ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
24 Aralık 2016 Cumartesi, 04:15:15 Güncelleme:08:52:22

500 yıl sonra gece hayatı

 

Geçen hafta Beyrut’a davetliydim. Şahane bir yer. Tam bize göre yer. Orada tanıştığım herkes bana sevgiyle davranıyor. En ufak bir ima ya da serzeniş olmaksızın, muhabbet var.

Bakın aklımdan geçeni söylemeliyim. Malumunuz bu her daim hoş karşılanmaz. Bazı hal ve ortamlarda şık bulunmaz. Ama meraktayım... Ne yapalım? “Kedinin başına ne gelirse meraktan” derler ya. Aslan burcu olmak böyle bir şey. Eni sonu o da kedi... “Türkler Arapları, Araplar da Türkleri sevmezler!” Dedim işte: Bu laf söylenegelir durur... Tamam mı? Tamam değil: “Genellemeler” sorgulanmalı! “Nereden çıktı?” Geçen hafta Beyrut’a davetliydim. Şahane bir yer. Tam bize göre. Orada tanıştığım herkes bana sevgiyle davranıyor. En ufak bir ima ya da serzeniş olmaksızın, muhabbet var. Bir de itirafta bulunayım. Birlikte gittiklerim, tuhaf insanlar. “Ekonomi Yazarları”: Hepsini tanıyorum. Seviyorum. Ama “nevi şahsına münhasır” oldukları da bir vaka. Ne gibi diye meraklanan var mıdır? Anlatalım...

Beyhude yere cansiperane çalışırlar! “Canım hiç olur mu?” demeyin. Oluyor. Vallahi!

“Dolar ne diye yükseldi, düşer mi, ne zaman?” Her birimiz meraktayız. Ben de soruyorum... Bu “uzman yazarlar” var ya: Hepsi pandomimci... En sevdikleri, favori mimik şu: “Biz nereden bilelim ki?” İyi de kardeşim. Sabah akşam yıllardır mevzu elinizde. Eskaza bir “meze’nin tarifini sektirsem”, celalleniyorsunuz?

Beyrut Ticaret Odası Başkanı’na soruyorlar: “Serbest Ticaret Anlaşması?”

Cevap:”Elimde değil ki” mimiği...

Bitti mi? Hiç olur mu! Derin bir konu bu... ‘Ekonomi’cilerden, başlarıyla “tamam, anladık” mimiği...

Ve bu cevabı haldır haldır yazıyorlar. Her biri birer steno... Bizim gazeteden Serpil de orada. İşte o bir efsane... Lübnan Odalar Birliği Yönetim Kurulu Salonu’ndayız. Fiyakalı devasa masada karşılıklı vaziyet alınmış. Herkesin önünde kurşun kalem ve kâğıt. O da ne? Serpil boş bırakılan onursal başkanın koltuğunda. Dev notebook’unu açmış: Hacze gelmiş icra müdiresi... Ekonomiciler soruyor, Beyrutlular yanıtlıyor. Teklifsizce...

Bizim Serpil Hanım bir şey mi soruyor? Önce sessizlik... “Odalar Birliği Başkanı” yanıtlıyor: Mesut Yılmaz sürati ile...

Nihayet akşam, çok sevilen elçimiz Ç. Erciyes’in daveti... Kalabalık yemek bitince herkes mesut, dağılıyor.

Mehmet Habbab bizleri gece hayatına sokacak! Pacifico’ya yollanıyoruz. İki Beyrutlu güzel sarkıyorlar: Nerelisiniz? Ben İngilizce, Mehmet Arapça girişiyoruz, muhabbet gani. Ve aniden kızlar bakakalıyorlar! Serpil bu, bilgisayarını açmış, kayıtta...

‘EYY FALCIBAŞI NE OLACAK HALİMİZ?’

Rahmetli babam içini çekmeden “Beyrut” demezdi. Anlayın yani! Onun için ne zaman ki soru vacip oldu, ikiletmedim. Dostlarım Mehmet & Roula Habbab oralıdır. Açıkçası ben Mehmet’in kontenjanından yola koyuldum. Ya vesilesi? Bakın işte orası da çok yakışıklı... Başlı başına bir “dizi”. Pakistan, Hindistan da isyanları oynar. “M. Ali Neyzi nam, cevval öğrencinin marifeti...” Bu Neyzi aslında geçkince bir öğrenci: Doktora yapıyor! Yaşını başını almış, heybesinde CEO’luklar ve iki de torun var. Aniden karar almış, içinde bir ukde bulunmakta. Tarih okuyacak. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde... Nasıl ama? Ben bu Neyzi’yi kıskandım: Hevesim tam, teşebbüs nakıs. Neyzi’nin tez hocası Prof. A. A. Husayn’ın bir derdi vardır. Osmanlıların bu topraklara gelişini anmak: 500 yıl sonra! “1516: Ortadoğu ve Dünyayı Değiştiren Yıl” başlıklı bir toplantıyla... Bu velut fikir Neyzi’nin elinde vücut bulacaktır... Küresel ölçekte önemli Osmanlı uzmanlarının konferansları... Yakında basılacak. Her ilgilinin ulaşabileceği bir kaynak olacak. Üniversitenin rektörü ve elçimiz tarafından açılan toplantı var ya, bizim “dolar uzmanlarını” sarmadı. Kaşla göz arası buharlaştılar. Oysa ilk bildirilerden birisi onlar için de verimkâr idi.

