan’ı tam kazanmışken yeniden kaybetmeye yüz tutması ise kendisi adına eksi puanlar olarak tahtaya yazıldı. Ama Galatasaray’ın şampiyonluk yolunda çok önemli bir deplasmanı galibiyetle geçmesi, onun bu kusurunu gölgelemeye yetti.

Eğer Riekerink Bey yaptığı hatalardan gerekli dersleri çıkarır ve dersine de iyi çalışırsa bu işi sonuna kadar götürebilir... Ama özellikle pozisyon bilgisine (!) çok güvendiği Sabri konusunda ısrar ederse, sonu Sabri’nin yediği sağ beklerle birlikte koleksiyon yaptığı diğer hocalar gibi olur. Benden uyarması!

GÖKHAN ZAN
KOPUK KOPUK
Galatasaray zorlu bir deplasmandan değerli bir 3 puanla dönüyor. Maçın ilk bölümünde etkili olan ama ikinci yarıda oyunu daha çok sahasında kabul ederek kontrataklarla çıkan Sarı-Kırmızılılar, çok pozisyon yakalayan G.Birliği önünde Muslera ile ayakta kaldı. Riekerink, galip takımı bozmuyor. Milli aradan önce Antalya karşısında başladığı 11’le çıktı Gençlerbirliği karşısına. Ne Podolski’nin iki golü, ne Cavanda’nın performansı onun bu kararını değiştirmedi. Fiziksel olarak iki oyuncusunun da tam olarak hazır olmadığını işaret etti. Nitekim Cavanda, oyunda olduğu sürede dağınıktı. Podolski’nin defansif zafiyetini de göz önünde bulundurdu. Sakat Sneijder’in yerine Josue’yi koydu, o kadar...

Bu maçın stratejisi açısından bence başlangıç tercihleri doğru idi. Çünkü Başkent ekibi iyi savunma yapan, kalesinde az gol gören bir ekip. İyi kapanan bir ekip. Orta sahasında Landel, Khalili gibi önemli oyuncuları var. Nitekim maça duvar örerek başladılar. Kalabalık kapandılar, bire birde rakiplerini rahatsız ettiler. Ancak erken gelen gol oyunu öne taşımalarına neden oldu. Bu da Galatasaray’ın ekmeğine yağ sürdü. Rakipten hücumda kaptıkları topları çabuk ve seri çıkışlarla taşıdılar. Attıkları golde de bunun en güzel örneğini izledik. İbrahim Hoca; Galatasaray’ı kontrataklarla vurmak isterken, Riekerink onu aynı silahla vurdu. İlk yarıda oyunu kopartacak fırsatları da yakaladılar. Bruma ve Yasin son vuruşlarda özensiz davrandılar, maçı bitirecek final vuruşlarını yapamadılar.

İkinci yarıda Galatasaray’ın devamlılık sorunu da ortaya çıktı. Orta saha oyundan düştü, kanatlar durdu. Başkent ekibi de maçı çevirecek fırsatları buldu. Riekerink; Cavanda-Podolski hamlelerini yaptı. Ama görüntü değişmedi. Gençler gol için çok çabaladı, Galatasaray’ı ürküttü ama Muslera engeline takıldı. Bruma topla buluştuğunda rakip savunmayı yine sıkıntıya soktu. Sık sık kanat değiştirdi, kafaları karıştırdı. Ortada Selçuk ve Tolga iş birliği iyi işliyor. Tolga hafif sakatlığına karşın iyi mücadele etti. Ama ilerleyen dakikalarda yorgun düştü. Eren de pozisyonlar buldu, orta sahaya da dönüp top takibi yaptı ancak o da süreklilik gösteremedi. Oyuncuların bireysel performanslarını 90 dakikaya yayamamaları Galatasaray’ın oyununu da olumsuz etkiledi. Sahada kopuk kopuk oynayan bir takım izledik. Ancak deneyimleri ile ligin kaybetmeyen bir ekibini, ciddi bir rakibi evinde yenerek zirve yarışı için gereken puanları aldılar. Takım olma yolundaki yürüyüşlerini sürdürdüler.

MUSLERA’NIN ELLERİ

Muslera muhteşem bir maç oynadı. Görmediği topları bile çıkardı. Selçuk Şahin’in kafasına müthiş uzandı. Uzanma da değil, havada asılı kaldı ve çok değerli bir kaleci olduğunu yine gösterdi.

BRAVO CAROLE

Carole geldiği günden bu yana işini yapıyor. Disiplinli bir görev adamı. Bu sezona da iyi başladı. Onun kanadından gelmek rakipler için zor gerçekten.

ALPER ÖCAL - HTSPOR.COM
SAĞ BEK ŞART
Galatasaray bu sezon evinde firesiz, ligde namağlup ve teknik direktör Jan Olde Riekerink hem kişiliği hem de oluşturduğu kurguyla "Bey" denmeyi sonuna dek hak ediyor. Sneijder'in taktik çalışmıyoruz diye tarif ettiği Hamza Hamzaoğlu ve Denizli dönemlerinde gününe ve rakibine göre oynayan bir Galatasaray vardı.

Riekerink döneminde ise çok daha proaktif, direksiyonu baştan ele almaya çalışan bir takım var. Pas trafiği güçlü, oturmuş, topa hükmeden ve zaman zaman temposu da çok yükseğe çıkabilen ve rolleri net olarak belirlenmiş bir Galatasaray izliyoruz.

