11 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Sevgilisi terk etti diye ABD’de 5 kişiyi ödüren 20 yaşındaki Adanalı hadisesi daha çok yeni. Atalay Filiz’in cinayetlerinin ve yakalanmasının üzerinden de çok zaman geçmiş sayılmaz. “Bizde niçin seri katil çıkmıyor” diyenlere cevap sayılmıştı ama, kendi adıma ‘olmaması olmasından hayırlı şeyler’ listeme hemen dahil edebilirim. Sadede gelelim; okuyacağınız röportajın konusu bu türden ‘kötü’ psikopatlar değil, tam aksi Kevin Dutton’ın ‘iyi psikopatlar’ dediği kişiler... Dutton’un yeni kitabı “İyi Psikopatın Yaşam Kılavuzu”, “Daha güzel bir hayat için içinizdeki psikopatı serbest bırakın” tavsiyesiyle açılıyor. Kaşlarınızı çatmayın öyle; önünüze geleni kesip biçmekten, doğramaktan bahsetmiyor. Psikopatolojiyi şiddetle özdeşleştirmemiz zaten aslında sinemacıların suçu. O halde tam olarak nedir psikopatlık ve onu ‘serbest bırakırsak’ ne olur? Şahsen verecek bir cevabım olmadığı için Kevin Dutton’ı aradım ve aşağıdaki röportaj çıktı ortaya.

Psikopat dediğimiz kişi nasıl biridir tam olarak? Bir psikopatın temel karakteristiklerini nasıl özetlersiniz?

Birçok insanın aklına “Kuzuların Sessizliği”ndeki Hannibal Lecter veya “Amerikan Sapığı”ndaki Patrick Bateman geliyor. Oysa ben ve benim gibi düşünen diğer psikologlar, psikopatlığın filmlerde gösterildiğinden çok daha farklı olduğunu biliyoruz. Psikopat dediğimizde biz, belirli bir karakter özellikleri toplamından söz ediyoruz. Acımasızlık, korkusuzluk, cüretkârlık, kendine güven, odaklanma kabiliyeti, baskı altında sükûnet, zihinsel keskinlik, karizma ve elbette en önemlisi empati ve vicdan eksikliği...

O halde gerçek hayattaki psikopatlar da en az filmlerdeki kadar kötü...

Hayır, değil. En azından her zaman değil. Bu sözünü ettiğim özelliklerin hiçbiri tek başına bir problem sayılmaz, ayrıca bir insanı kötü yapmaya yetmez. Hatta daha ileri giderek, bu özelliklerin uygun oranda bir araya geldiklerinde son derece faydalı olduğunu bile söyleyebilirim. Burada anahtar kelimeler, bağlam ve seviye...

Yani?

Bu özelliklerin bir insanın karakterini ne şekilde ve hangi oranda oluşturduğu çok ama çok önemli. Bunları birer nesne gibi düşünün ve masanıza dizin. Sonra da tıpkı hayali bir lego oyunu oynar gibi farklı karışımlar oluşturmayı, başka başka bütünlere ulaşmayı deneyin, zihninizden insanlar uydurup onlara bu özellikleri farklı oranlarda atfedin. İki şeyi fark edeceksiniz: Birincisi, bu niteliklerin insan hayatında belirli bazı şartlar oluşmadıkça uykuda kalacağını ve hiçbir somut etki yaratmayacağını göreceksiniz; ikincisi, kitabımda da yazdığım gibi, bunların bazı meslek grupları için son derece gerekli olduğunu fark edeceksiniz.

2008 Kevin Dutton’ın sonradan defalarca revize ettiği ve yeni bulgularla zenginleştirdiği kitabı “Olağan Psikopatlar”ın ilk yayınlanış tarihi.

Denerim ama bunları ezberden mi söylüyorsunuz, yoksa tecrübenin etkisiyle mi? Babanızın aslında psikopat olduğunu anlattığınız “Olağan Psikopatlar”ı okumuştum. Okurlar da öğrenmek ister, babanız hangi açılardan diğer babalardan farklıydı?

