06 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Latin ezgilerini hayatımıza soktu, müziğiyle eğlendiriyor ve Bloomberg HT’de “Ayhan Sicimoğlu ile Renkler” programında gezdiği ülkelerden farklı enstantaneleri, kültürel unsurları ve lezzetli yemekleri ekrana taşıyor. Bir aylık programını sıraladığında dinlerken siz yoruluyorsunuz ama o hiç yorulmuyor. Gezerek besleniyor, gördüklerini sahne şovlarında da eğlenceli bir üslupla paylaşıyor. Yoğun iş trafiğinden fırsat bulup bir öğlen arası buluştuk. Ayhan Sicimoğlu ile 21 Ekim’de Vestel #gururlayerli konserleri kapsamında Zorlu PSM’de gerçekleştireceği konser öncesi sohbet ettik. Röportaj aşağıda, görüntüler HTDokun’da...

Sizi yine yoğun bir dönemin içinde bulduk. Siz hiç durmaz mısınız?

Son seneler çok parlak geçmedi. Gerçi ben “Parlak bir sezon olmadı, para kazanamadık” gibi bakmıyorum. Bütün konserler iptal olsun, yeter ki Türkiye rayına otursun. Ekonomik krize de razıyım, arabalarımı satmaya, elbiselerimi giymemeye... Eski hippi günlerimde delik bir kazağım vardı, üzerimden çıkaramazdım, annem çok kızar “Ayıp” derdi. Geçen gün Instagram’da “Kızlar, artık şu yırtık jean modasından vazgeçin” dedim. Biz de giydik ama üzerimizde yırtılırdı. İşin çevresel ve sağlık boyutuna bakınca ağrıma gidiyor, o taşlama ve asitleme işi facia bir şey. Yine de giydiklerimin üzerimde yırtılmasına razıyım, yeter ki “Yurtta sulh, cihanda sulh” olsun.

Müziğin toparlayıcı bir etkisi olduğu söyleniyor, sanatçılar konserlerin devam etmesi gerektiğini savunuyor...

Ben de yarım ağız söylüyorum. Güneydoğu’da 20 kişi ölürken akşamına biz hoppa, eller havaya konser yapıyoruz. Teröristlerin istediği zaten hayatımıza girerek, hayatı frenlemek. İptal ederek onların istediğini yapmış oluyorsunuz.

FOTOĞRAFLAR: Ece OĞULTÜRK-HT Doku n: Mel ik DEMİREL

Her şeye rağmen üretiyorsunuz...

Daha az üretiyorum. Bilek gücüm yetiyor. Programımı söylesem siz yorulursunuz. Tekneyle Yunan adaları, Mersin’de özel bir konser, 21 Ekim’de Zorlu PSM’de konser, 30 Ekim’de İtalya’ya mantar toplamaya gidiyorum. Mantar turundan döndükten sonra Adriyatik kıyılarında yelken yapmaya gideceğim, kaptan da benim. Sonra Hırvatistan ve Peru... 3 Aralık’ta da Volkswagen Arena’da Fiesta Extravaganza adında özel bir konserimiz olacak.

Bunların hepsi müzik ve gezi programınızla ilgili ama mantar toplama konusu enteresan...

Bu turda trüf mantarı avı yapacağız. Mantar türlerinin hepsini Latince adlarıyla da bilirim. Bazı türleri zehirlidir, öldürür. Kadın da mantar gibi, güzelleri zehirli. Kırmızı, benekli görünce elini sürmeyeceksin. Orada 40 senelik bir arkadaşım var, onun arazisine gidiyoruz.

Gençliğinizde de çok sosyal bir insan mıydınız? Dünyanın her yerinde dostlarınız var...

Tabii. İnsanları birbirine sohbet çağırır. Bir hocam, “Akıllı arkadaşınızı özlerseniz aptal arkadaşınızı özlemezsiniz” demişti. Aileni dışında tut, tabii ki onları özleyeceksin. Ben mesela annemi çok özlüyorum, her gece rüyamda görüyorum. Şükriye Sicimoğlu, Cem Yılmaz’ın esprilerinde bile annem vardır.

