Dünyanın bir belediye başkanı olsa!
'Eğer iklim değişikliği, siyasi huzursuzluklar gibi konularda öncü çözümler bekliyorsanız artık hükümetlerin gözünün içine değil de şehirlere ve belediye başkanlarına bakmanız gerek'
Elif KEY / HT PAZAR
New York'ta dört yazar tarafından verilen bir konferansın adeta özeti gibi bir başlangıç sorusu: "Dünyayı biz bozduk, şimdi nasıl düzelteceğiz ve hikâyenin sonunda hangimiz ayakta kalacak?"
Konferansa katılan isimlerden Daniel Brook "Gelecekteki Şehirlerin Tarihi", Greg Lindsay "İleride Nasıl Hayatta Kalacağız?", Benjamin Barber "Eğer Belediye Başkanları Dünyayı Yönetseydi?", Saskia Sassen ise "Karışık Düzenler Vahşet mi Üretiyor?" kitaplarını yazmışlar ve sıkıntıları aynı. Zira 21'inci yüzyılın başındaki dertler saymakla bitmez: Tıkanan ekonomiler, nereye gideceği belli olmayan teknoloji, siyasi aktörlerin birbiriyle çekişmesi, başedilemeyen iklim değişikliği, terör ve bunların salgın bir hastalık gibi dünyanın her köşesine yayılması!
Yazarlara göre; eğer metropoller aklını başına devşirirse bu zincirleme kaostan çıkabileceğiz ve çözümü elinde tutanlar hükümetler değil, artık top belediye başkanlarında! Benjamin Barber, hükümetlerin hantal yapısını ve harekete geçmelerini beklemek yerine metropollerin daha çevik yapılarının çözümü getireceğini söylüyor. Zira hükümetler siyasi çekişmelerden insan hayatını ve şehir nüfuslarını daha yakından ilgilendiren meselelere vakit ayıramıyor. Ve Barber'a göre dünyadaki megatrendleri artık siyasiler değil de o şehirlerde yaşayan insanlar belirliyor.
'HOLLANDA AYAKTA KALIR'
Benjamin Barber'ın kitabının sorduğu aslı soru şu: "Eğer dünyayı belediye başkanları yönetseydi hangi şehir lider olurdu?" Barber'a göre şehirlerin hareketi uluslararası dertlerin çaresini de üretiyor. "Karbon emisynonuna dair bir problem hükümetlerin alacağı kısıtlamalarla değil de belediye başkanları, enerji şirketleri ve bazı özel girişimlerle çözülebilir" diyor Barber.
Columbia Üniversitesi profesörlerinden Saskia Sassen ise karmaşık metropollerin henüz sistemlerin eksikler olduğunu söylüyor; lakin ümitli: "Şehirler kendini yeniden yapılandırabilecek kapasiteye sahip, her türlü icadı çıkaracak kadar da birikimleri mevcut!" Sassen 21'inci yüzyılda başlıca sorunlarla en rahat Hollanda'nın başedebileceğini iddia ediyor. Yazara göre ülke yaklaşık 600 yıldır yükselen su seviyesiyle başettiği için ileride suların yükselmesi ve şehirlerin yok olması gibi bir sıkıntıdan rahatça sıyrılacak. Verdiği örnek şu: "Manhattan'ı vuran Sandy eğer Hollanda'da olsaydı onlara hiçbir şey olmazdı ve bu fırtınadan zararsız çıkarlardı."
Sassen düşmanını yakından tanımanın faydalarına da inanıyor. "Su bir makinadır. Bir makinayla kavga edemezsiniz" diyor. Suyun huyuna gitmeniz ve onunla çalışmanız lazım. Dolayısıyla bütün şehirler suyla çalışabilmek için daha yaratıcı olmalı".
"Gelecekteki Şehirlerin Tarihi" adlı kitabın yazarı Daniel Brook'a göreyse dünyadaki bütün metropollerin yöneticilerinin birarada çalışması ve bugüne kadar hiç olmadıkları ölçüde dost olmaları gerekiyor.
'Jilet gibi şehirler çökmeye mahkûm'
Greg Lindsay, hayatlarımızın gelecekte nasıl şekilleneceğinden çok asıl bugünü nasıl kurtaracağımızı sorguluyor. Lindsay, "Jilet gibi şehirler çökmeye mahkûm. Cemaat ne yapacağını bilmediği sürece, istediğin kadar gökdelen dik, istediğin kadar şık alışveriş merkezleri yap. Onları nasıl tüketeceğimizi de birinin bizlere anlatması lazım" diyor. Brook da Lindsay'le aynı fikirde: "Madem sular altında kalacağız ya da bir terör saldırısıyla her şey başımıza yıkılacak, o zaman neden Şangay ya da Dubai gibi şatafatlı şehirler yapmaya çalışıyoruz?"