ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
03 Haziran 2017 Cumartesi, 01:30:01 Güncelleme:08:40:14

ARTIK ŞU ZEYTİNİ KEŞFETSEK!

 

Yakın zamanda farklı disiplinlerin katıldığı bir yemekteyim. İki günlük workshop neticesinde: Çıktı mı ortaya özlü bir fetva? “Türkiye’nin geleceğini şarap, su ve zeytinyağı belirleyecek!” O gece konuşulanlar içindeki en çarpıcı nokta bu idi aslında. Su konusunun ne denli hayati olduğunu duymayanımız kalmadı. Şarap ve zeytinyağı ise halen dar bir ilginin konuları. Bu lakaytlık ise çok yazık. Çünkü hem şarap, hem de zeytinyağının hayatımızda daha çok önem taşıyacağına inanıyoruz. Bunu da hızlandırmaya çabalamalıyız... Workshop öncesi üreticiler, Marmara Birlik ve Tariş ile toplantılar yapılmış. Neden ihracatçılar örneğin TİM yok, diye düşünüyoruz. Bir mazeret var olmalı herhalde... Her zaman varit olanlardan... Her ne ise... Sonrasında da zeytinin dünya ve Türkiye’deki yeri ele alınmış. “Türkiye’de beş yüz bin ailenin geçimini zeytincilikten sağladığı bilinmekte... Ülkemizde 170 milyon üzerinde zeytin ağacı bulunmaktadır. Türkiye dünya sofralık zeytin üretiminde yüzde 16 ile ikinci durumdadır. Zeytinyağı üretiminde ise senesine göre 6 ila 8 ile dördüncüdür. Ülkemizin zeytin üretiminde yüzde 80.5 ile Ege Bölgesi ilk sırayı almaktadır... Bunu yüzde 11.8 ile Akdeniz, yüzde 6.1 ile de Marmara Bölgesi izlemektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Gaziantep (Kilis ve Nizip) bulumakta. Kuzeydoğu Anadolu’da ise Artvin’de zeytin üretimi vardır. Zeytinyağı üretimi ise 80 bin ton ile 240 bin ton arasında değişmektedir.” Pekala, üretimi anladık diyorsunuz. Tüketim nasıl? Aziz milletimiz zeytinyağını seviyor mu? Hadi sevdi, alabiliyor mu? İşte işin orası tatsız. Türkler zeytinyağı tüketiminde isteksizler. Geliniz burada tüketiciye dönüverelim “Yurtiçi talep çok düşük” diye beyan etti idik... “Türkiye’de zeytinyağı tüketimini diğer ülkeler ile karşılaştırır isek... Oldukça düşük düzeyde kalmaktayız... Türkiye’de kişi başına 1 kg olan yıllık zeytinyağı tüketimi Akdeniz havzasında nasıl? Yunanistan’da 21 kg, İtalya’da 11.5 kg ve İspanya’da 10.4 kg...” Uzun bir süre ülkemizdeki politikacılar şunları vaat edip durdular “Ege Bölgesi’nin sahil şeridinde zeytin yetiştirilmeye uygun epey bir toprak var. Diğer ürünlerin yetiştirme olanağı bulunmayan bu boş alanlar elde var bir... Sonra bozuk orman alanları ve zeytinciliğe uygun Hazine arazileri bunlar elde var iki... Bunları topraksız ve az topraklı köylülere zeytin ağacı dikilmesi amacıyla verme arzusundayız...” Bu aslında fevkalade nazik bir konu. Sivil Toplum Kuruluşları, Çevre Örgütleri yeni zeytin projeleriyle ilgili olarak teyakkuzdalar: Bizde de TEMA’nın devam eden itiraz ve hatta davaları var: Erozyonu tetiklediği gerekçesi ile. Konu ciddiyetle araştırılmalı. Dünyadaki örnekler de incelenmeli... Ama bir itiraz da buradan: Şu “Ege sahilleri, az topraklı köylülere verilsin lafına!” Şimdiye kadar yıllardır olagelen hal şudur: Zeytinliklerimiz “zeytinlik sahibi, müteşebbis müteahhit ve yerel politikacı üçgeninde” kalıvermiş... Ve vicdansızca kooperatif ve yazlık konut sitelerine dönüştürülmüştür. Eminiz bu vatanı seven hiçbir Allah’ın kulu aynı senaryoya bir kez daha talip değildir!

