09 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Bu hafta ne okusak?

Henry Miller, yıllarca yasaklı kalmasına rağmen bugün çağdaş edebiyatın başyapıtlarından sayılan “Yengeç Dönencesi”yle karşınızda. Time Dergisi’nin “Yüzyılın 100 eseri” seçkisindeki kitap, Siren Yayınları’ndan çıktı. Siren çok güzel bir şey yaptı ve Miller’ın tüm külliyatını yayınlamaya karar verdi. Böylece peşinden “Oğlak Dönencesi”, “Clichy’de Sessiz Günler” ve “Marousi’nin Devi” de yayınlandı.

Sonuncusu bence hepsinden güzel, çünkü bu iştahı ve yeteneği sınırsız yazar sonunda kendi hikâyesini anlatıyor. 20 yıl boyunca tatil yapmadıktan sonra işe güce paydos eden ve Yunanistan’a giden Miller’ın kendine dönmesini, bir bakıma ışığını bulmasını okuyoruz. Koca adam yoksul Yunan kasabalarını dolaşıp o güne kadar hiç tanımadığı türden insanlarla, tabiatla ilişkisini kesmeden yaşamayı sürdürebilmiş köylülerle karşılaşıyor, uzak kaldığı dünyaları ve trajedileri öğreniyor. Barışı, huzuru, özgürlüğü zeytin ağaçlarının arasında, tarlaların kenarlarına bir sezonluk inşa edilmiş barakalarda buluyor; kaybettiği coşkusunu yeniden kazanıyor. Yolları kat ederken bazen yalnız, bazen de yanında Lawrence Durrell, Seferis ve Katsimbalis gibi başka büyük yazar ve şairler oluyor. Caz müziğine kaval ezgileri, sohbete şarap ve serüven karışıyor. Ve Miller parlak bir yaşam ve insanlık manifestosu bırakıyor önümüze.

KÜTÜPHANEDE KAYBOLMUŞ ÖYKÜLER

Gerçeklikle derdi olan, yazıda onu bulmaya çalışan yazarlardan biri de Truman Capote. Bir katilin hikâyesini “içeriden” anlattığı ve döneminde çok tartışılan “Soğukkanlılıkla”yı okumuş olmak bile yeter bunu anlamak için. Öte yandan yazarımız bunu sonraki kitaplarında da sürdürdü... “Peri masalı” havasına rağmen “Tiffany’de Kahvaltı” bile belli bir gerçeklik düzeyinden uzaklaşmamıştı, sonuçta sonradan itiraf ettiği gibi oradaki anlatıcı doğrudan Capote’nin kendiydi. Yeni çıkan “Ateşteki Güve” ise gençken kaleme aldığı öykülerden oluşuyor. New York Halk Kütüphanesi raflarında kısa bir süre önce keşfedilen bu 14 öykü, Capote’nin yazar olarak sesini çok genç yaşta bulduğunun, özellikle derin empati becerisinin yanı sıra hayatın kıyılarında yaşayan insanlara olan ilgisinin köklerinin de gençlik yıllarına uzandığını kanıtlıyor. Kitap bir bakıma Capote’nin yazar olarak kendini keşfi. Sevdiği yazarın “ilkgençliğiyle” tanışmak isteyenler için şahane fırsat. Son önerimse ilk iki kitabın aksine gerçeğe değil, yalana dair. İtalyan anlatı ustası Giorgio Manganelli, 19’uncu yüzyıl çocuk klasiği “Pinokyo”yu bir “paralel kitap” biçiminde yeniden yazmış. Yalan bunun neresinde diye sormayın, “Pinokyo” demiş olmam yetmez mi? Alef Yayınları etiketli “Bir Paralel Kitap” enteresan bir okuma deneyimi olabilir. Üstelik daha önce “Olanaksız söyleşiler” adlı bir kitap yayınlayan ve çoktan ölmüş 20 şahsiyetle yaptığı ‘röportajları’ yayınlayan Manganelli “edebi yalan” kavramına hiç de uzak değil.

ROMAN

 

Biraz yüzleşme, biraz sorgulama

Bu hafta tavsiyelerimiz, iki editörden. ilki Beste Bal. Harper lee’nin ünlü romanı “Bülbülü Öldürmek” kıvamında “Günah kök Saldığında” adlı kitabı öneriyor.

Zor bir sene geçirdik. Acıyla çok sık yüzleştik, toplumsal yaralar aldık, kabuk tutmaya yüz tutmuş yaralarımız yeniden kanadı. ‘Vicdan’ dedik, ‘adalet’ dedik; bu ikisine sığınmayı ne kadar istesek de ayrıştık, ayrı düştük, vicdanlar da adalet duygusu da zedelendi. Böyle zamanlarda birbirimize sarılamadıkça sarıldıklarımız benzer hikâyeler olup çıkıverdi. Cassie Dandridge Selleck imzasını taşıyan ve Nora Kitap’tan çıkan “Günah Kök Saldığında”, bir yanıyla ‘yazık ki’ yalnız olmadığımızı, dünyanın her yanında önyargılarımızın gündelik ve toplumsal hayatlarımızı ne kadar etkilediğini göz önüne seriyor.

