ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Uzun süredir ortalarda yoktu Emre Altuğ. Oysa kışın tam 3 film çekmiş. ‘Durak’ vizyonda, ‘Mezarcı’ ağustosta vizyona girecek. Şarkılarını özlemiştik. Yıldırım Gürses şarkılarından oluşan albüm son aşamada. Yaz sezonuyla birlikte bir ayağı da Çeşme’de otelinde. Çok sıcak bir İstanbul öğleninde buluştuğumuz Emre Altuğ ile yeni projelerini, hayatındaki pişmanlıkları, çocukkenki haylazlıkları, baba olmayı ve korkularını konuştuk.

- Çeşme’den yeni geldiniz. Yeni film, yeni albüm için bu yaz trafiğiniz yoğun sanıyorum...

Güzel gidiyor. Çeşme’de otelim olduğu için arada gidip geliyorum. Çocuklara sözüm var, haftaya onlarla da gideceğim. İstanbul’un sıcağında olmaktansa 3 gün orada olmak iyi geliyor. Alaçatı’nın havası bambaşka, bunaltmaz insanı. Hayat kurtaran rüzgârı var.

‘İNSANLAR YAZIN FİLM İZLİYORMUŞ’

- Herkes tatilde siz yeni film, yeni albüm derken yollarda olacaksınız.

Filmleri festivallere götürdük, ödüller aldık. Vizyon sırası ancak geldi. Bu filmlerin öyle derinliği var. Yazın girecek olmasına başta tepki gösterdim ama önüme istatistikler koydular. Temmuz, ağustos ayları sinema izlenme oranları nisan, mayıstan daha fazlaymış. İnsanlar bahar aylarında dışarıda olmak isterken yazın sinemaya gitmeyi tercih ediyormuş meğerse. Bunu öğrenince “Celallenmeyeyim” dedim. Çünkü insan emeğinin boşa gitmesini istemiyor.

- ‘Durak’ enteresan bir filme benziyor. Bilinçaltılar, korkular, insanın kendini tanıması...

Enteresan bir senaryo. İnsanın kendisini sorgulamasına sebep oluyor. Okuduktan sonra Serdar’a (Gözelekli) ilk sorduğum soru “Neden bu filmi çekmek istiyorsun?” oldu. “Böyle bir filmin çekilebileceğini ispatlamak için” dedi. Güzel cevaptı, beni tatmin etti.

- Nasıl bir karakter Tahir?

Gazeteci ve yükselirken yediği naneler var. Ama bilinci bunları görmezden geliyor, kendini haklı görüyor. Gizli bir örgüt, filmdeki 3 karakteri himayelerine alıyor. Ve “Gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız?” diyerek onları bilinçaltında buluşturup bir teste tabi tutuyor. Üçünü çölde bir araya getirip “Güçlü olan kazanır” diyorlar. O sahneleri Kayseri, Develi Çöl’de çektik. İnsan kötü olmasa da kötülük yapabilir mi, kötülük yaparsa tatmin duygusu ne olur gibi sorular içeren bir film.

- Hepimizin iyi ve kötü tarafları var. Sizin filmle kendinizde keşfettiğiniz şeyler oldu mu?

Oyunculuk eğitimi alırken bunları genç yaşlarda fazlaca sorgulamaya başlıyorsunuz. Dolayısıyla içimdeki iyilikleri ve kötülükleri erken yaşta farkına varmış bir adamım. Zaman zaman törpülemeye çalışmış ve bazen de onunla yaşamaya karar vermiş bir yapım var. Filmdeki karakterler kötü değil, aksine mülayim insanlar. Film bu yönüyle etrafa meraklı bakışlar atmamı sağladı.

- Hayattaki korkularınız neler?

