11 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
05 Kasım 2016 Cumartesi, 12:44:26 Güncelleme:16:04:07

Sanatçıların ödemesi de sanatla

Mutfak ve sanat arasında söz olunan alışveriş var ya... Bunu son günlerin modası, bir zamane hali sanmayasanız. Her zaman var oldu, karşılıklı ve muhtelif kanallardan. Anlatalım. Galiba ilk alışveriş çulsuz sanatçıların ödeme usulü idi...

Biz de en bilindik örnek Fikret Mualla olmalı. Bu gün altın haline gelen Mualla'lar, o zamanların değiş-tokuş emtiası olmalı. Ressamımız Paris'te bu işe aşina barlarda içer, ödemesini de desenlerle yapardı. Alan satanın razı olduğu bu halden, halen bizler de sebeplenmedeyiz... Bu "al gülüm ver gülüm" faslının çok şöhretli aktörleri de var. En bilinen Picasso. Fransa'da Cote d'Azur. Biliyorsunuz, meşhur. Saint-Paul-de-Vence ise ortaçağdan kalmış kılıklı küçücük bir köy... Bu şirin köyün çok yakınında benzersiz bir otel var, La Colombe d'Or... Bu sapa köy 2. Dünya Savaşı sırasında sanatçı ve edebiyatçıların sığınağı olmuş. 1920'li yılarda Paul Roux tarafından açılan bar ve 3 odalı tesisin öyküsü inanılmaz. Picasso ödemesi gereken faturaları desenleriyle kapatırmış. Onlar bugün odaların duvarlarında. Picasso tek örnek mi? Hayır, değil. Matisse var, Chagall var... Otel adeta bir müze! 

Bu vatandaş, gel sanata hali tersine de işlemiş. Geçen sene yazdı idim. Belki hatırlayacaksınız. Çok meşhur aktörlerin yer aldığı bir hikaye. Fakat çok da az bilinen, inanılmaz bir hikaye...

Leonardo Da Vinci'nin Milano'da yaptığı dev bir eser var. Bu fresk Milano Dükü Ludovico İl Moro taraından sipariş olunmuş. Son Yemek, Hz. İsa'nın, havaarileri ile birlikteki son yemeği. Kendisine inananlar ve ihanet edenin birlikte yer aldığı İncil sahnesi. Emin olun hali vakti itibarıyla sıkıntıda olmayan Dük Ludovico var ya... Dâhi sanatçı, Leonardo'nun şahaserini nasıl ödese isterseniz? Eserin yer aldığı kilise karşışısındaki bir bağ ile. Deli gibi meraktayım: Nasıl bir şarap çıkıyordu bu üzümlerden? Bu işin değiş tokuş sahifesi.

Başka bir sahife de şu: Yemek yapmaya meraklı sanatçılar. En çok bilineni de Picasso olmalı. Bu da normal aslında. Adam Katalan, Güney Fransa sahil bandında yaşıyor. Eve gelince... O kadın geliyor, bu kadın gidiyor. Amcam da mutfağa düşmüş, Kitabı dahi yayınlandı. Tavsiye ederim. 

Eğlenceli. Ve kabil-i tatbik! Picasso dışında yemek yapmaya meraklı sanatçılar da var... Yemek yeme seanslarını bir tarz happening'e. tercüme edenler de.. Örneğin Dali, bazı yemekleri bir sanat gösterisi olarak planlıyor. Bir de sanata meraklı aşçılar var. Son zamanların en bilineni Ferran Adria.

Adria bir concept sanatçısı olmak üzere, Kassel Documenta'ya katıldı. Tate ve MoMa'da sergiler açtı. Elbette desenleri ve enstalasyon filmleriyle. Açıkçası Bottura'nın yemek tabaklarındaki sanatsal yaratma hevesinden heyecanlanamıyorum.

