ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
20 Mayıs 2017 Cumartesi, 00:39:20 Güncelleme:08:48:47

Çini Maçin ve açık hava

 

İstanbul hem şehir hem de nüfusu itibarıyla kendine has bir âlemdir. Komik ama gerçek; denizi, Boğaz’ı kışın unutuverir. Sonra ne zaman devran döner, yazın öncüsü sıcaklarla birlikte tekrar hatırlar. Ancak o zaman sahil şehri olduğunu fark eder. Şenlenir. Bu şenlikse aslında bütün Akdeniz Havzası’nın ortak karnavalı gibidir. Geçenlerde Atina’daydım. Anlattılar, artık ben bile öğrendim... Komşunun bütün kapalı mekânları mayıs ayında yazlıklarına taşınmadalar. Bu Atina seferini de lokantaları, meyhaneleri ile ayrıca anlatacağız... Aynı haller İtalya, İspanya, Portekiz için de geçerli.

Bütün bu coğrafyada ve bizde turistler de kendilerini gökyüzünün altına atarlar... Kısacası turizmin de canlandığı zirve yaptığı bir zamandır. Bir şey daha: Turizmde göstereceğimiz performans bu sene çok önemli.

Her zamankinden daha da önemli. Çünkü mevcut konjonktür bize gelen turisti çok etkiledi... Özellikle gemi seferlerini, yolcularını tümüyle etkilemişe benziyor. Kısacası turizmimiz hiçbir mevzide rahat değil. Sanki işlerimiz tıkırında, daha müşkülat var mıdır diye kafa patlatmadayız.

Öyle ki artık bazı bakanlarımız günlük işlerini bıraktılar. İcat olunan yeni müşkülatları nasıl derdest ederiz mesaisi vermedeler. Booking önemli bir dijital platform-şirket ama kapattık. İyi mi...

Ya, eski zaman Çin dekor ve kıyafeti ile şirinliği tavan yapmış valimiz? İl sınırları içinde açık havada alkol içmek memnudur, buyurmuşlar... Biliyor musunuz, inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Kendinizi Batı Avrupa nüfusundan sayasınız lütfen... Tatile çıkacaksınız, planlar yapmadasınız. Acaba bu sene nereye gidilse? Gazeteyi açıyorsunuz: Valimizin malum fotoğraf eşliğinde medyada beyan olunmuş yasağı. İnatçısınız. Booking’den fiyatları karşılaştıracaksınız.

Ama hayır Booking, Türkiye erişimi kapatılmış. Nasıl? Ne der, ne yaparsınız? Turizm Bakanlığı’na, mülki ve yerel yöneticilere, acentelere... Ezcümle her birimize sorumluluk düşüyor.

İstanbul’un artık kongre turizminde de önemli adımlar atmasının zamanı. Emin olun konu çok önemli. Garsonundan genel müdürüne kadar... Ve en nihayetinde hepimiz, refahımız için büyük önem taşıyor. Üstelik kongre turizmi uzun vadeli ve çok paralı bir iş. Bir nevi borsa gibi düşünün. Kimin kucağında ne var?

“Nimet ve külfeti” ile dökülüyor ortaya. Uluslararası pazara çıkanlar da tercihlerini yapıyorlar. Ama dikkat buyurun. Bütün bu koşuşturma ortalama 5 sene sonrasına...

O zamana kadar olan neredeyse her şey zaten kararlaştırılmış. Bakın böyle kırılgan sektörler umulmadık şeylerden nem kapabiliyor. Tahmin dahi edemeyeceğiniz anlamlar yüklüyor. Önerim bundan böyle halkla ilişkilerstrateji uzmanlarından yararlanılması.

Bölgemizdeki koşullar Türkiye turizmini zaten sırat köprüsünde tutuyor. Kimsenin ek bir dert icat etme lüksü olamaz...

MEYHANELERİMİZ, BİR ZAMANLAR...