Çok korkum vardı, zaman içinde geçiyor. Uçak korkusu çocuklardan sonra oldu. Ama sonradan saçma olduğunu fark ettim. Bunlarla yaşamaya kalkarsan çok fena olur. Allah’tan her duruma alışmak gibi bir yeteneği var insanın. Buna ölüm de dahil. Yükseklik korkum devam ediyor olabilir, çıkmadığım için bilmiyorum. Balkon kenarlarına yaklaşamam. Dün gece de rüyamda gördüm, sol tarafımda bir boşluk beni içine çekiyordu. Çocukken yaptığım haylazlıklardan olabilir. İnşaata çıkıp kuma atlamak ya da 6. katta otururken balkona tutunup yan tarafa geçmek gibi şeyler travmatik olarak etkilemiştir.

‘KAVRAM OLARAK ÖLÜM HEM VAR HEM YOK GİBİ’

- Ağustosta vizyona girecek ‘Mezarcı’nın da konusu ilginç...

Osman Şahin, Yeşilçam’da 70’ten fazla hikâyesi senaryolaştırılmış değerli bir hoca. Hatta “Son Yörük” diye bir belgeseli var, izlemeyenlere tavsiye ederim. Onun son hikâyelerinden biri ‘Mezarcı’. 18 yaşındaki bir çocuğun Dalaman’daki köyünden Almanya’ya gitmesi ve 35 yaşında babasının vefatıyla köyüne gelmesiyle babasının zeytinliği olduğunu öğreniyor. Burayı özel mezarlık yaptırmak istiyor. Almanya’da öğrendiği tek şey mezarlık yapmak. Bu köydeki insanları çok etkiliyor. Onu maddiyatçılıkla suçluyorlar.

- Ölüm fikriyle barışık mısınız, hayatınızda ne olmadan ölmek istemezsiniz?

Barıştım, evet. Yaradılışımız, hayata karşı önceliklerimiz, hassasiyetlerimiz, üretim insanı olmamız tatminsiz ölmemizi gerektiriyor. Kavram olarak ölüm hem var, hem yok gibi bir şey.

- Filmlerin yanı sıra bir de albümünüz çıkıyor. Albüm de çok uzun zamandır bekleniyordu...

Evet. Yaşadığım durumlardan dolayı albüm tarafında ve üretim konusunda bir kafa karışıklığı yaşadım. Bir proje albüm istiyordum ama ayaklarım geri geri gitti. Bir gün menajerim Handan arayıp “İki buçuk senede 5 şarkı yaptınız. Bu albüm ne kadar zor olabilir ki?” dedi, çok haklıydı. Normalde enselerine yapışırım, nefes aldırmam. O albüme koymak istediğimiz Yıldırım Gürses parçalarından bahsederken iş, Yıldırım Gürses şarkıları albümüne döndü ve beni çok heyecanlandırdı. Hepsine klip çekmek istiyorum.

‘BESTE KONUSUN DA KAFA KARIŞIKLIĞI YAŞADIM’

- Albüm yapmayı, konserleri özlediniz değil mi?

Özledim tabii, biraz da açlığım var. Çok ara vermiş değilim, gece çalışmalarına devam ettim ama albüm kaydetmek başka bir heyecan.

- Siz şarkıcılık ve oyunculuk arasında hep bir denge kurdunuz ama online platformlar ve albümlerin eskisi gibi satmaması oyunculuğa ağırlık vermenize neden olmuş olabilir mi?

Hayır, sadece oyunculuğa ağırlık vermek istedim. Beste konusunda kafa karışıklığı yaşadım. Oyunculuğa ağırlık verince müziğe ara verdim. Bunları yarım yamalak yaptığınızda başarılı olma şansınız yok. Aşkla yapmanız lazım. Her iki mesleğimi de önemsediğim için birini yaparken diğerini geri planda tutmayı seçiyorum.

- Kafa olarak 30’lara mı 50’lere mi yakınsınız?

