Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Söyle Norveç…

        Terör” diyorsun…

        Terörle mücadele” diyorsun…

        Acı çekiyorsun, gencecik çocuklar için…

        Ama söyle…

        Senin 30 yıl bitmeyen bir savaşın oldu mu hiç?

        Senin 50 bin ölün oldu mu hiç?

        Güneşe hasret ikliminde bile…

        Gencecik çocuklar dondu mu hiç?

        ***

        PKK mayın döşedi…

        Bir teğmeni, sonra pusuda iki astsubay, bir uzman çavuşu öldürdü…

        Zaten yeni, 13 asker de şehit olmuştu…

        Kürt sorunu çözüldü!

        Operasyonda iki, sonra 7 PKK’lı “etkisiz hale getirildi”…

        Zaten daha önce de çok “ölü ele geçirilmiş”ti…

        Terör sorunu da çözüldü!

        30 yıldır olan bu.

        Nasıl bu çözümler bizatihi çözümsüzlüğü içinde taşıyorsa…

        Çözüm de belki bu çözümsüzlüğün içindeki düğümdedir!

        ***

        Tayini çıkmıştı, izne gidecekti, helallik istemişti, 5 yaşındaki kızını hemen hastaneye götürecekti, kardeşleri de askerdi.

        Çocuklarını bırakıp gelmişti, tayini çıkmıştı, emekliliği düşünüyordu artık.

        22’sindeydi, tayini çıkmıştı, biraz huzura gidecekti, köyüne varacaktı, kardeşine sarılacaktı.

        Uzun, kanlı, bitmeyen bir romanın içinde, böyle binlerce “kısa” hikayemiz var.

        Hızla okuyor, çeviriyor, sonra yeniden ölüyoruz!

        ***

        Bak, bana hem “bak şehit oldular, hadi astsubay, uzman babası” ve “TSK, subay düşmanı” diyen kardeş; hiç yalnız değilsin aslında.

        Ordu sevip, büyük komutan sevip o ordunun profesyonel mevcudunun yüzde 80’den fazlasını, şehitlerinin herhalde daha fazlasını oluşturan “sıvasız evlerin çocukları”nın sadece ölüsünde, kendi kin ve kan kültürüne pay alan o kadar çok var ki.

        Ama, bak ne yazıyor, iki şehit astsubayın kimliğinde…

        Biri, “eski komutan”; diğeri “yeni komutan”! Sürgün karakolların ölü komutanları!

        Öyle işte!

        Ateşin, namlunun, pusunun ucunda “komutan” kılıp OYAK komuta kademesinin kenarına dahi sokulmayan; önceki Milli Savunma Bakanı tarafından, Genelkurmay da gerekçe gösterilerek, doktora yapsalar dahi “Onları da subaylar gibi 1’in 4’ünden emekli yapmak devletteki hiyerarşiyi bozar” denenler.

        Canlıyken hadlerini bilmeleri istenenler!

        Bakmayın…

        Ölmeden önceki emeklisi, hatta ölüsü bile 1’in 4’üne yaklaştırılmayanlar, yakıştırılmayanlar!

        En yüce mertebe şehitliğe ulaştı diye ölüsü yüceltilip ne canlısı, ne ölüsü, büyüklerin imtiyazını zedelemesin diye, 1’in 4’ü mertebesine layık görülmeyenler!

        ***

        O yüzden…

        Memleketin ilk sorunu, insanlık sorunu, ezmek ezilmek sorunu, diyorum bazen.

        Çünkü bir kez insanlık idrak edildi mi…

        Ezmek, ezilmek üstüne kafa ve yürek yoruldu mu…

        Aklımız ve vicdanımızın da, hukukun da başka türlü çalışması mümkün.

        Yoksa…

        Kurarsın pusu…

        Yaparsın operasyon…

        Norveç’e bakıp şükredersin bir de…

        Ne manyaklar çıkıyor diye!

        ***

        Yahu burada, onca yıl büyük gazete yönetmiş biri gibi, ilginçlik olsun diye, uyuşturucudan yahut intiharla ölmüş bazı yabancı yıldızlar için, “Yapacağını yaptı; genç ölmeyi hak etti” diye sözde mersiye yazabilecek kadar kafayı yemişler…

        Burada, hala “Su testisi su yolunda” diyebilmişler var!

        Ah, yas tutmasını bilmeden pas tutan kalplerimiz!

        Diğer Yazılar