İstanbul sadece bugünlerde şenleniyor sanmayın. Bu kadim şehrin her daim şen şakrak sakinleri vardı. “Eski İstanbul’da Meyhaneler ve Meyhane Köçekleri”, Reşad Ekrem Koçu’nun ilk baskısı 1947’de yapılmış. 55 yıl öncesi İstanbul’undan bir tespit; “İstanbul’da meyhane kalmadı...”

Çok şükür, derin değil, satıh tarihçiliğimizin en sevilen kaleminden aktarıyorum; “Yakın geçmişe kadar meyhanelerinin şöhreti bütün Akdeniz memleketlerine yayılmış koca İstanbul’da meyhane kalmadı. İçkili lokantalar var ve içkili aşçı dükkânları var... Meyhaneye rakı ve şarap içmeye gidilir ve meze yenilir, yemek değil. Meze doyumluk değil, tadımlık olur ve çeşitli olur; siyah havyarından zeytine, istavrit balığından levreğe, ıstakozdan yengece, pavuryaya ve bir lokmacık şiş kebabından bıldırcın buduna. Rint akşamcının önüne tabaklar dizilir, o, iki üç yudum rakısı, şarabı için düşünmez ne yiyeceğini. Meyhane kalmadı ama, bilhassa rakı içmesini bilenler de kalmadı. O canım rakımız, kuş gözünden şişhaneye, kadehle içilir efendim. Yudum yudum, süze süze, koklaya koklaya...” Bizde sanıyorduk ki, meyhaneler yeni kaydı elimizden belki de bu da bir nostalji sözlüğü. Her daim bir yakınan vardı ya; “Ah o eski zamanlar, eski meyhaneler!” İşte o kalemden. Reşad Ekrem Koçu anlatıyor: “Gedikli meyhanelerinin mutfaklarının temizliği ve zenginliği, aşçılarının da ustalığı meşhurdu; bilhassa balık ve et yemeklerinde hepsi birer aşçıbaşıydı. Balık çorbalarının, mürekkepbalığı yahnilerinin, böbrekli bulgur pilavlarının, yumurtalı çiroz tavalarının, mantar böreklerinin, tandır kebaplarının şöhreti bütün Akdeniz ve Karadeniz limanlarına yayılmıştı.”

1838 yılından beri Galata Mevlevihanesi haziresinde istirahat eden Ayni Efendi’nin methiyesinden bir bölüm:

“Balık yumurtası, pastırma, havyar Tarak ve ıstakoz ve midye derkâr Balık turşusu, sardalya ve rana Beher tuzlu semekten mersin âlâ Peynirin her envai güzeldir Eğer taze olursa bibedeldir Sığır dili, kavurma, kuş kebabı Söğüş büryan ile nuş it şarabı Ver ey saki şarabı nabı evvel Akibinden meze ihsan eyle gel.”

AÇIK HAVA MEYHANESİ

Yok narlı votka, hayır çilekli. Sakın İstanbul’daki ilk içki kreasyonunu bu sanmayın. Bakın size Koçu’dan, 1890- 1900 arasından bir tarif. Şöhretli koltuk meyhanesi, Gömlekçi Madam’dan:

“Zamanımızdaki adı Necati Bey Caddesi olan Topçular Caddesi’nde, Karaköy’den Tophane’ye giderken sağ kolda, amele ve gemici gömlekleri satan Polonya Yahudisi bir kadın da, ayaktakımı arasında ‘Lehli Karı’ diye anılırdı. Uzun boylu, gayetle şişman, yine avami tabirle, devanası gibi idi. Şöhretini gömlek satmadan ziyade, vermut ile konyağı karıştırarak yaptığı ve ‘müselles’ adını verdiği bir içkiyi gizlice satmasıyla yapmıştı. Gemiciden, kayıkçıdan, gümrük hamallarından kaşlı gözlü, boylu boslu genç dostları vardı ve o tabanları yarık jigololarına avans ücretler de verdiği söylenirdi, ‘cömert karıdır’ denilirdi. Müşterileri arasında o devrin basın şöhretlerinden kimseler de görülmüştür, onlara da çöpçatanlık yapardı.”