Valla bazen 50, bazen 30, bazen de 15’ler. Erkek özellikle bu konuda daha gelgitli. Erkek milletinin çocuk tarafı fazla diye düşünüyorum. Kadınlar daha istikrarlı sanki. İlgiye ve şefkate ihtiyaçları olabilir ama erkeğin baya saçma sapan gelgitleri var. Yaşlandıkça çocuklaşıyor derler ya, hayır öyle olmuyor. Zaten bastırdığı çocuk tarafı dışarı çıkıyor.

‘ÜNLÜ OLMAKTAN YIRTAMAZSINIZ, BEN YIRTAMAM’

- Kendinizi ünlü hissediyor musunuz?

Ünlü olmaktan yırtamazsınız, ben yırtamam. Başka bir ülkeye gitsem bile karşıma çok fazla Türk çıkıyor. Ama şöhret olma duygusunda yaş ilerledikçe olgunlaşıyorsun. Ben bu albümün de, filmlerin de olgunluk dönemi işlerim olduğunu düşünüyorum. Şarkıcılığımı dinlediğimde de öyle hissediyorum. Zaten öyle olmazsa komik hale gelirsiniz. 20’lerde star olan bir sürü insanın 50’lerinde bunu sürdürme çabası çok komik duruma sokuyor. Zaten çok sevdiğim bir müessese değildi ama keyfi, eğlencesi ve bazen gerekliliği vardı. Çok şükür o saygıyı, sevgiyi görüyoruz.

- Baştan başlama şansınız olsaydı değiştirmek isteyeceğiniz şeyler neler olurdu?

Meslek seçimi konusunda bir şey söyleyemem çünkü 16 yaşında ne yapmaya başladıysam öyle devam etti. Başka şansım yoktu. Pişmanlıklarım var tabii olmaz mı? Ama şimdi “Ya of şöyle olsaydı” diyeceğim bir şey yok. Burada hiç tahmin etmeyeceğim kadar büyük bir başarı yakaladım, sevildim, para kazandım. Bunlar hiç hesabımda yoktu çünkü böyle hırsları olan bir adam değildim. Sadece, 10 yıl önce Amerika’da bir albüm kaydettim. Herkes bana orada yaşamam, İngilizce’yi aksanlı ama onlar gibi konuşmam gerektiğini söyleyince yaşıma baktım.

- Kaç yaşındaydınız?

35’tim ve ‘Benden geçti’ dedim. Eğer o 20’lerin başı olsaydı, orada kalmayı göze alabilirdim. Ama burada para kazanıyorsunuz, tanınıyor, seviliyorsunuz. Orada da para harcıyorsun. Hayatı baştan almam gerekiyordu ve o yaş buna uygun değildi. Pişmanlık değil çünkü en azından yapabileceğimi gördüm. Oradaki hocam Michael Goodrich, bana “Burada kal, albümden vazgeç, beni seni Broadway’e hazırlayayım” dedi.

#parallax#“Yükseklik korkum devam ediyor olabilir, çıkmadığım için bilmiyorum. Balkon kenarlarına yaklaşamam. Dün gece de rüyamda gördüm, sol tarafımda bir boşluk beni içine çekiyordu. Çocukken yaptığım haylazlıklardan olabilir. İnşaata çıkıp kuma atlamak ya da 6. katta otururken balkona tutunup yan tarafa geçmek gibi şeyler travmatik olarak etkilemiştir.”##

‘BİZ NİĞDELİLER YA HAMAL OLUR YA HURDACI’

- Kişisel olarak tutkunu olduğunuz şeyler neler mesela bir koleksiyonunuz var mı?

Koleksiyonum çok, araba, saat, radyo, eski film oynatıcıları, dürbün, plak... Bir kere Kuzey, ‘Baba bu çok eski bir ev değil mi?’ demişti. “Hayır oğlum ev eski değil, kafa eski” dedim. Biz Niğdeliler ya hamal olur ya hurdacı, eskicilik oradan geliyor. Dolayısıyla arabayı da eski almayı severim. Çakmak koleksiyonum vardı, arkadaşlarıma hediye ettim. Hiçbiri vazgeçilmez değil. Sahip olduğum her şeyi arkadaşlarım kullanabilir, paylaşırım. Malı değerli biri değilimdir.

