Yeni Medya Ana Sayfa
ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Igor Tudor ve Galatasaray

Son 4 sezonda 7. kez teknik direktör değişikliğine giden Galatasaray, son çare olarak 30 sene sonra yüzünü Balkanlara döndü. Kardemir Karabükspor'da başarılı bir sezon geçiren Igor Tudor, sarı kırmızılıların yeni teknik direktörü oldu. Peki Galatasaray ve Tudor'un kimyası tutar mı? Sneijder ile anlaşabilecek mi ? Oyun anlayışı nasıl ?

Hollandalı  teknik direktörlerle Türk futbolunun deneyimi iyi sonuçlar vermiyor. Guus Hiddink’in hem Fenerbahçe hem milli takım macerası, Rijkaard ve son olarak da Riekerink’in Galatasaray dönemleri başarısızlıkla sonuçlandı. Advocaat da aynı trenin içerisinde sonuna doğru yaklaşıyor.

Kuyt dışında sorun yaratmayan ve istikrarlı katkı veren bir Hollandalı futbolcu da Türk futboluna henüz gelmedi. Sneijder ve Hooijdonk iyi hatırlanacak yıldızlar olsa da isimleri sık sık kulübü zor durumda bırakan polemiklerin içinde geçti, taht oyunlarıyla anıldı. Robin Van Persie ise henüz köşesini seçmedi.

Düşündüğünü dan dun söylemekte beis görmeyen, şeffaf ve belki de bu yüzden akademik açıdan Dünya’nın en üretken ülkelerinden olan Hollanda’dan yetişen futbol adamlarının “kol kırılır yen içinde kalır” sloganının her yeri sardığı ketum bir futbol düzeninde tutunamaması gayet anlaşılır.

Sosyolojik dinamikler bir tarafa Türkiye’nin kaotik, sistemden uzak futbol ortamı da Hollanda gibi hem altyapılarda hem de üst düzey futbolda ekol yaratmış, standart bir oyun arayışındaki futbol adamları için başarılı olmayı engelleyen bir faktör.

30 yıl sonra Balkanlara dönüş

Türkiye çabuk çözüm üretebilen, futbol anlayışı esnek, gerektiğinde kısayolcu olabilecek ve ikili ilişkilerinde idare etmeyi bilen, bir açıdan muhakkak baskın karakter gösterebilen teknik direktörlerin ülkesi.

Bir ara ismi Fenerbahçe ile anılan ama Galatasaray’ın sezon ortasında kaptığı Igor Tudor tercihinden resmi beklentisi hedefin içinde olan ama sonuç alamayan bir takımı tünelin ucundaki ışığa götürmek. Hırvat teknik direktörün zamanı az ama yukarıdaki özelliklere temelde sahip.

Tudor’un da yetiştiği Yugoslav ekolü ve piştiği İtalyan futbolundan gelenler Türkiye’de görece daha olumlu izler bıraktı. 60’larda başlayıp 80’li yıllarda zirve yapan Yugoslav ekolü bir dönem Türk futbolunda çok moda bir akımdı. Kaloperoviç, Veselinoviç, Stankoviç gibi hocalar önemli başarılar kazandı fakat Balkan tarzı uzun süredir Türk futbolunun radarından uzak.

Galatasaray 84’teki İviç, Fenerbahçe 98’deki başarısız Bariç döneminden beri bir daha Balkanlara yanaşmadı. Karnesi hakkında fikir ayrılıkları olan Beşiktaş’ın iki sezonluk Biliç denemesi modern futbol çağındaki tek girişim olarak önümüzde duruyor. Zaten, o coğrafyadan uzun süredir mantar gibi futbolcu yetişse de teknik direktör açısından kısır bir süreçteydiler. Tudor ile birlikte yeni yeni Ivica Juric ve Niko Kovac gibi eski takım arkadaşları Serie A ve Bundesliga'da adından söz ettirmeye başladı.

Dışı Hırvat içi İtalyan

Futbol eski futbol değil ama Igor Tudor ile Galatasaray birlikteliği yine de deneysel. Biliç’in bankosu olduğu 1998’deki efsane Hırvatistan takımının genç yeteneği olan Tudor, ilerleyen kariyerinde futbolcu olarak selefinin ötesine geçti. Sakatlıklar ve bazen çok fazla bireysel hata yapabilmesi nedeniyle Juventus’un sürekli değişmezi olamadı belki fakat ortalama üstü top tekniğiyle, yeri geldiğinde orta sahada da görev yapabilen çakı gibi bir savunmacı olarak İtalya’da önemli bir iz bıraktı.