Ah, babam kuşkusuz tam bir psikopattı. Vahşi bir adam değildi. Fakat bir kez daha hatırlatayım; psikopat olmak için vahşi biri olmak gerekmiyor. Babam pazarlamacıydı, sokakta değişik ürünler satardı. Ve bu konuda üstüne yoktu, ondan daha iyisiyle karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Bir kez kafaya koydu mu Taliban’a bile herhangi bir şeyi, mesela bir tüp tıraş kremini satabilirdi. Acımasızdı, gözü hiçbir şeyden korkmazdı, katiyen öfkelenmezdi ve utanması yoktu. Yüzünün kızardığına bir kez bile şahit olmadım. Sizin kendinize yakıştırmayacağınız, ayrıca yapsanız da zaten olumlu sonuç alamayacağınız bir şeyi o hiç düşünmeden yapar, üstelik de mutlaka kazançlı çıkardı.

Mesela?

9 ya da 10 yaşındaydım. Beni yemeğe bir Hint restoranına götürmüştü. Tam hesabı ödeyecekken, kaşığı kadehine çın çın vurdu. Haliyle herkes ne olduğunu anlayabilmek için bir anda sustu. “Davetime katıldığınız için hepinize teşekkür ederim” diye başladı söze. “Bazılarınız hemen şu köşedeki binada oturuyor olabilirsiniz ama bazılarınız buraya uzaklardan geldi. Bu yaptığınız şey bizim için çok kıymetli, hepinize ‘Hoşgeldiniz’ demek istiyorum. Ha, unutmadan... Akşam yolun karşısındaki King’s Arms adlı mekânda küçük bir davet veriyoruz ve hepinizi oraya bekliyoruz.” Düşünebiliyor musunuz; daha önce hiç görmediğimiz insanlarla dolu bir restoranda herkes babamı çılgınca alkışlıyor, dahası babam da hararetle alkış tuhafına katılmış... Kalabalığa karışarak ve beş kuruş ödemeden dışarı çıktık. “Baba, akşam King’s Arms’a gitmeyeceğiz, değil mi?” diye sordum. “Gitmeyeceğiz evlat” diye bir kahkaha patlatıp kulağıma eğildi: “Fakat biliyor musun, arkadaşım Malcolm, yani barın sahibi sayemde sıkı kazanacak.”

Anladım. Peki bizim de tanıyabileceğimiz kişilerden örnek verebilir misiniz, tarihte ünlü psikopatlar var mıydı?

Var tabii. Hem de babamdan çok daha beterleri var. Mesela Winston Churchill sıkı psikopattı. Hıristiyanlığın kurucu babası Saint Paul de öyle. Ve bana sorarsanız, düşsel bir karakter olmakla birlikte ve olanca sevimliliğine rağmen James Bond psikopat.

O vakit belki de tarihte psikopat olmayan tek bir lider veya kahraman yok...

Kesinlikle haklısınız. Psikopatolojinin dinamikleri üzerine epey araştırma yapan David Lykken, “Kahraman ve psikopat aynı ağaç üzerinden çıkmış iki ayrı daldır” demişti. Yeryüzünde en başından bu yana risk alabilen kişiler vardı. Merhamet duygusu olmayan kişiler de. Çekici, albenili ve numaracı insanlar da her zaman burada, aramızdaydı. Ve evet, empati duygusundan yoksun olanlar da... Bunların hepsinin toplumlar için ihtiyaç olduğunu düşünüyorum, siz tersini hayal edebiliyor musunuz? Bana öyle geliyor ki psikopatlar olmasaydı dünya, güzelleşmek şöyle dursun, yaşanmaz bir yer olurdu. George Orwell’in sözlerini hatırlayın; “İyi insanlar geceleri güvenli yataklarında mışıl mışıl uyurken, sert erkekler hazırlık yapar” demişti.

O halde size göre psikopatolojik nitelikleri olan güçlü bir işadamı da en az bir seri katil kadar sert erkek sayılır...

Baştan anlaşalım; psikopatoloji insanı seri katil ya da suçlu yapmaya yetmez. Bunu her sorunuzda tekrarlayacağım. Hayatında psikopatolojisini ne şekilde yönlendireceği tamamen kişinin kendine kalmış bir şey, dahası çok farklı dinamikler de söz konusu. Diyelim ki sizde psikopatolojik kişilik bozulukluğu var, ayrıca şiddet kullanan bir baba ile agresif bir annenin çocuğusunuz ve büyüme çağında uzun yıllar büyükbabanızın cinsel tacizine uğramışsınız, işte o zaman seri katil olma olasılığınız artar. Aynı şekilde, yine psikopatolojik kişilik bozukluğu olan biri konforlu bir aile ortamında büyümüş ve iyi eğitim almışsa, çok parlak bir işadamı olabilir, habercilerin o bayıldığı deyişle, “ekonomi dünyasının altından girip üstünden çıkabilir”.

