Burnunu A harfine sokmak
Osmanlı döneminde âb âlemlerinde yaşananlar... Siyaset ve edebiyat konuşulan bu âlemler şarkılara da konu olmuştu
Ali ESAD GÖKSEL / HT CUMARTESİ
İstanbul Erkek Lisesi'nde okurken, ‘'Alman öğretmenlerimiz'' ceza olarak "sözlük ya da ansiklopedi okuma, anlama ve nakletme" verirlerdi. Tuhaf bir haleti ruhiye ile oldum olası bunun neresinin ceza olduğuna akıl erdiremedim. Hatta üzerimde şaşılacak bir etki yarattı. O gün bu gün sözlük ve ansiklopedi okumaya, karıştırmaya bağımlı oluverdim. Ne zaman ki sıkılsam, içim daralsa hemen burnumu bilmem kaçıncı cildin arasına sokar, okumaya başlarım:
"Âb Farsça'da su. Osmanlı Dönemi'nde İslami baskı nedeniyle içki sözcüğünü kullanmak tercih edilmediğinden, âb sözcüğü içkinin mecazı olarak kullanıldı. Âb sözcüğü akarsu anlamında olmakla beraber, edebiyatımızda, özellikle İstanbul'u tasvir ederken, güzellik, canlılık, parlaklık, içki anlamlarını karşılayan bir dizi tamlamalarda yer aldı: Ab-ı revân (akarsu), âb-ı şîrin (tatlı su), âb-ı şûr (tuzlu su), âb ü tâb (güzellik, canlılık), âb-yâr (sulayıcı, sâki), âb-gîr (gölcük), vb... Şarap ve içki anlamına gelen âb'lı deyimler, İstanbul yaşamında ve edebiyatında daha çok kullanıldı: Ab-ı âteş-renk, âb-ı âteş-nâk, âb-ı âteşpâre, âb-ı âteş-nümâ, âb-ı âteş-furûş, âb-ı engûr, âb-ı erguvânî, âb-ı haram, âb-ı harabât, âb-ı zer, âb-ı tarab, âb-ı yakut, vb... Kuşkusuz bu zenginlik, İstanbul'un doğası ve kültürüyle çok yönlü beslenegeldi (İstanbul Ansiklopedisi).
Âb âlemi ya da âb meclisi, âlem-i âb, bezm-i tarab; Osmanlı döneminde üstü kapalı olarak içki içerek eğlenmek anlamında kullanılan söz; İstanbu'un Bizans'tan beri eksilmeyen, arada son derece acımasız önlemlerle yasaklanmaya çalışılmasına karşın önlenemediği gibi giderek daha zengin bir kültüre dönüşen en yaygın gece eğlencesi; içki âlemi. Âb âlemi, su kenarında yapılan piknik anlamında yorumlanabileceği gibi, içkili eğlence anlamını da vermekteydi.
Âb âlemleri çemenzarlarda, mesirelerde, konaklarda, havuz başlarında en uygun ortam olarak da meyhanelerde sazlı sözlü yapılıyordu. Rical konak ve yalılarındaki âb âlemleri, bir anlamda yarı resmi havada geçer, gece boyunca konuşulanlar da daha çok edebiyat ve siyaset olurdu. Daha eskilerde âb âlemlerine bezm-i işret (içkili toplantı), bezm-i âlem (eğlenti toplantısı) da denilirdi.
Yüzyıllar boyunca Boğaziçi'nin ve Haliç'in her türlü eğlenmeye elverişli koyları ve yamaçları, kent çevresindeki dere boyları, mesireler, su kıyıları, çayırlar küçük toplulukların günü birlik, ama daha çok mehtaplı yaz gecelerinde içkili toplantılar düzenlemesine olanak veriyordu. Bununla birlikte, 19. yüzyıla gelinceye kadar, şeriat açısından sakıncalı olduğu için ancak gözlerden uzak olmak koşuluyla yapılabiliyordu. Bu nedenle âb meclisleri meyhaneden ve konaklardan dışarıya pek fazla taşmıyordu. Bunda, 18. yüzyıl boyunca Osmanlı tahtına oturan padişahların içkiden uzak duruşlarının da etkisi vardır.
Hoşgörülü bir padişah olan III. Selim döneminde İstanbul'a gelen ressam Melling, Boğaziçi ve Haliç resimlerinin birçoğunda âb âlemlerini betimlemiştir. II. Mahmut ile oğlu Abdülmecit içkiye düşkün oldukları gibi, dönemlerinin önde gelen yöneticileri ve aydınları da bu konuda daha özgürdüler. Âb âlemi geleneği 20. yüzyıl başında, ilkin II. Meşrutiyet'te siyasal tansiyonun yükselmesi, savaşlar, yoksulluk ve eski hayat tarzının değişmesi gibi nedenlerle yaklaşık 100 yıl boyunca kazandığı incelikler ve kurallarıyla birlikte yavaş yavaş unutulmuştur.
Âb âlemi özellikle edebiyat ve müzik alanlarında estetik değer kazandı. Divan şiirinde ve birkaç eski bestenin güftesinde âb âlemlerinin konu olarak işlenmiş olması, en erken 16. yüzyıldan ya da daha doğru belirlemeyle içkiye düşkünlüğüyle ünlü II. Selim döneminden (1566-1574) beri âb âlemlerinin bir gelenek olduğu anlaşılmaktadır. Örnegin ısfahan makamındaki âlem-i âb içre Göksu'ndan şarkısı, âb âlemleriyle ilgili eski bir bestedir ve geçen yüzyıllarda İstanbulluların özellikle yaz gecelerinde Göksu, Kalender Bahçesi gibi yerlerde sabaha değin içkili kır âlemi düzenlediklerinin kanıtıdır. Bunun gibi Gidelim Göksu'ya bir âlem-i âb eyleyelim bestesi de bir başka kanıttır. Daha yakın zamanlarda Hacı Arif Bey ve Şevki Bey'in bestelerinde âb âlemi vurgulanmıştır (İstanbul Ansiklopedisi).
Bitti mi? Hiç olur mu? Yerimiz bu kadar! Ama duyar gibiyim. "Kardeşim bu neyin cezası?" Bizim Alman hocaların verdiği cezaları hatırlıyorum: "Ortalığı karıştırma, diğer öğrencilerin tercihlerine karışmanın" cezası idi...