‘KAÇ TANE KAMERAMAN İSTİFA ETTİ’

Biz gezilerinizin hep en keyifli tarafını mı izliyoruz yoksa hep güzel mi geçiyor?

Geçer mi? Kaç tane kameraman istifa etti, ağlayanlar oldu.

Kaç kameraman?

Üç. Çok insan değiştirmem ben, şu an Hüseyin var. “Atla karşıya yüz, gel” desem yapmak zorunda maalesef.

Sizinle çalışmak zor mudur?

Evet. Sigara içmeyecek, dakik olacak, adam sendeci olmayacak, “Tamam bununla da idare edelim” demeyecek, yemek çekiyorsak masadaki çatal eğri durmayacak, bunlar semboliktir. Önemsiz ama önemli. Sette kovduğum kameramanlardan bir tanesiyle Sakız Adası’nda paskalyanın gecesini çekiyoruz. Onlar bir ay et yemedikleri için gece etli bir şey yiyorlar. İki kamera var, ben sürekli çekim ayrıntılarını anlatıyorum, “İş kaçırmayın” diyorum, yönetmenlik de yapıyorum. Çektik sonra ben “Hadi çocuklar şimdi yemek yiyebilirsiniz” dediğimde, “Biz bu saatte yemek yemiyoruz. Senin için gaddar diyorlardı, bu kadarını beklemiyordum” dedi biri. “Siz sabahtan kameraları toplayıp ilk vapurla dönüyorsunuz” dedim. Onlar gitti, ben bir gün daha kaldım ama film yarıda kaldı, sonra başka bir kameramanla gidip filmi bitirdim. Ben programlarda yemem, bir çatal aldıktan sonra çocuklar yer. Lokanta sahibine kızarım, “Onlar da benimle aynı yemeği yiyecek” derim. Başımıza geldi, İtalya’da adam kameramanlara yemek vermedi, ben de “Adamın yemekleri iyi ama yemek vermeyen adamda yemek yemeyin” dedim ve programı bitirdik. Hiç acımam, söylerim.

Kaç bavulla seyahat edersiniz?

Tek bir tane.

Seyehatlerde alışveriş yapar mısınız?

Vaktim olmuyor. Hüseyin, “Abi bana müsaade et gidip alışveriş yapacağım” der. Zavallı bütün arkadaşları bir şeyler ısmarlıyor ona. Ben çok ender yaparım.

21 Ekim Zorlu PSM’deki konserinizde süprizler olacak mı?

Var. Dinleyici Türk müziklerini sevdiği için onları Latin müzikleriyle yeniden yorumluyoruz. Müzikler zeytinyağlı barbunya gibi, piştiği gün yenilmez. Biraz elmelenecek, buzdolabında duracak, 3-4 konser sonra çalınmaya, söylenmeye hazır hale gelecek. İlk gün 5 saat sadece 3 nefesli ve piyano, ikinci gün 4 saat bas ve vokal ekleyerek üçüncü gün de 4 saat tüm orkestrayla elmelettiriyorum. Şarkının adı “Affetmem Asla Seni”. Onu çalışıyoruz. Şarkılar aklıma geldikçe bir yere yazıyorum. Tek tek hepsini çalışmak lazım. Bir tane de arabesk şarkı buldum ama o nasıl olacak bilemiyorum. İnsanlardan fikir alıp şarkıları dinliyorum. Mesela “Sevemez Kimse Seni”yi bolero ve cha cha ile birleştirdik bolerocha oldu.

‘AYÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜNCE MORALİM BOZULUYOR’

Bu kadar koşturma arasında “Hayatta şunları kaçırdım” dediğiniz şeyler var mı?

Ooo, çok... Ata binmek, yelkenle dünya turu yapmak ve birkaç lisan daha bilmek. Osmanlıca veya Farsça bilmeyi isterdim ama vazgeçtim ondan, belki zor olduğu içindir. Vakit o kadar kısıtlı ki, onu en iyi yere harcamak lazım.