PSİKOPATLIK HANGİ MESLEKLERDE BAŞARI GETİRİR?

Psikopatolojinin işe yarayacağı meslekleri sorsam...

Ah, çok doğru soru. Birkaç yıl önce bu konuda bir seminer vermiştim. En iyisi ilk 10’umu sıralayayım: 1. CEO 2. Avukat 3. Televizyoncu ya da oyuncu 4. Pazarlamacı 5. Cerrah 6. Gazeteci 7. Polis 8. Din adamı 9. Aşçı 10. Sosyal hizmet görevlisi. Ama bakın, okurlarınızın “Bu mesleklerde çalışanlardan çok psikopat çıkar” demediğimi anlaması şart. Benim söylemek istediğim şey, bu mesleklerde çalışanlar arasında bazı psikopatolojik özellikler taşıyanlara daha çok rastlandığı. İkincisi, listem bir kesinlik içermiyor, çünkü sadece istatistiki verilerine ulaşabildiğim meslekleri saydım. Gelecek yıl bu konuda daha kapsamlı bir araştırma yayınlamayı planlıyorum ama net sonuçları elde edene kadar içeriğinden söz edemem.

İnsan psikopat olup bunun farkında olmayabilir mi?

Kuşkusuz. Daha geçen ay eski bir silahlı soyguncuyla tanıştım, ‘meslek hayatının’ çeşitli safhalarında defalarca hapse girip çıkmıştı ama psikopatolojisi yıllar sonra tanımlanmıştı. Epey konuştuk onunla; gençlik yıllarında hep şiddet kullanmasını gerektirecek işleri seçmesi kendi için de bir muammaymış. Rahatsız değilmiş aslında, sadece sebebini merak ediyormuş. Bugün eğer daha 20’lerindeyken bu tanı konulsaydı ve terapi uygulansaydı, sonrasında çok daha düzgün bir hayat süreceğini düşünüyor ve aynı durumundaki gençlerin bilgilendirilmesi adına düzenlenen grup terapilerine danışmanlık yapıyor.

Bir psikopat için üzülmeli miyiz yoksa ondan korkmalı mıyız?

Kimden bahsediyoruz? Eğer söz konusu olan kötü bir psikopatsa, hem korkmalı hem de onun için üzülmeliyiz. Korkmak üzülmemeyi gerektirmez; bu insanlar hem başkalarının hayatını hem de kendilerininkini darmadığın etme, batırma becerisine sahipler. Lakin söz konusu olan, şiddet eğilimi taşımayan ve insan öldürmeyi aklının ucundan bile geçirmemiş “iyi” bir piskopatsa, yani psikopatolojik özelliklerini kendinin ve yaşadığı toplumun yararına kullanan biriyse, ona hayranlık bile duyabiliriz. Şahsen, bazı Özel Harekât askerleriyle tanıştığımda tam olarak bunu hissetmiştim.

O halde son sorum: Bir psikopattan ne öğrenebiliriz?

Psikopatlar iddialı, özgüven sahibi, keskin fikirli, ikna edici, karizmatik, korkusuz olurlar, istedikleri bir şeyin başkalarını mutsuz etmesine aldırmazlar ve önce kendilerini düşünürler. Bunlardan bazı özellikler sizde veya bende olsa iyi olur, çünkü başka türlü seçtiğimiz alanda başarılı olmamıza imkân yok. Kötü şeyler yapmaktan, şiddete meyilli olmaktan bahsetmediğimi söylemiştim değil mi?

NEFRET ETMEYE BAYILDIĞIMIZ ADAMLARIN ÖZELLİKLERİ

Gerçek hayattaki psikopatlar beyazperdedeki temsilcilerine pek benzemiyor aslında. Yani evet, hayatta da seri katiller var ama hiç adam öldürmemiş, şiddet kullanmamış biri de pekâlâ psikopat olabiliyor. Yukarıda okudunuz, Kevin Dutton’a göre iyi psikopatlar da kötü, yani kriminal psikopatların bazı özelliklerini taşıyorlar. Dutton’ı okuduk, Kanadalı psikolog ve “psikopat eksperi” Dr. Robert D. Hare ise psikopatların ortak özelliklerini şu şekilde sıralıyor:

-Empati yoksunluğu
-Vicdan azabı veya suçluluk duygusu hissedememe hali
-Güdüsel davranma
-Yapay, yani üzerinde çalışılmış, provası yapılmış karizma
-Sığ duygular
-Kendini dünyanın merkezi gibi görme, herkesten ve her şeyden üstün hissetme
-Sorumsuzluk
-Manipülatif davranışlar
-Çocuklukta görülen davranış bozuklukları