Daha da önemlisi, hem bir yetişkin hem de futbol adamı olarak karakterini İtalya’da kazanması. Tudor, kariyeri boyunca İtalya’da önemli arkadaşlıklar edindi. Bunlardan biri de o dönem takım arkadaşı, şimdi Chelsea menajeri olan Antonio Conte ile kurduğu. Takım arkadaşları Zidane ve Deschamps başarılı birer teknik direktör oldu.

Henüz 40 yaşında dahi olmayan Tudor, teknik adamlıktaki çıraklığını Hajduk Split kulübünde yardımcı antrenörken yine bir İtalyan olan teknik direktör Edoardo Reja ile geçirmişti. Reja, 2004’te iflas açıklayıp 3. Lige düşen Napoli’ye 3 senede 3 lig atlatıp yeniden Serie A’ya taşıyan hoca. Sıfırdan takım kurma konusunda rüştünü fazlasıyla ispatladı. Napoli’ye onun döneminde alınan ve hâlihazırda takımın yıldızı olan Marek Hamsik’in yanı sıra Lavezzi, Maggio, Gargano gibi uzun süre kulübe hizmet eden oyuncuları bulup parlattı. Lazio’da ise Zarate, Ledesma, Mauri gibi gözden çıkarılan oyunculardan yeniden verim almayı başarmıştı.

Tudor henüz başlarında olduğu hocalık kariyerinde Karabük’te yaptıklarına bakılırsa Reja’dan önemli deneyimler edinmiş gibi görünüyor. Filmi başa saralım.

Karabük gerçeği

2013-14 sezonunda Tolunay Kafkas yönetiminde başladığı sezonda Rosenborg’u eleyen, Saint Etienne’e kök söktürüp penaltılarla elenen Karabükspor, ligde 22 haftada 4 galibiyet alınca Kafkas ile yolları ayırmıştı. Yerine gelen Yılmaz Vural da takımın küme düşmesine engel olamamıştı. Ertesi sezon, 26 oyuncunun alınıp 27 tanesinin gönderildiği PTT 1. Lig’de de bu hoca kıyımı sürdü. Hüseyin Kalpar, Elvir Baliç ve Yücel İldiz’le geçen dönemde, kulüp 1 yıl aradan sonra Süper Lig’e geri dönmeyi başardı.

Igor Tudor’un teknik direktörlük görevine getirildiği Kardemir Karabükspor transfer dönemini yine yoğun yaşadı. 12 oyuncuyla yollar ayrıldı, 21 futbolcu transfer edildi. Gelen oyuncuların hepsi bedelsiz takıma katıldı. Socrates dergisi Ocak sayısında yayımlanan röportajda bu durumun altını çizen Tudor, adapte olup en iyisini yapmaya çalıştığını söylemişti. Başardığını söylemek yanlış olmaz.

Türkiye'de transfer işi zor, hele ki takım ikinci ligden gelmişse. 15 yeni futbolcu alıyorlar. Bu olağanüstü bir durum; alışılmışın çok dışında. Birbirini hiç tanımayan 15 futbolcuyla işe başlıyorsunuz. Tabii aynı zamanda bu da bir tecrübe. Kolay değil, sevdiğim bir durum da değil ama adapte olup en iyisini yapmaya çalışıyorum. Igor Tudor

Karabükspor’ün asansör kulüp kimliğinin devam etmesi için sezon başında tüm şartlar hazır olmasına rağmen Karadeniz temsilcisi ilk 7 haftalık fikstürde 12 puan toplamayı başararak büyük de bir sürprize imza atmıştı. Üstelik bu süreçte Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor ile karşılaşmışlardı.

Kaybedilen Galatasaray maçında Karabük’ün daha iyi olan taraf olduğu aşağı yukarı her izleyen ve otoritenin takdiriydi. Beşiktaş maçının ikinci yarısında da karakter koydular. Penaltı ve kırmızı karta kadar beraberlik şansı da ayaklarına kadar gelmişti. Trabzonspor karşısındaki 4-0, Tudor’un oyun olarak zirveye çıktı.

Sonrasındaki 9 haftada alınan sadece 1 galibiyetle girdikleri önce fetret ve sonra çöküş devrinden, geçtiğimiz 4 haftada aldıkları 3 galibiyetle çıkmayı başardılar. Üstelik ikisi yine Beşiktaş ve Galatasaray’a karşıydı.

