HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
02 Eylül 2010 Perşembe, 08:43:02
Kurlardan memnuniyetsizlik bugünlerde küresel düzeyde artmış durumda. Japonlar Yen’in değerinden memnun değiller. Avrupalılar Euro’nun değerinden şikayetçiler. Amerika ihracatını artırmak için doların değerinin düşmesini istiyor. Çin parasından kimse memnun değil. Türkiye’de de “kur” konusu ekonomik tartışmaların başında geliyor.
Herkes kendi ülkelerindeki merkez bankasından kur konusunda bir şeyler bekliyor. Merkez bankaları göreve çağrılıyor. En son Japon Yeni’nin çok değerlendiği görüşüyle Japon Merkez Bankası göreve çağrıldı. Japon Yeni’nin değerinin düşürmek için Japon Merkez Bankası daha fazla para basacağını ilan etti. Fazla bir etkisi olmadı.
Dalgalı kur sisteminde merkez bankalarının kurları istenildiği gibi kontrol etme gücü var mı? Asıl cevap aranması gereken soru bu.
PİYASA ÇOK DERİN
Merkez bankaları çok küçük, küresel döviz piyasası ise çok büyük. Küçüğün büyüğü yönlendirebilmesi çok zor görünüyor.
Merkez bankalarının bankası olarak bilinen Bank for International Settlements (BIS) üç yılda bir 59 merkez bankası ile döviz piyasaları bir anket yapıyor. En son anket bu yılın nisan ayında yapıldı. Sonuçlar merkez bankalarının döviz piyasasındaki gücünü (güçsüzlüğünü) göstermesi açısından çok ilginç.
Ankete göre, döviz piyasasının hacmi günlük 4 trilyon dolar. Yani, bir günde 4 trilyon dolar değerinde para alışverişi oluyor. Üç yıl evvel bu hacim 3.3 trilyon dolardı. Küresel döviz piyasasında dünyadaki toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısı kadar bir günlük hacim söz konusu. Elli başlı paraları basan merkez bankalarının (FED, Japon, İngiltere ve Avrupa merkez bankaları) toplam döviz rezervi 1.5 trilyon dolar civarında.
Bu hacmi yapanlar da değişmeye başlamış.Toplam hacmin 2 trilyon dolar kadarını banka dışı finansal kesim yapıyor. Yani, hedge fonlar, yatırım fonları sigorta şirketleri, emeklilik fonları gibi finansal kurumlar döviz piyasasında çok aktif. Bu kesimin döviz piyasasında yaptığı hacim üç yıl evveline göre yüzde 40’ın üzerinde büyümüş.
Toplam hacmin üçte biri spot işlemlerden kaynaklanıyor. Spot işlemlerdeki artış üç yıl öncesine göre yüzde 50’ye yakın artmış. Spot dışı vadeli döviz işlemlerindeki büyüme ise yalnızca yüzde 7. Toplam döviz işlemleri hacminin yüzde 65’i sınırlar arası işlemlerden kaynaklanıyor. Diğer kısmı ise aynı ülkede yerleşikler arasında oluyor.
Döviz işlemlerindeki para dağılımı da değişme eğiliminde görünüyor. Geçmişte, genellikle dolar, Euro, Yen ve Sterlin arasında gerçekleşen işlemler içinde Kanada ve Avustralya Doları’nın ağırlığı artıyor. Gelişmekte olan ülkeler arasında hacmi artan paraların başında Türk Lirası ve Kore Won’u geliyor.
İMKANSIZ GÖREV
Böyle bir piyasada, toplam döviz rezervi 1 trilyon dolar da olsa (örneğin Japonya), bir merkez bankası günlük spot işlem hacmi 1.5 trilyon dolara ulaşmış piyasaya aktif müdahale yoluyla döviz kurunu arzulanan düzeyde oturtabilir mi? Birkaç saatliğine evet. Ama, sonunda piyasanın dediği olur. O nedenle, belli başlı paraların piyasa değerine müdahale belki diğer paraları basan merkez bankaları ile ortak yapıldığında daha etkili olabilir. Örneğin, Japon Yeni’nin Amerikan Doları karşısında değerinin düşürülmesi isteniyorsa, Bank of Japan ile FEDin ortak müdahalesi daha etkili olabilir. Onun da uzun dönem yaşaması mümkün olmayabilir. Zaten çoğu zaman tarafların kuru aynı yönde etkileme isteği olmuyor.
Merkez bankaları açısından bir başka yol, doğrudan aktif müdahale yerine, açıklamalar yoluyla pasif olarak piyasayı etkilemek olabilir. Geçmişte FED, Japonya ve Avrupa’daki merkez bankaları bu yolu sıkça denediler. Başarılı oldukları dönemler de oldu.
Kısacası, dünyanın hiçbir yerinde kur konusunda merkez bankalarını görev çıkarmak çok gerçekçi görünmüyor.