Filmlerdeki şu “nefret etmeye bayıldığımız adamlar”a gelince; Alfred Hitchcock’un “Sapık” filminin katili Norman Bates, filmin adının da etkisiyle, birçoklarınca psikopat zannediliyor ama değil, bunun yerine bir tür psikozdan muztarip... Aynısı Stanley Kubrick’in Stephen King’den uyarladığı “The Shining”in Jack Torrance’ı için de geçerli. Öte yandan sinemada psikopat sıkıntısı çekildiğini kimse söyleyemez. Tam aksi bugüne dek, Patrick Bateman’dan Dr. Hannibal Lecter’a, Joker’den Deri Surat’a sayısız psikopat izledik.

Sırf katiller de yoktu. “Wall Street”in Michael Douglas’ı da bir psikopattı. ‘Psikopatlar mutlaka öldürür’ diye bir kural yok dedik ya zaten. Hatta “Schindler’in Listesi” filminin birçok mahkûmu kurtarmak için soğukkanlı ve şahane bir plan yapan Schindler’i bile bir nevi psikopat. Örnek alınacak “iyi” psikopatlardan...

Öte yandan, ister iyi ister kötü olsunlar, film saykolarının ortak iki özelliği var: 1) Kolay kolay akıldan çıkmıyorlar. 2) Onları canlandıran oyunculara çoğu zaman Oscar kazandırıyorlar.

İyi Psikopatın Yaşam Kılavuzu Kevin Dutton, Andy McNabb Beyaz Baykuş Yayınları

Oxford Üniversitesi’ne bağlı Magdalen Koleji ile Calleva Evrim ve İnsan Bilimleri Araştırma Merkezi’nde araştırmacı psikolog olarak çalışan Kevin Dutton, aynı zamanda Kraliyet Tıp Derneği ve Psikopati Bilimsel Araştırma Cemiyeti üyesi. Psikopatoloji üzerine yazdığı makaleleri bilimsel dergilerde basılıyor, kitaplarıysa bizim gibi ülkeler dahil dünyada yok satıyor.

LÜZUMLU PSİKOPATLAR

Dev şirketlerin yöneticileri, parlak borsacılar, üstün yetenekli cerrahlar, soğukkanlılıklarıyla kan donduran avukatlar hatta birçok siyaset adamı da kriminal psikopatların acımasızlık, cüretkârlık ve empati yoksunluğu gibi özelliklerini taşıyor. Fakat kriminal psikopatların aksine onlar kötü değil, sadece disiplinli ve otokontrol sahibi kişiler. Kevin Dutton, Domingo Yayınları’ndan çıkan “Olagan Psikopatlar” adlı kitabında, “Savaşçı Geni” diye bir şeyden de söz ediyor ama o kısım biraz karışık, anlamak için bile epeyce tıp bilgisi gerekiyor.

Dutton, “Psikopat nitelemesi sözünü ettiğim başarılı insanları karalamak için değil” diyor. “Psikopatolojik özellikleri olmasa birçok siyasi lideri tanıma şansımız bile olmazdı. Aynısı ülkelerin hayranlıkla andığı milli kahramanlar için de geçerli. Sonuçta toplumların, risk almaktan çekinmeyen, gerektiğinde acımasız davranabilen, kararlı ve kitleleri peşlerinden sürükleyecek kadar karizmatik insanlara; yani psikopatlara ihtiyacı var.”

Bu kadar şey söyledik ama şunu eklemezsem içim rahat etmez:

Dutton’a göre psikopat olmak ruhen engelli olmak gibi bir şey. Empati yoksunlukları onları duygusuz hale getiriyor, yani sevemiyor, âşık olamıyorlar. Ayrıca hayatın en temel bazı zevklerinden habersiz yaşıyorlar. Sevdikleri yok, arkadaşları bile yok. Zaten kimseyle yakınlık kuramıyorlar. Dutton’a göre bu, “akıl almaz bir ıssızlık”. Şöyle diyor: “Neyi kaybettikleri konusunda bir fikirleri de olmuyor. İnsan hiç sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez ki!”

O halde, kendi adıma kararımı vermiş bulunuyorum, başarılı olmamayı göze alıp psikopatlıktan vazgeçmek bence en hayırlısı.

Olağan Psikopatlar Kevin Dutton Domingo Yayınları

 

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300