- Arkadaşlarınıza göre arıza yönleriniz neler?

İnatçı olmam, son kararları kendimin vermesi, bazen hiçbir şekilde laf dinlememem... Ne kadar iğrenç bir insanmışım. Babamın hep söylediği bir şey vardır, “Biz Altuğ erkekleri, her şeyin en iyisini hep biz biliriz” diye. Bunu törpülemeye çalışıyorum. Arkadaşlarımın da bazen benden ‘İllallah’ dediği olmuştur o konuda ama arkadaşlık da bunu gerektirir.

- Süper gücünüz olsaydı...

Uçmak isterdim, Uzay en çok onu seviyor.

‘ZANNEDİYORLAR Kİ BİZ BİLMİYORUZ GÖRMÜYORUZ’

- Baba olmanın erkekleri olgunlaştırdığı söylenir. Sizin çocuklarla ve babanızla iletişiminizde kıyasladığınız şeyler, jenerasyon farkları neler?

Jenerasyon dediğin şey çok önemli. Baba olmakta ne kadar gecikirsen ara o kadar açılıyor. Çocuklar bir yere kadar arkadaş gibi baba istiyor ama babaya daha çok ihtiyaçları olduğunu da biliyorum. Biz yeni jenerasyon babalar daha sabırlıyız, şımartmaya meyilliyiz. Babam hiçbir zaman sarılıp öpmemiştir ama sevgisini de eksik etmemiştir. Sevgisini belli etmesi daha önemli. Şimdi ben çocuklara hem sarılıp öpüyorum, hem ayaklarının altını kokluyorum. Annem çocukken bize yapardı. En büyük keyfim uyurken onları öpmek, uyanmıyorlar çünkü. Biz çok eğlenceli vakit geçiriyoruz.

- Geçen gün televizyonda gördüm, Çağla Şikel sizden çocukların saçlarını kestirmenizi istediğini ve sizin de kısacık kestirdiğinizi anlatıyordu...

Laf arasında 1 numara yapacağımı söylemiştim. İşin komik tarafı Çağla bana çocukları verdi. Uzay’ın geçici bir süre gözlük takması gerekiyor, bir rahatsızlığı var. Birinci gün gidip gözlük aldım, ikinci gün saçını kestirdim. Ve başka bir çocuk olarak verdim. Dolayısıyla esas şok oydu. Ama çok şükür, o da yakıştı çocuklara.

‘MECBURİYETT EN GÖRÜŞÜYORUZ, ÇOCUKLAR VAR’

- Ne güzel ki aranızdaki iletişimi güzel sürdürebilmeyi başarmış bir çiftsiniz...

Mecburiyet. Biz ayrılmışız neden görüşelim, arkadaş olalım? O kadar da değil. Elbette görüştüğünde konuşman ya da bir şeye ihtiyacın olduğunda araman çok önemli. O kadar zaman birbirinize hayatınızı ortak etmişsiniz. Bu konuda hiçbir zaman sıkıntı yaşamadım. Ama bu derece görüşmek, konuşmak elbette çocuklar için. Ve ömür boyu sürecek bir şey. “Bir daha görüşmemek üzere ayrıldık” dersin ya, biz “Bir daha görüşmek üzere ayrıldık”. Bunu bileceksin ona göre yaşayacaksın, başka yolu yok bunun. Sıkıntı yaşarsın tabii, erkek arkadaşı olur, kocası olur benim karım olur. Bunlar hep konuşuluyor ya ben burada söyleyeyim, zannediyorlar ki biz bilmiyoruz, görmüyoruz. Ama bu bir şeyi değiştirmeyecek. Çocuklar var. Bitti. Aslolan, esas olan, tek olan onlar.

 

  • emre altuğ

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000