ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Paulo COELHO / HT PAZAR

TAT VE DİL

Bir Zen üstadı, öğrencisiyle birlikte dinleniyordu. Bir ara heybesinden bir kavun çıkardı, ikiye böldü ve öğrencisiyle birlikte yemeye başladılar. Tam yemeğin ortasında öğrenci şöyle dedi: “Benim bilge üstadım, yaptığın her şeyin bir anlamı olduğunu biliyorum. Bu kavunu benimle paylaşman da belki bana bir şey öğretmek istediğinin işaretidir.” Üstad sessizce yemeye devam ett:

“Sessizliğinden burada gizli bir soru saklı olduğunu anlıyorum” diye ısrarla sürdürdü öğrencisi. “Soru şu olmalı: Bu lezzetli meyveyi yerken aldığım tat aslında nerededir; kavunda mı yoksa dilde mi?” Üstad hiçbir şey söylemedi. Öğrenci heyecanla devam etti: “Hayattaki her şeyin bir anlamı olduğundan, sanırım bu sorunun cevabına da yaklaştım: Tat almak sevgiyle yapılan bir şeydir ve tat ile dil birbirine bağımlıdır, çünkü kavun olmasaydı tadın zevkine varmayı sağlayacak bir nesne olmazdı ve dil olmasaydı...”

“Yeter!” dedi üstad. “En büyük aptallar kendini diğerlerinden daha zeki sanan ve her şeyden bir anlam çıkarmaya çalışanlardır. Kavun lezzetli, bu yeterli, şimdi bırak da onu huzur içinde yiyeyim.”

RYOKAN VE HAYDUT

Ryokan kimseyi asla suçlayamazdı. Zen Budizminin büyük bir üstadı olmasına rağmen kendini hiç başkalarından üstün görmezdi.

Öğrencilerinden biri bir gün ondan, yol kesen bir haydut olan ve şehre korku salan ağabeyiyle konuşmasını rica etti. Ryokan bu kanun kaçağının evine gitti, geceyi orada geçirdi. Tek bir kelime konuşmadılar. Ertesi sabah haydut, Ryokan’ın sandaletlerini bağlamasına yardım etti. Bunu yaparken üstadın ayaklarına haydutun gözünden dökülen yaşlar düşmeye başladı. “Hiç bilge bir adamla birarada olmamıştım” dedi ağlayarak; “Sadece benim gibi haydutlarla ya da tek derdi beni suçlayıp hapsetmek olan polislerle biraradaydım. Eğer Ryokan geceyi benimle birlikte geçirdiyse, bunun sebebi benim hâlâ buna değer olduğuma inanmasıdır.” Ve o günden sonra, adam bir daha asla suç işlemedi.

EL GRECO VE IŞIK

Güzel bir bahar öğleden sonrası, bir dostu, ressam El Greco’yu ziyarete gitti. Onu atölyesinde bütün perdeler sımsıkı kapatılmış halde bulunca şaşırdı. Greco ana konusu Meryem Ana olan bir resim üzerinde çalışıyordu ve çalışma ortamını aydınlatmak için sadece bir mum ışığı kullanıyordu. Dostu şaşkın bir şekilde sordu: “Ressamların kullanacakları renkleri doğru seçmek için güneş ışığında çalışmayı sevdiklerini pek çok kere duydum. Sen neden perdelerini açmıyorsun?” “Şimdi değil” diye cevap verdi El Greco; “Çünkü ruhumu yakıp kavuran ve çevremdeki her şeyi ışıkla dolduran o müthiş ilham ateşini engelleyebilir.”

DEĞERLENDİRME

Ashtavakra Gita’dan (MÖ 5. yüzyıl civarından kalma ünlü Sanskritçe metin): “Ben sonsuz okyanusum Rüzgâr nereye isterse oraya eser Ve göğsümde Dünya denilen gemi yüzer Dünya bir o yana bir bu yana sallanır Ama ben dingin kalırım Ben derin okyanusum Dalgaların sürüklenip vardığı Gezegenlerin yukarı aşağı sallandığı yerde Ben kımıldamadan dururum Ben sonsuz okyanusum Bütün takımyıldızlarının kaynağı Tüm varlıkların ötesinde Ben varım. Ben’im.”

Çeviren: Mine Akverdi Denktaş

  • Paulo Coelho
  • Mine Akverdi Denktaş
  • ht pazar
  • simyacı

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000