Zaman çok hızlandı. Günlük işlerinizi nasıl programlıyorsunuz?

İstanbul’da zor. Çünkü bir türlü metropol olamadı. Doğru dürüst yürüyemiyorsunuz kaldırımlarda otomobiller var yerde de çukurlar... Ya da parkta yürürken yerdeki ayçekirdiklerini görünce moralim bozuluyor.

Yaş aldıkça anne babamızın eleştirdiğimiz yönlerine benziyoruz, sizde var mı benzer huylar?

Babam çok Osmanlı, annem de müthiş matrak bir kadındı. Babam geldiğinde ayak ayak üstüne atamazdık. O zaman tuhaftı şimdi gelmiyor.

Çok şey bilmek yorucu mu? Az şey bilmek insanı daha mutlu yapıyormuş diyorlar...

Nefret ederim. Tembellik, sakilliktir. Cahil olmak kolay. Olur mu öyle şey, her şeyi bilmek zorundasın.

Emeklilik hayalinizi sormak istiyorum...

Emeklilik mi, o ne demek? Olur mu öyle şey. Daha görmek istediğim çok yer var. Kore ve Çin’e gitmedim.

'MOZART'TAN VAZGEÇ, O BENİ ÖLDÜRÜYOR'

Her fırsatta kızınız Ayşe’yi enteresan bulduğunuzu söylüyorsunuz ama bence onun işi zor, siz de zorsunuz...

Ayşe uzaylı yaratık. Sabah Mozart’ın en ağır aryasını söyleyen bir kızla uyandın mı hiç?

Müzik konusunda eleştirir misiniz?

Evet. “Ne olur Ayşeciğim Mozart’tan vazgeç, o beni öldürüyor” diyorum.

Kız babası olmak nasıl bir şey?

Çok güzel bir his. Ayşe doğduğunda Laz Bakkal Osman, “Ayhan abi, ne oldu?” diye sordu. “Bir kızım oldu” dedim, “Olsun, o da insan” demişti. Eşek... Halbuki ben nasıl seviniyorum kız diye.

MFÖ’nün “Peki Peki Anladık” ile “Deli Deli Kulakları Küpeli” adlı parçalarını size yazılmış.

Evet, ama Mazhar enteresan çocuktur, “Yoo, ben onu genel yazmıştım” diyor, bir türlü karar veremiyor.

Erkekler sizden ilham alıp renkli giyinmeye başladı... Trendsetter durumunuz var mı?

Hayır. Geçenlerde bir markadan arayıp beni giydirmek istediklerini söylediler. Ama beni giydirmek zordur, polo yaka ya da gömlek yaka uçları düğmeli giyemem. “Ben size gömlek dizayn edeyim” dedim, ses çıkmadı. Sonra bir makarna firması “Eşinizle mutfağa girer misiniz?” dedi. “Hanım çıkmaz ama kızım operacı, İtalyan aryası da söyler” dedim, ses çıkmadı. Reklamlarda bana “Hastasıyım” dedirtmek istiyorlar, halbuki değilsem diyemem.

Takılarınız da çok şık...

Onlar hediye. Küpeyi ilk takanlardanım.

Ama artık takmıyorsunuz...

60 yaşına gelip atkuyruğu yapıp küpe takıp takılıyorlar. Bodrum’da ressam onlar genelde. Ben 66 yaşındayım, artık olmaz.

Yaş almaktan korkuyor musunuz?

Bir şeyden korkmuyorum da altına kaka yapıp birine muhtaç olmak çok kötü. Ondan evvel gitmemiz lazım.

Hayatınız nasıl geçti?

Dolu dolu geçti ama hayat çok kısaymış be kardeşim, ayıp denen bir şey var. En az 300 sene olmalı ki, doya doya yaşayalım. 66 yaşındayım, daha dün gibi... Ama bir gün bitecek.

Ekin TÜRKANTOS - HABERTÜRK PAZAR 
eturkantos@htgazete.com.tr


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300