28 NİSAN 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
28 Ocak 2017 Cumartesi, 01:43:15 Güncelleme:08:45:35

‘Garson’ deyip geçme tanı!

 

Oldum olası servise merak duyarım. Servis elemanlarını gözlerim; nerede, nasıl devreye girerler? Servis yaptıklarını ne kadar tanır ve bilirler? Davranış biçimleri nasıl, mesafeli ölçülü mü? Sizinle mi meşguldürler yoksa kendi dünyalarında mı oyalanırlar? Üstü başı özenli midir? Ütüsü, kolası, kravatı nasıldır? Üstündekileri nasıl taşımaktadır, sallapati mi, jilet gibi mi?

Lisana hâkimiyeti, detaylara merakı... Cana yakınlık ve laubalilik ne demek bilir mi?

Sorularınızı dinlerken sizi doğru okur mu, ya yanıtlarken doğru olana çekebilir mi?

Benim yıllar içinde iyiden tanıdıklarım var... Onlarla olan hukukum bana kıymetli! Taa eski zamanlardan bildiklerim de var. Bir kısmı patron oluverdiler. Ne hoş... Geçenlerde büyük bir sürpriz ile karşılaştım, Sirkeci’de Filibe Köftecisi’ne gittim. Beni tanıdılar. Hem de İstanbul Erkek Lisesi zamanımdan. İnanamadım, sipariş listemi hatırlayınca nutkum tutuldu!

DOBRA DOBRACILAR

Hiç unutmadığım bir hikâyem var. Anbean gözümün önünde. Sizlere de anlatmalıyım. Eğlenceli... Galiba 20 yıl oluyor. Epey zaman... Baştan söyleyeyim, artık bu adres yok; köprünün altından çok su aktı, orası da kapandı.

Bir Uzakdoğu lokantası. Öyle hissediyor. Bu mutfaklara meraklı bir de misafirim var. Kalktık yola koyulduk. İstikamet Etiler. Hani Flamingo Yolu tabir olunuyor... Sağlı sollu artist kasaplarla bezeli malum mahal.

Telefon açmış haber etmişiz. Tamam mı? Kapıda durdurdular. Sorgu sual olunduk. İçeri girmeye dahi hak kazandık. Fakat o da nesi? Şahıs niyetimizi sormaya başladı. “Hele bir otursa idik” diyecek oldum... Olmazlandı. Mutfağa göre oturacakmışız. Suşi mi? Buyurun Kyoto Odası’na... Yok hayır, Pekin ördeği mi? O zaman da Tienanmen Salonu’na...

Misafirim Kyoto’ya hamle edince... Önümüzde bir set oluştu: Samurailer! Ayakkabılar çıkacakmış! Başka? Bir de bağdaş kuracağız, aşağı yukarı 2 saat... Kibar ev sahipliğini o an terk ettim.

Cantonese mutfağına merakımı anlattım. Hem de bebekliğimden beri... Suspus olundu. Yukarı kata yollandık. Bu arada gözü beni ısıran şef garson yaklaştı, ‘suşiden feragatimizi’ anlama arzusunda.. Müşkülatı toparlayarak naklettim; “Haklısınız, hem de çok. Zaten insanlar buraya ne diye geliyorlar? Hiç ama hiç aklım ermiyor. Yemekler de çok kötü!” dedi. Kelimesi kelimesine, hâlâ hatırımda...

MUHABBET GANİ

Lokantaların kendine has, karakteristik özellikleri arasında en belirleyici tercih sebebi, servis personeli olmalıdır. Neden mi? Çok basit: Müşteriyi ilgi alanına göre mutfak marifetleri, dekorasyon ya da lokantanın konumuyla cezbedebilirsiniz. Ama emin olun, elinizde tutamazsınız: Servis yetersizse. Belirleyici olan insani ilişkidir. Yemeği getirenler sizin alacağınız zevki yok edebilir ya da artırabilir. Çünkü yemek işi bir ‘ruh hali’dir. Keyfe bağlıdır.

Biliyorsunuz eğlenceli garson hikâyeleri dünyanın her yerinde revaçta. Bunların bir kısmı geniş bir muhayyilenin ürünü iken, bazılarına herkes rastlamış olabilir. Kishon’un şahane bir hikâyesi vardır, “Can Boğazdan Gelir” kitabında. Daldan dala atlayan öyküler... Tabii ki garsonlar da nasiplerini alıyorlar!