Tudor’un tarzı, Galatasaray’ın ihtiyacı

Tudor uzun vadeli planlarla yaşayanlardan biri olmadığını söylüyor. Karabükspor da sezonun ilk yarısında oynayacağı futbolu rakibin kalitesine göre belirleyen bir takımdı. Geri dörtlünün kaleye uzaklığı rakiplere göre oldukça değişebiliyordu ama savunmanın sağlamlığı oynayacakları oyunda vazgeçilmezdi. Kendi yarı sahalarında, özellikle kanatlara odaklandıkları yoğun bir pres yapıyorlardı. Rakip yarı sahada önde yakalandıkları anlarda da sıkı karşı pres örnekleri de sergilediler. Orta yuvarlak civarındaki ani presle ileri dörtlüdeki hareketli ve atletik oyuncularla tehlikeli kontralar üretebildiler. Topa sahip oldukları maçlar, rakibin blokları arasında sürekli boş alan kovalayan hareket becerisi yüksek, tempolu bir takım oluşturmuştu.

Galatasaray’ın ise sola yatan, tamamen topa sahip olmaya ve Bruma ile Sneijder’in becerisine dayalı kolay tahmin edilir bir futbolu var. Savunması da fazlasıyla kırılgan. Tudor’un yeri geldiğinde Galatasaray’ı bu top takıntısından kurtarıp, hücumda birkaç sürpriz yaratması ve savunmayı da birazcık toparlaması gidişatı değiştirebilir.

Kulüplerinde gözden çıkarılmış, iyi zamanlarını geride bıraktığı düşünülen Yatabare, Ahmet Şahin, Tanase, Serdar, Traore gibi pekçok futbolcuya sahip Karabük kadrosunda Tudor bunu başarmış ve sonrasını hazırlamaktaydı. Devre arasında gelen Selezynov ve arkasında oynamaya başlayan Zec transferiyle birlikte Karabük’ün değişken oyun anlayışı daha istikrarlı bir yapıya dönme emareleri gösteriyordu. Kanat bekleri Latovlevici ve Kerim Zengin’i kenardan oyuna sokarak, çizgiye yaklaştırdıkları merkez oyuncuları ve iki açıklarıyla rakibin bekleri karşısında çoğalmayı amaçlayan, hızlı bir şekilde dikine oyuna geçebilen bir takım izlemeye başlamıştık.

Konsantrasyon seviyeleri fazlasıyla dalgalanan, iletişimi sorunlu ve baskı gördüğünde hataya çok meyilli stoperler, orta saha oyuncularının dinamik olmadığı için takımının dar alan yerleşiminin sekteye uğraması, Tanase ve Traore’nin beklerine yardımda gecikebilmesi bu dönemde Karabük’ün temel defolarıydı. Galatasaray da pek farklı sayılmaz.

Sarı kırmızılıların an itibarıyla ihtiyacının kısa dönemde bir silkinme olduğu ve futboldan çok sonuç olduğu düşünülürse, Tudor’un fazlasıyla aşina olduğu bu sorunlarla Galatasaray’a cevap verebilme ve uyuşma ihtimali yüksek.

Esnek, çözümcü ve Conte hayranı

Zamanında Fenerbahçe’ye gelen Zeman ya da Galatasaray’a gelen Rijkaard gibi diziliş takıntılı olan teknik adamlardan farklı olarak Tudor, esnek düşünüp hazırlanabiliyor. 3’lü ve 4’lü formasyonları maç içi geçişlerle dahi toplama bir Karabükspor’da deneyip sonuç aldığı oldu. Yine de Tudor’un gönlünde yatan aslan üçlü savunma ama Karabük’teki stoper kısmetsizliği Galatasaray’da da mevcut. Yine de sorunu aşabilecek gizli bir ajandası olabilir.

Zira Hırvatistan’da birlikte çalıştığı Reja, Hajduk Split’ten Lazio için ayrıldıktan sonra Igor Tudor bir süre Hajduk Split Paf takımını çalıştırmış ve sonrasında da kendisine A takım emanet edilmişti.

Tudor, bu süreçte sık sık İtalya’ya giderek Vinovo'daki Juventus tesislerinde teknik direktör ve eski takım arkadaşı Antonio Conte’nin metotlarını takip etti. Özellikle de 3-5-2 üzerinden üçlü savunmanın yeniden modern futbola eklemlenmesi konusunda Conte’ye çok büyük bir ilgisi ve hayranlığı var.

Juventus televizyonuyla bu ziyaretlerden biri esnasında yaptığı röportajda Tudor’un hocalık tarzıyla ilgili ipuçları bulunabilir.

