ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
27 Mayıs 2017 Cumartesi, 03:21:08 Güncelleme:09:24:56

Acıların adasında tadım

 

Visconti’nin İl Gattopardo (Leopar) filmini hatırlar mısınız? 3.5 saatlik destan nefes kesici bir görselliğe sahiptir. Prens Don Fabrizio Salina’yı Burt Lancaster oynamıştı. Claudia Cardinale Angelica, Alain Delon ise Tancredi olmuştu. Sicilyalı olan Lampedusa’nın ‘Leopar’ı’ benim için her zaman baştan çıkarıcı bir roman oldu. Aristokrat yönetmen Visconti’nin filmi ise kanlı canlı bir Sicilya davetiyesi kılığına bürünmüştü. O gün bugün ne zaman Sicilya’dan söz olunursa davranırım: Yolcu yolunda gerek!

Palermo, Syracusa üstüne üstlük bir de malum Taormina. Ama henüz tavaf olunmamış yerler de mevcut. Ada kocaman ya. Durduk yerde nereden aklımıza düştü, onu diyelim. Tamı tamına siz bu satırları okurken yapılacak G7 Toplantısı’ndan. O da neyin nesi demeyesiniz... Yerküremizi yöneten muhteremler!

Malumunuz en gelişmiş yedi ekonomiden söz etmedeyiz. Yakın zamanlara kadar bu tarz toplantılar metropollerde yapıldı. Baktılar ki yedi muhterem için o bedbaht şehirde yaşayanların hayatı cehenneme dönüyor. Bu böyle olmuyor diyerek eksantrik inziva mahalleri listelendi.

Açıkcası Taormina şimdiye dek duyduklarımın en hoş olanı. Burası küçük ve şöhretli bir köy. Köyün alameti farikası denize uzanan amfitiyatrosu. Yunanlılar MÖ 300 yıllarında yapmışlar. Mimari bir şiir güzelliğinde. Ben ilk kez gördüğümde gece idi.

En üst sıraya tırmandığımı ve bakakaldığımı hatırlıyorum. Ne hayatlar yaşandı, ne oyunlar sergilendi bir düşünesiniz. Dolunay ve yakamozlarının rejiyi ele geçireceğini ümit etmiş idim.

Gelin rüya ve hülyadan uyanalım. G7 mevzuuna dönelim. Bu toplantı şimdilik gırgır konusu başkanın ilk Avrupa seferi. Sosyetenin gözdelerinden Taormina/Sicilya’nın az ötesinde bir ada daha var. Avrupa’nın Libya’ya yaklaştığı bir enlem boylam.

Bu adayı Taormina’dan ayırdeden bir nüfusu var; ‘yüksek sosyete!’ Örnek mi, Giorgio Armani ve şürekâsı. Son seyr-u seferimiz de bu fasıldan. Baştan alalım...

AMİRALİN MARSALA HAREKÂTI

Artık hazırız. Sicilya için uçaktayız. Sabahın köründe uçağa davranmak tatsız mı tatsız. Ama indiğinizde gün önünüzde. Gambero Rosso’dan defaten takdis olunmuş bir bara uzanılıyor. İki üç espresso. Bir de burası Marsala, kan portakalı, badem ve ezmesi. Ayrıca sıkı durun: Antepfıstığı... Zaten bu iri ada yol geçen hanı gibi. Fenikelilerden Bizans’a, Araplardan İngilizlere. Her biri bir şey bırakmış.

Marsala’yı duymuşluğunuz var mı? Coğrafya ve tarihte zayıf, ama şarapta meraklı iseniz...

Hele hele anglosakson içki kültürüne yakınsanız Marsala çok önemli. 200 yıl kadar burada tatlı şarap yapılmış. Amiral Nelson’un ‘denizcilerin günde bir kadeh içme hakları’ diye yönlendirdiği bir öykü bu... İri mi iri Marsala siparişi tatlı şarabın altın günlerini başlatmış.