Ferran'ın öğrencilerinden şu anda dünyanın en gözde aşçısı olan Bottura bu işi seviyor. Geçen yıl New York Sotheby's de kolleksiyonerlere bir gövde gösterisi yaptı. Contemporary İstanbul haftasında 1924, Banyan, Escale, Dragon, Ferahfeza, Nicole, Sunset ve 360 sahnede. Sanat ve tabak arasında gidip gelen denemelerini sergilemedeler...

SON ANA BIRAKMAYASINIZ

Ne tuhaf, hem ev sahibi hem de misafirleri sevindirecek ya da sevindirebilecek bir haftayı yaşıyoruz. Ama gerginiz... Hele az soluklanın, bir de şuna bakıverin: The New York Times dünyanın en önemli ve en etkili gazetelerinden biri ve ABD'de yayınlanıyor. Bu ilginç ülke de seçim arifesinde... Sadece kendilerini değil, bu kürede yaşayan her canlıyı yakından ilgilendiren günlerde. Burun buruna ve çok tuhaf bir yarış. Yeni başkanlarını seçmek üzereler. Son viraj! Adaylarsa al birini.. Bu kıran kırana seçim sahnesinde önde gelen gazete geçen gün ne tavsiye etmede? "Bu son hafta. Yapraklar dökülmek üzere. Sonbaharın renklerini ya gördünüz ya da kaçıyor. Aman ha! "Nasıl? İnsanların hayatı pas geçmedikleri coğrafyalar var. Bizler uzaktayız. Ne yazılsa münasiptir? Zor iş... 

Öyle ki bu hafta istisnai bir zaman. Contemporary İstanbul 11'inci kez podyumda. Mutlu olmalıyız. Bu yaşadığımız alacakaranlık içinde bir 'exit' misali. Artık kurumsallaşmış bir sanat panayırımız var.

Sanat nedir? Bizlerden daha duyarlı, daha cesur, daha önde insanların bizler için söyledikleri. Bizlere uzattıkları bir can simidi...

Ali Güreli 30 yıllık arkadaşım. İlk başladığında ürkmüştüm. Hem bizler uzaktık hem de etraf, uzaklığımızı yüzümüze söylemede idi. Sadece Güreli için değil, kendim için de... Korunma içgüdüsüyle ürktüğüm hatrımda. Hırpalanmak. Tatsız bir fotoğraf... Yanılmışım. Çok şükür. Başarılı oldu. Ali ve Rabia Güreli büyük bir iş çıkardı.

İlk 10 yıl arkada kaldı. Bilanço artıda. En kritik senede, kataloğa bakmadayım. Yabancılar var. İnanmışlar, gelmişler ve yanımızdalar. Kıymetini bilmeliyiz.

Sanatsal yaratmada gündemde olabilmek hayati. Çağdaşlığın turnusol kağıdı... Ya varız ya da yokuz. Grisi, ortası yok ne yazık ki...

"Yaklaştık, şunun şurasında 3 yıl kaldı! Kapı aralığına ayağımızı koyduk. 20 kriterin yarısı tamam. Gerisi kolay!" Hiç de kolay değil. Ümitsiz değilim. Sanata inanıyorum... İstanbullulara değil, çevreye de sesleniyorum. Kaçırmayın, izleyin ve destek olun.

6 Kasım'a kadar devam ediyor, yani siz bu yazıyı okuduğunuzda önünüzde kocaman 2 gün daha var. Aman "Türk usulü" yapıp da son ana bırakmayasınız. İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'na gidin. Bu panayır yediden yetmişe herkese... Öğrenciler için de indirimli! Eyy Ali Güreli! Öğrenci girişleri daha da uygun olmalı! Bir de yaşlılar için indirimler... Çocuklar için özel seanslar, rehberlerle birlikte...

Bunları gelecek seneyi beklemeden yarın, pazar günü devreye sokmalısın... Benim tanıdığım Ali ve Rabia haftaya 2017 için çalışmaya başlar. Sponsorlar ve destek verenler, gün bu gündür. Sanatın yanında mısınız, deyin hele. Bizlerin bu can simidine ihtiyacı açık, bilesiniz...

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Cumartesi 9 MPH 13°
Kısmen Güneşli