Peki “müselles” ne demek? Söyleyelim. İçkiyi kaynatır, miktarı üçte bire indirirsiniz.

Alkol oranı ne olur? Onu da erbabına sorasınız. Aydın Ağabey? Bakın, Madam’ın müşterileri arasında da onlar yer alıyormuş...

İstanbul hem şehir hem de nüfusu itibarıyla kendine has bir âlemdir. Komik ama gerçek; denizi, Boğaz’ı kışın unutuverir. Sonra ne zaman devran döner, yazın öncüsü sıcaklarla birlikte tekrar hatırlar. Ancak o zaman sahil şehri olduğunu fark eder. Şenlenir. Bu şenlikse aslında bütün Akdeniz Havzası’nın ortak karnavalı gibidir. Geçenlerde Atina’daydım. Anlattılar, artık ben bile öğrendim... Komşunun bütün kapalı mekânları mayıs ayında yazlıklarına taşınmadalar. Bu Atina seferini de lokantaları, meyhaneleri ile ayrıca anlatacağız... Aynı haller İtalya, İspanya, Portekiz için de geçerli.

Bütün bu coğrafyada ve bizde turistler de kendilerini gökyüzünün altına atarlar... Kısacası turizmin de canlandığı zirve yaptığı bir zamandır. Bir şey daha: Turizmde göstereceğimiz performans bu sene çok önemli.

Her zamankinden daha da önemli. Çünkü mevcut konjonktür bize gelen turisti çok etkiledi... Özellikle gemi seferlerini, yolcularını tümüyle etkilemişe benziyor. Kısacası turizmimiz hiçbir mevzide rahat değil. Sanki işlerimiz tıkırında, daha müşkülat var mıdır diye kafa patlatmadayız.

Öyle ki artık bazı bakanlarımız günlük işlerini bıraktılar. İcat olunan yeni müşkülatları nasıl derdest ederiz mesaisi vermedeler. Booking önemli bir dijital platform-şirket ama kapattık. İyi mi...

Ya, eski zaman Çin dekor ve kıyafeti ile şirinliği tavan yapmış valimiz? İl sınırları içinde açık havada alkol içmek memnudur, buyurmuşlar... Biliyor musunuz, inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Kendinizi Batı Avrupa nüfusundan sayasınız lütfen... Tatile çıkacaksınız, planlar yapmadasınız. Acaba bu sene nereye gidilse? Gazeteyi açıyorsunuz: Valimizin malum fotoğraf eşliğinde medyada beyan olunmuş yasağı. İnatçısınız. Booking’den fiyatları karşılaştıracaksınız.

Ama hayır Booking, Türkiye erişimi kapatılmış. Nasıl? Ne der, ne yaparsınız? Turizm Bakanlığı’na, mülki ve yerel yöneticilere, acentelere... Ezcümle her birimize sorumluluk düşüyor.

İstanbul’un artık kongre turizminde de önemli adımlar atmasının zamanı. Emin olun konu çok önemli. Garsonundan genel müdürüne kadar... Ve en nihayetinde hepimiz, refahımız için büyük önem taşıyor. Üstelik kongre turizmi uzun vadeli ve çok paralı bir iş. Bir nevi borsa gibi düşünün. Kimin kucağında ne var?

“Nimet ve külfeti” ile dökülüyor ortaya. Uluslararası pazara çıkanlar da tercihlerini yapıyorlar. Ama dikkat buyurun. Bütün bu koşuşturma ortalama 5 sene sonrasına...

O zamana kadar olan neredeyse her şey zaten kararlaştırılmış. Bakın böyle kırılgan sektörler umulmadık şeylerden nem kapabiliyor. Tahmin dahi edemeyeceğiniz anlamlar yüklüyor. Önerim bundan böyle halkla ilişkilerstrateji uzmanlarından yararlanılması.

Bölgemizdeki koşullar Türkiye turizmini zaten sırat köprüsünde tutuyor. Kimsenin ek bir dert icat etme lüksü olamaz...

HAVA DURUMU
Cumartesi13 MPH30°
Az Bulutlu