Kahramanlarımız, civardaki çocukların Pikan Cevizcisi dediği siyahi bir evsiz olan Eldred Mims ve bir ihtiyar Eldred Mims’i bahçe işleri için kiralayarak ırkçı komşularının tepkisini çeken, dul ve çocuksuz Ora Lee Beckworth. Ve bütün hayatını Ora Lee’nin ev işlerini görmekle geçirmiş siyahi hizmetçi Blanche ve beş çocuğu.

1976 yazında yaşanan bir tecavüz vakası ve işlenen bir cinayet, bu üç yetişkini, korkunç bir sırrı tam 25 yıl boyunca saklamak zorunda bırakır. Bu vakaları ‘korkunç sır’ haline getiren de kuşkusuz insanların önyargılarının neden olduğu ve olabileceği adaletsiz yargılamalardan kaçınma çabasıdır. Yaşananların ardından Eldred Mims hapse atılıp orada ölünce Ora Lee, Pikan Cevizcisi’yle ilgili gerçekleri söylemeye karar verir. Pikan Cevizcisi’nin hikâyesi aslında bambaşka ve çok hüzünlü bir sırrın da hikâyesidir.

Harper Lee’nin ünlü romanı “Bülbülü Öldürmek” kıvamında bir kitap var elimizde. “Günah Kök Saldığında”, hayata ve ilişkilerinize yeniden göz atmanızı, belki de kendi kalıplarınızı sorgulamanızı sağlayacak nitelikte bir roman.

 

POLİSİYE

Bu kitapta anlatılan her şey yaşandı!

ikinci tavsiye, Semih Büyü’den geliyor: Yoğun psikolojik katmanlarıyla sıkı bir modern insan ve aile eleştirisi de yapan soygun romanı “isveç çetesi”...

Doğan Kitap etiketli “İsveç Çetesi”, Stefan Thunberg’in Anders Roslund’la yazdığı ilk romanı. Üstelik bunu, ailesinin hikâyesine dayanarak yani gerçek bir olaydan yola çıkarak yapmış. Bu yüzden olsa gerek, kurgusunun sağlamlığıyla dikkat çeken kitapta karakterlerin hiçbiri yapay ya da zorlama durmuyor. Sayfalardan okura geçense can acıtıcı bir sahicilik duygusu... Neticede kaçımızın hayatında askeri cephanelikten silah çalmak, banka soymak, tren garında bomba patlatmak var ki?

Hikâyenin yaşanmış olduğunu söyledik, anlatalım... 20’lerinin başındaki Leo, çocukluk arkadaşı Jasper, kardeşleri Felix ve Vincent, bir de sevgilisi Anneli’den oluşan bir çetenin başındadır. Çetenin yaptıkları bir çırpıda sayılacak gibi değil, liste uzun. Zaten bu yüzden kayıtlara “İsveç tarihinin en kanlı soyguncuları” olarak geçmişler. Polise askeri silah satmaktan garda bomba patlamaya, soygunda kullanmak üzere sayısız silah çalmaya uzanan başka suçları da var. İşin enteresan yanı 1 yıl içinde yaptıkları 9 soygunda tek açık vermemişler. Stockholm emniyeti, bütün vaktini bu “iş”e ayırmış ama başaramamış. Yine de geri dönüşlerle kurgulanan romanda sırf bu soygunlar yok. “Geçmiş zaman” bölümlerinde Leo’nun babası Ivan başta olmak üzere ailesinin hayatı konu ediliyor; “şimdiki zaman” bölümlerinde de soygunlar ve polisin çeteyi yakalama çabaları...

Anlayacağınız geçmişi resmeden bölümler, yoksul ve problemli bir aile tablosu çıkarıyor karşımıza... Eski hükümlü bir alkolik baba, karısına çocuklarının gözü önünde şiddet uygulaması, küçük oğlu Vincent’ı öldürmeye kalkması, molotofkokteyli yapıp karısının ailesinin yaşadığı evi yakması ve vicdanları sızlatan çeşitli olaylar... Romanı okurken görüyoruz: Belli ki sadece genlerle aktarılan şeyler değil çocukların kaderini etkileyen; sevgisizlik, tutunamamışlık, aidiyetsizlik, öfke, şiddet de alınıp özümsenmiş bir biçimde. Ivan’ın karanlığı çocuklarını da yutmuş, onları bir çeşit cehennem hayatıyla yıkıma sürüklemiş.

Yoğun psikolojik katmanlarıyla “İsveç Çetesi”, gerçek hayattan alınmış hikâyesi, aksamayan kurgusu ve zerre düşmeyen temposuyla soluk soluğa okunacak türden bir polisiye. Zayıflığını örtmeye çalışan Leo karakteri sayesinde liderlik kavramını da sorguluyor. Ayrıca sıkı bir modern insan ve aile eleştirisi.

Gülenay BÖREKÇİ gborekci@cyh.com.tr


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300