Türkiye '1 trilyon TL' üstüne nasıl çıkacak, bu soruya cevap arayalım...
EVET çıktı ya da hayır çıktı! Ne olacak “karnımız doyacak”, ekonomimiz genleşecek, savunma sanayiimizde “İsrail’e bağımlılık” mı azalacak?
“Referanduma” takılıp asıl soruyu kaçırıyoruz: Türkiye’yi kim, hangi doktrin ile yönetecek ve bizler nasıl bir Türkiye istiyoruz...
Sevgili dostlar, ben sadece referandum gerçeklerine göre değil “yıllara dayalı makro bir ölçeğe” göre bakacağım ve oyumun rengini öyle seçeceğim. Kriterim de çok açık; yerleşik düzen mi, halkın iktidarı mı? Soruya sizler de cevap arayın, tartışmaya devam edelim...
Not: Varolan hükümet “çok iyidir” gibi bir tezi savunmaya çalışmıyorum. Tezim çok net; Türkiye ilk defa “yıllardır yerleşen sülüklerini, kenelerini” temizlemek üzere. Destek olmak “özgür ve bağımsız bir Türkiye” isteyen her Türk vatandaşının boynunun borcu. Köle doğdum, onlar takdir eder, ben yaşarım diyenlere sözüm yok...
MHP gerçekten barajın altında kalır mı?
MHP’deki yerleşik yapıyı aşıp parti içine kapıdan dahi giremeyen eski ülkücüler, “evet” demeye hazırlanıyorlar. Parti yönetimine kırgınlar. Haklılar mı? Onlara yapılanlara göre haklılar. Geçirdikleri 12 Eylül tecrübesi içgüdüsel olarak onları “evet” yönünde itiyor. Bu tartışma devam ederken, Bülent Arınç’ın açıklaması gündeme bomba gibi düşüyor. Elimdeki ankete göre “MHP’nin baraj sorunu var” diyor Arınç...
Sevgili dostlar, kendini her zaman “Türkiye’nin fikir milliyetçisi” görmüş biri olarak daha açık ifadesiyle; Türkiye’nin “MHP gibi bir partiye ihtiyacı” olduğuna gönülden inanan bir vatandaş olarak; MHP’nin içine düşürüldüğü duruma “üzülmemek” elde değil. Bir kitle partisi süratle eriyor ve “birkaç adam” küçük olsun ama bizim olsun diyorlar. Ne diyelim; sizin olsun ama unutmayın yakında olmayabilir...
Bunları yazdığım için bana kızanlara da son bir cümle: Dost acı söyler!
Bana göre gerçek milliyetçilik...
ÇOK zor değil birkaç örnekle anlatmaya çalışayım...
Yıl 2010, Türkiye’de hâlâ “kaba milliyetçilik” tadında yol arayanlar var...
Sevgili dostlar, içinde bulunduğumuz “yüzyılda” sen “X’sin, sen Y’sin” gibi tanımlara girmek ve bunu “DNA’larla” kanıtlamayı denemek kadar saçma bir “iddia” olamaz. Adama gülerler. Gülmeyenlerin de aklından şüphe etmek gerekir. Yeni dünya düzeninde özellikle ülkelerin “finansal ataklar” karşısında yaprak gibi savrulduğu yapı içinde milliyetçilik için tek bir kriter olabilir; üstünde yaşadığı toprakları ve onu yöneten sistemi, bir bütün olarak “soydurmamak”. Ortak değerlere sahip çıkmak ve onları genleştirecek bir “finansal-entelektüel” akıl oluşturmak. Bu tanım sonrası soralım; bugün Türkiye’de “kimler” milliyetçi?
1946’dan yani ilk devalüasyondan bugüne olanları, 1994 ve 2001’de yaşananları düşünün ve bunlara kimlerin, nasıl karşı durmaya çalıştığını, kimlerin de “soyguna” ortak olduğunu sorgulayın. Şimdi biliyorsunuz; kimler gerçek milliyetçi, kimler koltuk derdinde!