S. Carolina Üniversitesi’nden Dr. M. Melvin-Koushki “Kahire Yolunu” anlattı. Amerikalı genç hoca, Osmanlıların Memluk Kahire’sini zaptına bakan falcıları araştırmış.

Sakın ha, bu mevzuyu hafife almayasınız. Her kim ki o koltuklara oturmuş... İşte bu muhteremler, tarih boyunca falcıların söylediklerine de kulak asmışlar. Bu bir iddia, varsayım falan değil. Eldeki yazılı dokümanlara işaret ediliyor. Genç akademisyen, sorduğum detayları yazılı olarak yanıtlayacak: “Falcılar ne maaş almakta idiler. Mükafat ve ceza sistemi var mıydı? Gizli hedefler için nasıl fal bakılırdı?”

Son sorumdan sonra adam ne iş yaptığımı merak etti. Kıvrak bir hamleyle “Ekonomi yazarıyım” dedim... Neden mi? Refleks işte: Ne olur ne olmaz!

Adam bana bakıp “Konuya ilgini anlıyorum” demesin mi! Nefeslenip ekledi: “Yazılarında çok işine yarayacak!”

İlgimi çeken bir diğer konuşmacı da Giancarlo Casale oldu. Minnesota Üniversitesi’nden gelen genç hoca ne mi çalışıyor? “Osmanlı aydınları ile İtalyan Rönesansı arasındaki ilişkiler” Nasıl? Casale ile konuştum. Çok güzel bir Türkçe ile anlattı. Şurası kesin ki, tarihimizi bilmiyoruz. Konuştuklarımız hamasetten ibaret. Ne zaman ki dünümüzü bileceğiz, günümüze, yarınımıza hâkim olabileceğiz.

BİR MEZE CENNETİ

Bu baş döndürücü şehre ilk kez gidiyorum. Ama epey Beyrutlu tanıdığım oldu. Ne iş yaparlarsa, nerede oturuyorlarsa... Ve de her ne yaşta olurlarsa olsunlar... Baskın bir ortak paydaları vardı: Mutfağa çok meraklıydılar. Öyle laf olsun diye değil. Belli ki birkaç nesildir içselleştirilmiş bir ilgi. İlgiden de öte. Hemhal olunmuş bir sevda!

20 yıl önce yazları Emirgan’daki yalısına gelen bir dostum vardı. Beyrut doğumlu bu Osmanlı, her gidişimde beni mahcup ederdi. Yirmi, yirmi beş meze için “zahmet etmişsiniz” deyince, hanımefendi özür dilerdi: “Az aceleye geldi, tüm istediklerimizi hazırlayamadık, bağışlayın” diye... Ben bu kez bölündüm. Vakit dar, görmek istediğim çok idi. Can alıcı ve bilindik bir hata yaptım: Vazgeçemedim. Böylelikle hiçbirini tam göremedim... Anlı şanlı Beyrut mutfağı hakkında neler neler işittim... Gördüğüm kayda değer örnek ise “Al Ajami Restaurant” oldu. Bizim ekonomistler “başbakana” giderken, mızıkçılık yaptım. Roula Habbab beni “yüzyıllık lokantaya” götürdü, fevkaladeydi. Patlıcan için yazılmış bir şiir gördünüz ya da duydunuz mu? Ben Beyrut’ta yedim. Şöyle söyleyeyim: Rüyama giriyor... Ya o minnacık içli köfteler. Alttaki sığ basmati yatağa uzanıyorlar. Limon, portakal, mandalina ve turunç ile hazırlanan sosla üzeri örtülüyor. İşin kötüsü şu ki, bana “gelecek sefere” diye vaat olunanlar, nefes kesici... İnançlılar her musibette bir hayır olabileceğini düşünürler! Doğru olabilir: Tüm heveslerim satıhta kalınca tekrar gitmek şart oldu. Hatta tekrar tekrar...

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Perşembe 13 MPH 24°
Az Bulutlu
EN ÇOK OKUNANLAR
  • 2 Şeffaf tercih
  • 3 Artık seyyar satıcılık yapıyor
  • 4 Bu yöntem şeytanın bile aklına gelmez!