03 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Yanımdaki kadının eşarbı uçuşuyor. Alacakaranlık. Arabamın üstü açık ya... Kadının eşarbından sıyrılan saçları dağılıyor. Alacakaranlığı yıldızlarla bezeyerek... Gözüm arkada, uçuşanlarda... Roma’nın üstüne serpiştirdiğimiz yıldızlarda. Kadim şehrin üstüne yerleşiyorlar. Kutsal bir hale sanırsınız.

Kıpkırmızı Roadstar’ım bir işaret mi? Hz. İsa’nın kanı, adeta “margaux kırmızısı...” Hülyalarımdan beni sıyıran... Yanımdaki koltuktan taşan kadın.

Biliyorum. “Federico attı beni bu sulara.” “Sen aslında busun” diyerek.

“Sıskalar, estetik görünüyor, bir lafügüzaf. Kadın budur: Bağrı bizleri sarmalı.”

Tam başımı Agata’ya yaslayacağım. Sert bir düdük. Sarsılıyorum. Önümüzdeki yolu açan polis kortejinden... O da ne, amir de bir kadın. Beni süzüyor.

Mırıl mırıl, günah çıkarıyorum. Dinlemiyor bile. Bağırıyor: “Kadınları bırak” “Artık araba ve yol ile ilgilenmelisin!” Geveliyorum: “Bir denge peşindeyim...”

Sallanan tehdit edalı siyah eldiven... Gözlerimin önünde kalan son sahne. Kan ter içinde sıyrılıyorum. Emin de olamıyorum: “Rüyadan mı?” yoksa “gerçekten mi?” uyanmaya talibim?

SEKİZİNCİ TEPE

Burası Roma. Mazda’nın davetlisiyiz. Yeni roadstar tanıtımı için şahane bir zaman seçilmiş. “Roma Film Festivali”. Bu şölene aşinayız. Önceden de gelmişliğimiz var. “Cinecitta Coğrafyası !”

Müteveffa Avrupa Sineması’nın gözbebeği... Meydan okuyan western’lerin dahi çekildiği topraklar. Ama benim iki favorim var. Fellini ve Visconti...

Biliyorum. Apayrılar. Ne çare: “Ruhum uçlarda dolaşıyor.”

Roma’nın iki yüzü var ki, onların peşindeyim. Düşmüş aristokrasiden elimize arta kalanlar... Neredeyse gerçeküstü hayaller ve sınırlarımız. Yine de, Roma bir Fellini çiftliği... Bana her seferinde namevcut sekizinci tepeyi arattırıyor. Dışı küçük, içi büyük Roadstar’dayım. Yere yakın. Kıpkırmızı kortej, Vatikan’a akıyor. Hayal gibi, trafiğe kapalı akstan ilerliyoruz.

Romalılar, Vatikan ziyaretçileri şaşkın. Ne oluyor? Fellini’nin filmindeki defile hatırınızda mı? Podyumda, kıpkırmızı pelerinlerine sarınmış kardinaller... Adeta onlar gibiyiz. Abartmasız. Alkışlayanlar çepeçevre... Defilenin sunucusu, bizdeki polis kortejinin amiri. Kaskından taşan at kuyruğundan okunuyor. Cevval bir Fellini kadını:Uçlarda bir femme fatale...

Sireni sürekli ve had safhada çalıyor... Dehşet havalı.

Annemden bu yana böyle bir emir komuta zinciri! Kim bilir, biz erkekler belki de gizli gizli özlüyoruz. Kadını gülerek dinliyorum: Kırmızı otomobilime yaslanmış.

Simsiyah derilere bürünmüş bir “Turkish Delight”! Daha ne olsun.

Yaya dahi yürümenin sıkıntılı olduğu bir rota. Tarihi merkezin sadece yayalara açık yollarını çiğniyoruz. 30 kadar kırmızı Mazda MX5 RF, üstü otomatik açılan. Artık döne döne tepeye tırmanıyoruz: İstikamet Villa Medici...

SNOWDEN’DAN ‘MEDİCİ KAYITLARI’

Akşamüstü, koskoca salonun nefes tutup seyrettiği film var ya... “SNOWDEN” hikâyesinin yönetmeni karşımda: Oliver Stone. Salonda kendine önde ayrılan yeri reddederek ortalara yerleşen Stone, ilk gösterimin sonunda biteviye alkışlandı. Soruyorum: “Ne hissettiniz?”

Bu işin ödülü bu. Hem de en kıymetlisi.” Hollywood’un haşarı çocuğu. “Devlet budur, bunun için var” diye anlatıyor. “Korkarım değişmeyecek.”

“Farkında olmaz isek” diye ekliyor: “Her zaman, her coğrafyada bunu yapacak...”

SNOWDEN sarsıcı. Devleti sarstı mı? Emin değilim. Seyredenleri sarsıyor...

Oliver Stone ile konuştuğumuz Villa Medici önemli bir yer. Muktedir Medici’lerin, aileden birini papa seçtirdiklerini biliyoruz. Papa VII Clemens’in Rönesans üzerindeki mesen patron etkisi açık. Bu villa da aynı aileye ait.1800’lerde Napeleon Fransa için satın almış.

Stone’na özetliyorum: “Kim bilir neler konuşuldu, neler tezgâhlandı” diye... Kahkahalarla gülüyor.

Duruyor:Aslında birileri not almış olmalı.” Ekliyor: “Kayıtları vardır arşivlerde, gizli kalamaz.”

O akşamın catering-yemekleri servis olunuyor. Salonlar tıka basa...

Hiç kimse Medici ve Rönesans’ı konuşmuyor. Ne tuhaf... Çaktırmadan Roadstar’ıma atlıyor Agata’ma yollanıyorum. “Agata ve Romeo’nun” kapısında eski dostlarım beni kucaklıyor...

Burası eski zamanların, “Roma geleneğinin en iyi mutfağı...”

 

Ali Esad Göksel/HT GAZETE 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300