“Dikine oynanan, topun yerde kaldığı futbolu seviyorum ama en başta agresiflik gerekiyor. Buraya Conte’nin nasıl bu karakteri takıma yerleştirdiğini görmek için geldim.” - Igor Tudor
 

2011 Aralık ayında yapılan bu röportajın ardından Juve sezonu namağlup şampiyon olarak kapatmıştı. Del Neri yönetiminde bir önceki sezon takımın 7. olduğu düşünülürse, Conte’nin daha ilk adımlarından ne kadar özel bir taktisyen olduğu çok daha net ortaya çıkıyor. O günden bu yana Juventus kendi liginin tek hâkimi; ayrıca geçmişte pek de başarılı olamadığı - en azından Milan kadar sivrilmediği - Avrupa kupalarının da başrol aktörlerinden biri oldu. Chelsea’yi getirdiği yer ortada.

Tudor’un kendine rol model olarak Conte’yi alması mükemmel bir seçim. Tabi onun kadar şanslı değil. Göreve geldiğinde Hajduk Split ekonomik olarak çökmüş bir takımdı, Beşiktaş’ın feda sürecinin bir benzerinden geçiyordu.

Sonrasında gittiği PAOK hissedar değiştirmiş ve Frank Arnesen sportif direktörlüğünde yeniden yapılanıyordu. Panathinaikos’un dahi Olympiakos ile başa çıkamadığı bir ligde beklentiye giren PAOK ile Tudor’un ömrü fazla uzun sürmedi. Sorun idman temposunun yüksekliği olarak gösterilse de Tudor'un sportif direktörlerin altında çalışmayı sevmediği, ipleri kendisinin tutmayı sevdiği ve kulüp yöneticileriyle zaman zaman geçinemediği Yunan basınına yansımıştı.

Berbatov sorunu ?

PAOK macerası boyunca Tudor'un başını ağrıtan konulardan biri de 2015 yaz transfer sezonunun son anlarında takıma kazandırılan, bir dönemin efsane oyuncusu Dimitar Berbatov olmuştu. Monaco tarafından sözleşmesi feshedikdikten sonra Selanik'e gelen veteran yıldız, beklentileri yükselten etkenlerden biriydi.

İlk başlarda fit olmadığı, sonrasında da oyun sisteminde problem yarattığı için oynatılmadığı düşünülen Berbatov ilk sorunu UEFA Avrupa Ligi maçında Kabala karşısında oyundan alınınca çıkarmıştı. Sonrasında kazanılan AEK derbisinde kulübeden oyuna dahil olmuş, bir hafta sonraki Atromitos maçında yine aynı şekilde oyuna dahil olarak gol de attığı halde Olympiakos karşısında yine 11'de düşünülmemişti. Sezona 3'te 3 ile başlayan PAOK'un ilk mağlubiyeti de bu büyük maçta gelmişti.

Tudor, bu kararından dolayı sert eleştirilmişti. Hatta o sezon Kerkyra'da, şimdilerde AEL kulübünde teknik direktörlük yapan Sakis Tsiolis de olaya dahil olmuş ve Berbatov'un ısınırken bile Olympiakos'a sorun yaşatabileceğini ve teknik direktörlerinin felsefesinin takımlarındaki en iyi seçenekler üzerine kurulu olması gerektiğini belirtmişti. Berbatov'un fit değilse neden ikinci devre başında kaybedilmiş bir maçta oyuna sokulduğunu sorgulamış, Yunan medyasında Berbatov'un ergometrik ölçümleri dahi paylaşılmıştı.

Bulgar medyası da sessiz kalmadı tabi. Aynı dönemde Berbatov ile Tudor arasında sorun olduğu haberleri çıkınca sonunda Hırvat teknik direktör bunları yalanlamak durumunda kaldı.

"Dimitar ile geçmişte rakiptik. Fakat işin parçası da bu, hele de genç bir antrenörseniz. Aramızda saygı temelinde özel bir ilişki var. Çatışma değil." Igor Tudor