Küçük ama hoş eski şehrin zenginliği yaşanan o şaşaanın belgesi gibi... Hele bugün artık kütüphane olarak kullanılan eski manastır mimari bir ziynet gibi. Donnafugata’nın şehrin hemen kıyısındaki şaraphanesinde bir mahzen var, tanıdık. Bir aşağı bir yukarı dolanıp duruyoruz. Sakral atmosferi, aydınlatması. Nihayet “Senyor” Rallo anlatıyor, “İstanbul Yerebatan Sarayı’nı görmüştüm. Mühendis arkadaşıma anlattım. Tarif ettik, zanaatkâr işi oldu... İnşaatı yapanlar da sağına soluna fikir yürüttüler. Ortaya bu çıktı.”

Bir mimarın yapmaması gerekeni yapıyor, gülümseyerek onaylıyorum. Yola koyuluyor Menfi’de Ristorante da Vittorio’ya gidiyoruz. Burası sahilde mütevazı bir balık lokantası. Şimdiye kadar yediğim en etkileyici yemeklerden birini yemekteyim. Balıklar, deniz mahsulleri, sebzeler, otlar... Malzemenin hakkı bu kadar mı verilir?

Marsala kan portakalı, badem ezmesi, antepfıstığı ve şarabıyla ayrıcalıklı bir yer.

ARMANI VE AFRİKALILAR

Sıra Pantelleria’da. Yarım saat bir uçuşla... Arapların deyişi ile Bint el Rhir yani ‘rüzgârın oğlu’. İsmi ile müsemma olmak bu değilse ne? Rüzgâr nefes almaksızın orada. O kadar ki asmaların yüksekliği topu topu 40-50 santimetre. Yetmiyor, ayrıca bambudan mamul rüzgârlıklarla setler korunuyor. 50 yıldır bağlar ve şaraphanede çalışan Giacomo’ya soruyorum. Bu da neyin nesi? Ben Rye Bağları’nın köşesine yerleşmiş bir tapınak-olmalı... Kirlenmesin diye özendiğim ayakkabılarımın batması kaçınılmaz. Bata çıka gidiliyor. Eğilerek çile kapısından içeri süzülüyoruz. 8 metre çapında üstü açık, yüksekliği 2 metre olan bir mekândayız. İçerideki devasa portakal ağacı 300 yaşında. Rüzgârdan korumak üzere inşa olunmuş taş mahfazasının içinde hürmet görüyor.

Ziyaretçiler namütenai... Köylülerden Armani’ye kadar şöhretli, şöhretsiz ada sakinlerinin doğaya bakışı bu. İtiş kakış yok, dizgine getireyim yok. Anlamaya çalışıyorlar. Nasıl birlikte yaşarız diye. Ben Rye Bağları’dan çıkan bir çeşit passito, Robert Parker’dan aferin almış. Adanın volkanik zemininde yetişmiş Zibibbo üzümleri toplanıyor. Kehribar sarısı kadehinizde, kayısı, şeftali, kuru incirler, bal, hudayına nabit otlar burnunuzda... Daha ne istersiniz? Şaraphanenin sahibi Rallo ile masaya oturuyoruz. Yan masada bağda çalışan işçiler yemekteler. Aynı yemek ve şaraplar bize de servis olunuyor. Bak Visconti’nin Gattopardo’sundan nereye geldik. Zamanı da doğru okumak gerekiyor. Donizetti dedi idi ya. “Tu che a Dio spiegasti l ali” Sanmayasınız ki sadece Palermo’daki prens için, “Tanrıya uçmak için kanatlarını açan”... Safiyane bir ümidim var. Bu sahiller bir safa kumsalı olmaktan çıktı. Neredeyse her gün boğulmuş afrikalı göçmenler vurmada... Sessiz bir çığlıkla sormadayım, “Yok mu vicdanınız, nasıl rahat uyumadasınız yedi muhterem. Bu reva mıdır?”

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Perşembe15 MPH30°
Az Bulutlu