Çok güçlü maç başlangıçları yapılıyor. İlk 15 dakikalarda attıkları 4 gol de bunu doğruluyor. Keza kontra atak oyunu oldukça gelişti. Geçen sezon ligde toplam 12 kontra atak golü atan Galatasaray bu sezon şimdiden hızlı hücumlarda 5 gol bulmayı başardı. Bruma'nın etkisi çok büyük. Bardağın dolu tarafındaki temel unsurlar böyle.

Öte yandan takımın iki temel sorunu yerleşik hücumdaki zenginliğin sınırlı olması ve özellikle deplasmanlarda ikinci yarıdaki düşüşler.

Soldan soldan geliyorlar

Sarı kırmızılıların tüm hücum planı sol kanattaki kombinasyonlara dayalı. Lionel Carole'den başlayan, Bruma/Yasin ve Sneijder ile devam eden ve Eren'in de sol kanada devrilmesiyle iyice bütünleşen sol kanattaki hücumlar son derece zengin oyunlar içeriyor.

Bruma ile çizgiye ya da ceza sahası paraleline inerek geriye çıkarılan toplarla ya da kanat ortalarıyla pozisyon üretiliyor. Eren'in duvar olup servisi yaptıktan sonra, ceza sahasına koşuya devam ederek kenar ortalarındaki etkisini artık sağır sultan duydu. Sneijder'in kendini gösterdiği zamanlarda, dar alanda, çok seri paslaşmalar da mevcut.

Kısacası Galatasaray kendi sol kanadında rakiplerini hem sayısal hem de taktik ve teknik açıdan ekarte ediyor. Hücumların % 44'ü soldan geliyor. Bu artık mekanik hâle gelmiş durumda fakat rakipler de bunu çözmüş durumda.

Cavanda ne işe yarıyor?

Oysa bir kanada bu kadar kümelenen bir takıma karşı rakipler de aynı yoğunlukta o kanada kayıyor. Oyunun doğası bu ve zayıf kanatta yani ters kanatta devasa alan oluşuyor. Galatasaray pas temposunu biraz yükseltip çabuk terse dönerse pozisyon bulması işten bile değil ama yapamıyor. Sneijder'in olmadığı bir günde servisin gelmemesi olağan fakat asıl sorun sağ bekten oraya koşu gelmemesi. Yasin zaten hep içeri kat ederek oynuyor.

Sabri de temposunu 90 dakika koruyamadığı için eskiye oranla daha tedbirli oynuyor ve daha az bindiriyor. Bunda açıkların defansif katkısının az oluşlarının da etkisi var. Arkası süpürülmediği için ve önden de az destek aldığı için fazla çıkmıyor fakat bu hücumda oyunun genişlemesini engelliyor. 

Riekerink ikinci yarılarda Sabri'yi genelde oyundan alıyor. Caner ve Motta gibi hücum eden bekler karşısında daha da fazla sırıtıyor zaten. Yerine Cavanda'yı sahaya sürüyor ama bu kadar verimsiz sağ bek zor bulunur. Geçen seneyi 1 asistle tamamlasa da bindiriyor ve isabetli pas yapıyordu. Galatasaray'da onu da yapmıyor ve sağ taraf işlemeyince oyun tıkanıyor. Oysa sağ tarafa dönülebilse bek orada birebir kalacak ve tehlike oluşacak. United'da Valencia'nın bu yıl ki çıkışındaki temel neden Mourinho'nun oyunu solda Pogba, Rashford üzerine yıkıp, Mata'nın da içeri kat etmesiyle terste alan bulup bindirmesi.

Ya Riekerink orada Linnes - Cavanda'yı taktik ve teknik olarak geliştirecek ya da devre arasında Galatasaray sağ beke bir transfer yapacak yoksa ikinci yarıda sonra, lig sertleştikçe tek tabanca oynayan bir takımın durdurulması, tökezlemesi daha olası.

Uyumayın Riekerink Bey

Galatasaray son 3 deplasmanın ikinci yarılarındaki oyunlarda düşüş gösterdi. Beşiktaş maçında Riekerink rakibinin hamlelerine cevap vermekte geciktiği için 2-0'ı koruyamamıştı. Kayseri maçında son değişikliği, oyun berabere gittiği halde son dakikada yapmayı uygun görmüştü.

Gençlerbirliği maçında ise taktik bir hata yaptı. Josue yerine giren Podolski takımı savunmada eksik bıraktı. Podolski ve Eren'in defansif eforu görece az, üstelik Podolski alan disiplini olan ve pozisyonuna bağlı kalan bir oyuncu da değil.

Gençlerbirliği bu nedenle ikinci yarı daha fazla alan bulup daha rahat çıktı. İbrahim Üzülmez yetinmeyip, merkezdeki Landel yerine İrfan Can Kahveci'yi sokarak iyice risk aldı. Bir ara 29-71 olan topa sahip olma yüzdesi maç sonunda 43-57'ye gelirken, Muslera da 72, 77 ve 80. dakikalarda kalesinde 3 net tehlikeyi önledi. Hamle gene gecikti.

Bu kez Riekerink değil Muslera Bey dememiz gerekiyor.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300