Dünyaca ünlü yazar John Steinbeck ile adı verilmeyen bir İsrailli garson arasında geçen bir diyaloğu burada iletmek istiyorum. Diyaloğun kelimesi kelimesine gerçek olduğu, o zaman bana Steinbeck’in şahsen yazmış olduğu mektuptan anlaşılmaktadır.

- Garson! Şef!

- Buyrun, Bay Sternberg.

- İki kişilik kahvaltı, lütfen.

- Derhal. İki kişilik kahvaltı. Şimdi... Bir şey soracağım... Şey... Bay Sternberg. Siz, o ünlü Amerikalı yazarsınız, değil mi? Hani gazetelerde sözü edilen?

- Oğlum, benim adım Sternberg değil. Banim adım, John Steinbeck.

- Demek öyle? Dün gazetede resminizi gördüm. Bana mı öyle geliyor, yoksa yanılıyor muyum. Resimde sakalınız daha uzundu, değil mi? Ülkemizde biraz kalmak istediğiniz ve rahatsız edilmemek için sade bir turist olarak geldiğiniz falan yazılıydı. Yanınızdaki kızınız mı?

- Yanımdaki eşim, Bayan Steinbeck.

- Sizden bir hayli genç görünüyor da...

- Ben kahvaltı ısmarladım.

- Derhal Bayan Sternberg. Otelimize her zaman sizin gibi ünlü yazarlar gelir. Geçen hafta Exodus’un yazarı buradaydı. Siz Exodus’u okudunuz mu?

- Okumadım.

- Ben de okumadım. Çok kalın bir kitap. Ama Aleksis Zorba’nın filmini gördüm. Aleksis Zorba’yı siz mi yazdınız?

- Hayır, ben yazmadım.

-...

- Çok beğendim de... Hele bir yerinde gülmekten çatlıyordum. Neresinde biliyor musunuz?

- Kahvaltıda bana kahve, eşime de çay getirin lütfen.

- Gerçekten de Aleksis Zorba’yı siz yazmadınız mı?

- Yazmadım dedim ya!

- Peki size neden Nobel Ödülü verildi?

- Gazap Üzümleri için.

- Demek bir kahve, bir de çay.

- Evet.

- Merakımdan soruyorum Bay Sternberg, böyle bir ödülde kaç para verirler? Bir milyon dolar verildiği doğru mu?

- Bu sohbetimizi kahvaltıdan sonra sürdürsek nasıl olur?

- O zaman da benim vaktim olmaz. Bir şey daha sormak istiyorum. Neden ülkemizi ziyarete geldiniz, Bay Sternberg?

- Benim adım Steinbeck.

- Ama siz bir Yahudi değilsiniz, değil mi?

- Değilim.

- Anlamıştım. Amerikalı Yahudiler hiç bahşiş vermez de. Yazık ki kötü zamanda geldiniz. Bu mevsimde durmadan yağmur yağar. Yani böyle bir havada nereyi doğru dürüst görebilirsiniz ki?

- Yumurtam rafadan olsun.

- Üç dakika kaynayacak, değil mi?

- Evet.

- Derhal. Biliyorum. Amerika’da garsonlarda böyle samimi konuşulmazmış, öyle mi Bay Sternberg? Ülkemizde samimi bir hava eser. Ben iki yıl ortopedi tahsili yaptım, ama ne çare ki devam edebilmek için bizde torpil şart. Torpil olmadı mı, böyle yerimizde sayarız.

- Rica etsem, yumurtamızla birlikte kahvaltımızı getirir misiniz?

- Yumurta üç dakika kaynayacak, biliyorum. Yani Aleksis Zorba da hani filmlerin şahıydı, şahı! Son sahne biraz arabeskti, ama gene de dört dörtlüktü. Bizim aşçı sizin de iki filminiz olduğunu söylüyor. Doğru mu?

- Doğru.

- Örneğin hangisi?

- Örneğin, Cennet Yolu.

- Aaa gördüm onu. Yemin ederim ki gördüm. Amma da komikti. Hele ormanın içinden ağaçları nehre kaydırıp şehre götürmeleri yok mu?

- Öyle bir sahne Aleksis Zorba’da olacak.

- Tamam, tamam, haklısınız, peki daha başka neler yazıyorsunuz?

- Örneğin, Fareler ve İnsanlar hakkında.

- Mickey Mouse hakkında mı?


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Perşembe 7 MPH 21°
Güneşli
EN ÇOK OKUNANLAR
  • 2 Metrobüs sapığının yaptıkları cezasız kalmadı!
  • 3 "AKPM'ye yapılan ödeme minimuma indirilecek"
  • 4 "İstanbul'da 600 bin Suriyeli yaşıyor. Dilencilerin sayısı..."