Berbatov, ertesi hafta 90 dk boyunca Iraklis maçında oynadı ve Bulgar golcü golünü attı. Panathinaikos karşısında da onbirde başlayan Berbatov yine golünü atmış ama sakatlanarak oyunu terketmişti. Mesele bu sakatlıkla biraz durulsa da Aralık ayında yeniden ayyuka çıktı. Avrupa Ligi'ndeki son maç olan Dortmund mücadelesinin ardından 40 dakikalık basın toplantısının 30 dakikası Berbatov'a ayrıldı. Kabala maçındaki hareketi ve Tudor ile olan sorularla geçti. Berbatov; hoca haklı, konuşup hallettik dedi ama ne özür diledi ne de pişmanlık belirtti. Toplantıyı beraber de yapmadılar. Önce Berbatov, sonra Tudor geldi. Berbatov ile ilgili sorularda oyuncusunun adını dahi anmadı. Berbatov sonraki üç maçta toplam 60 dakika dahi oynamadı. Hemen ardından oynanan ve Berbatov'un kırmızı kart gördüği AEK derbisiyle PAOK'un çöküşü başladı. Mart ayına gelindiğinde ligde 7 haftada sadece 1 kez kazanabilen PAOK'ta Panthrakikos maçı sonrasında Tudor'un görevine son verildi. İroniktir ki Berbatov o sıralar sakattı ve sezonu kapatmıştı.

Sneijder ile ilişkisi ve sonuç

Wesley Sneijder şu an Galatasaray'ın sadece saha içi lideri değil, daha büyük bir öneme sahip. Tipik bir Hollandalı'da görülen dilinin keskinliğinden Hamza Hamzaoğlu ve Mustafa Denizli az çekmedi. Taktik konularda mikrofonlara dahi itirazlarını ve eleştirilerini belirten bir yıldızın soyunma odasında da aktif olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

Tudor, işine karışılmasını hiç sevmeyen ama yeniliğe açık bir teknik direktör. Genel kanı Tudor'un yaklaşımını merak etse de asıl mesele Sneijder'in yeni hocasına nasıl yaklaşacağı. Hırvat çalıştırıcının oyunculuğundaki uluslararası deneyimi ve ikilinin İtalyanca anlaşabilecek olmaları iyi düşünmek için elle tutulur nedenler.

Mental boyutu bir kenara bırakılıp yeniden futbola dönülürse; Tudor, özet geçtiği temel futbol tarzının iyi örneklerini Karabük deneyiminde dikine oyun ve agresiflik açısından sergiledi. Galatasaray’da Bruma ve PAOK'tan öğrencisi Garry Rodrigues başta, dikine oyunda işini kolaylaştıracak opsiyonları olacak. Şu ana dek bu ikilinin bir arada oyunu istikrarlı olmadı ama Rodrigues komşuda 3'lünün sağında oynuyordu. Orijini sağ bek olan Poko'yu iyi bir merkez oyuncusu haline getiren, merkezde oynayan Serdar Deliktaş'tan dış forvet olarak verim alabilen Tudor'un yeni yuvasında da benzer dokunuşlara ihtiyacı olabilir.

Kısa vadede en zor sınavlarından biri ise savunma kurgusu ve sarı kırmızılılara öfkeye taşmayan agresifliği yerleştirmek olacak. Rüzgârdan düşecek durumdaki Selçuk İnan, takıma entegre edilmesi beklenen Tolga Ciğerci ve Galatasaray'ın yatırım yaptığı fakat faydalanamadığı Martin Linnes ve Ahmet Çalık gibi çabuk çözüm bulması gereken sorunlar var.

Igor Tudor, çok iyi bir altyapının verildiği Hırvatistan'dan yetişip, her şeyin bir anda karmançorman olabileceği İtalyan futbolunun en düzenli kulübü olan Juventus'un havasını kokladı. Orada Ancelotti ve Lippi gibi marka teknik direktörlerin yanı sıra günümüzün elit genç nesil teknik direktörleri Zidane, Deschamps ve Conte ile takım arkadaşıydı. Akdeniz'in bir başka hızlı yaşayan ülkesi Yunanistan'ı ve ateşli taraftarını deneyimledi. İdeali ve kaosu gördü.

Şimdi Türkiye'nin bilinmezinin içinde. Karadeniz'in denize yabancı ve hırçınlığından nasibini almamış, emeğin değerinin bilindiği Karabük şehrinden vefanın cisminin olmadığı İstanbul'a ve Boğaz'ın dalgalı sularında boğuşacak. Gelişi etik tartışmalarını alevlendirse de olan oldu.

Maddi ve manevi tüm şartlar düşünüldüğünde Galatasaray için yarı yolda olabilecek en mantıklı seçimlerden, Tudor için de çok önemli bir fırsat. Aması çok ama başarması için mayası da yok değil. Sonunda ya “hep sonradan” ya da “hoşgeldin” şarkısı söylenecek. İkisi de dinlemeye değer.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