ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Ali Esad GÖKSEL/HT CUMARTESİ

agoksel@htgazete.com.tr

Öyle sanıyorum, 2006 yazının başıydı. Galip Yorgancıoğlu aradı. “Sepetçiler Kasrı’nda istisnai bir konser olacak. Davetlimsin” dedi. Günü, saati çatınca yola koyuldum hiçbir detayı bilmeksizin. Sirkeci’ye, kasra ulaşıp da tuhaf trafik ve kalabalığı görünce anladım: Burada “bir şey” var... Ne zaman ki kalabalığı yarıp kapıya ulaştık, Galip karşıladı: “Çok şükür zamanında geldin. Müzeyyen Senar’la tanışmak ister misin?” O gece konser bittiğinde ne denli şanslı olduğumu düşünmüştüm... Bugün geriye baktığımda benzersiz bir anıyı detayları ile geri çağırmaya çabalıyorum. Müzeyyen Hanım o gece 90 yaşında, uzun bir aradan sonra “son kez” sahneye çıkmıştı.

Bazı insanların tuhaf ve sıra dışı bir cevher ile doğduğuna inananlardanım. Senar’ın sadece sesi, yorumu, duruşu, sahne hâkimiyeti değil, enerjisi de sıra dışıydı. Hafta başı kendisini kaybedince küçük bir çocuk gibi şaşırdım. Açıkçası o enerjinin sonsuza kadar yaşayacağını ummuş olmalıyım...

Eminim duymuşsunuzdur. Rahmetlinin vasiyeti varmış. “Beni defnederken şu şarkıyı çalınız” diye...Elbette yerine getirmişler. Müzik tarihimizin abidelerinden olan Müzeyyen Hanımefendi’nin vasiyetini merak etmez misiniz? Ben ettim:

“Ehl-i aşkın neşvegahı kuşe-i meyhanedir

Sakıya uşşakı dilşad eyleyen peymanedir

Güft-ü guy-i aleme aldanma hep efsanedir

Sakiya uşşakı dil şad eyleyen peymanedir”

Tatyos Efendi’nin meşhur bestesi mealen şu demek:

“Aşk ehli meyhane köşesinde neşelenir, keyif bulur.

Âleme, uydurma efsanelere aldanmayasın.

Âşıkların gönlü bir kadehte mutlu olur.”

Müzeyyen Senar’ın aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum.

 

 

 

Eski İstanbul Meyhaneleri

“Eski İstanbul Meyhaneleri” (Vefa Zat, İletişim Yayınları) isimli şiir dolu kitap, “Bizim Meyhanelerimiz vardı” başlıklı giriş bölümü ile başlıyor. Diğer bölüm başlıkları Aksaray ve Küçük Ekspres Esnaf Meyhanesi, Meyhaneci Tayyar Babanın Öğütleri ile bitiyor. Vefa Bey, “Eski İstanbul meyhanelerinde ne servis olunurdu?” sorusuna cevap veriyor:

“Üstad Ahmet Rasim 1927 yılı haziran ayında Resimli Ay Dergisi’nde ‘Rakı Ne Zaman ve Neyle İçilmelidir?’ başlıklı yazısında şöyle der: Her türlü salata, sardalya, çiroz, ringa, ançüez, balık salatası, ciğer kebabı, tavası, pilakisi, reçel, sarı, siyah havyar, beyin, her tür peynir, son moda muska böreği, turp, midye tavası, pilakisi, salatası, istiridye, ihtinya, pavurya, istakoz karides, kuzu söğüşü, turşular, (balık, midye, bumbar, dalak, yaprak, lahana, patlıcan, biber, domates) dolmaları, işkembe tuzlaması, patates ezmesi, her tür köfte, dahası şiş kebabı, pirzola, baklava, kaymak, yoğurt, cacık (keten, kâğıt, tahin) helvaları, zeytin çeşitleri, zeytinyağlılar, çerkez tavuğu, kaz ciğeri ezmesi, pastırma, sucuk, yumurta ve benzeri yemekler meze olarak kullanılır.”

“Nerede bunlar?” diye adres soruyorsanız beyhude. Artık ne Gedikpaşa’da Küçük Müsellim var ne de Balat’ta Koço Kalfa...

 

MEYHANEDE HAYAT

Peki “meyhanedeki hayat” nasıldı? Vefa Zat onu da “Cahit Sıtkı Tarancı’ya” atfen anlatıyor:

“... Kadehimi doldurdum ve başladım içmeye. (...) Bir de sigara yakayım dedim. Tezgâhın önünde kendi gibi ufak tabaklara mezeler yerleştirmekle meşgul olan Mavromatis Efendi, arkası bana dönük olduğu halde, sigara yakacağımı nasıl anladı da derhal bana doğru seğirtti. Acaba bir yudum rakıdan ve birkaç çatal mezeden ne kadar müddet sonra sigara içildiğini tahmin mi etmişti? Mümkündü. (...) Dışarıda hava iyiden iyiye kararmıştı. Meyhanemiz ise gittikçe canlanıyor, neşeleniyordu. (...) Canım Mavromatis Efendi! Saadetimizi ona borçluyuz. Sanki meyhane bir gemidir, bizler de yolcuları. Bizi ne güzel denizlerde gezdiriyor!”

 

 

  • Ali Esad Göksel
  • Vefa Zat
  • Zeki Müren
  • Müzeyyen Senar

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000