VAH OLSUN

Yirmi birinci yüzyıl dünyasının yükselen değerleri hangileri? Organik tarım ürünleri... En önde duranlar da şarap ve zeytinyağı. Dolayısı ile önemli hatalar yapılmazsa gelecek bizimledir. Ama bu işin günlük vadeli ekonomik perspektifi. Bir de işin ulusal flora ve tabii ki peyzaj faslı var. Yani bugün Ege sahillerinin el değmemiş baştan çıkarıcı güzelliğinden bahis olunuyorsa... Bu resmin asli rengini zeytin ağaçları oluşturmakta. Daha doğrusu oluşturmakta idi... Açgözlü müteahhitler ve para düşkünü yerel yöneticiler el ele verdiler. “Türk halkının” manasız yazlık ev temasını çekiştire çekiştire yeni bir çerçeve çattılar. Ne olup bitti, artık bilmezden gelme kabil değil: Vicdansızca bir zeytin ağacı katliamı gerçekleştirildi. Hepimizin elbirliği ile... “Halikarnas’ı” şöhretinin doruğunda kapatan Süleyman Demir davetine Bodrum’a gittim. Demir’in boş duramayacağı aşikâr; anlatıyor. Dubai, Miami... “Baştançıkarıcı teklifler...” Karar vermesi zor: Doruklarda tedbir ve naz belirleyici olur. Birlikte dolaşıyoruz: Gözümüz Bodrum sahillerinde... Biliyor musunuz: Kâh içiniz acıyor. Kâh canınız yanıyor... Yarımadayı dolaşırken, denizden ve karadan görme imkânı var ya: Bodrum’un artık öyle noktaları var ki, ne yazık, görmek dahi istemiyorsunuz. Muhakkak sizler de rast gelmiş olmalısınız. Hava fotoğrafları gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıp duruyor. Bakın vicdan sahibi her insanı yaralayacak bu gelişmeye dur demeyi bilmeliyiz. Aksi halde gelecek kuşaklar bizi tarif için doğru sıfatı bulmakta zorlanacaklar!

Zeytin ve ZeytinyağI dedik, bir “zeytin güzellemesi”; dostumuz Gökçen Adar’ın derlemesi...

Zeytin Piyazı

Malzeme (4 kişilik)

1 çay bardağı siyah zeytin

1 çay bardağı çekişte zeytin

1 çay bardağı çekirdeksiz yeşil zeytin

1 çay bardağı kalamata zeytin

8-10 parça kuru domates

1-2 diş sarımsak

1 yemek kaşığı kekik

1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber

2-3 dal biberiye n limon kabuğu

1-2 kahve fincanı zeytinyağı

1 yemek kaşığı sirke n limon suyu Hazırlanışı:

1. Siyah zeytinleri çukur bir kaba koyun. Üzerine kaynar su dökün, aşırı tuzunu gidermek için dinlendirin.

2. Kuru domatesleri de beş dakika sıcak suda bekletin. Suyunu süzün. Çukur bir kaba koyun. üzerine bir kahve fincanı zeytinyağı dökün. Ezilmiş sarımsağı koyun. Birkaç saat bekletin.

3. Aynı çukur kaba tüm zeytinleri koyun. Üzerlerine zeytinyağlı kuru domatesleri boca edin. Kekik, kırmızı pul biber, biberiye yaprakları, sirke ve limon suyunu katın. Limon kabuğunu kibrit çöpü gibi doğrayın, karışıma ekleyin ve tüm malzemeyi harmanlayın.

4. Zeytinleri servis kabına çıkarın.

‘ZEYTİN: KATLİ VACİP Mİ’

İnsan Akdeniz’i denizden kat edince anlıyor. Bu muhteşem uygarlık çanağını hissediyor. Ve nerede ise tarihi yeni baştan kavrıyorsunuz. Georges Duhamel’in sözünü yerinde görüyor ve okuyorsunuz. Fransız yazar “Zeytin ağacının vazgeçtiği nokta Akdeniz’in sınırıdır” demiş ya! Benim gözdelerimden, buna yaklaşan bir deyiş de şu: “Akdeniz dediğimiz mekân, zeytin ağacı ile başlar, hurma ağacı ile biter.” İspanya’dan, Fransa sahilini takiben İtalyan Yarımadası boyunca Akdeniz’i mi kat etmedesiniz... Sürdüğünüz iz size zeytinin nasıl bir nimet olduğunu da anlatıyor. Zeytinin, zeytinyağının öyküsü insanlığın, uygarlığın da en can alıcı notası gibi. Bunu en iyi bilenlerden birisi de biz olmalıyız. Neden mi? Üzerinde 1000 yıldır yaşadığımız topraklar ve yakın çevresine göz atmak kafi... Buralar zeytin ve zeytinyağının anavatanı gibi. Bunu kim mi söylüyor? Kutsal kitaplar, arkeolojik veriler... Hepsi birden hem de oybirliği ile bu mirası bizlere zimmetlemekte. Peki bu bir talih mi? Evet, bir talih... Çünkü zeytin ve zeytinyağı lezzet demek, sıhhat demek. Ama aynı zamanda sorumluluk da demek. Hiç kuşkusuz zeytin söz konusu olduğunda bir emanetten de söz olunmakta: Gelecek kuşaklar için korumakla mükellef olduğumuz, muhafaza edeceğimiz bir “kutsal emanet”! Kuzum söyler misiniz, gerçekten layığı ile koruyabiliyor muyuz? Türkiye halen zeytin ağacı stoğuyla dünyada ön ön sıralarda... Bu ise çok önemli bir servet. Elbette kıymetini bilene...

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
Ziyaretçi
2000
Kalan karakter : 2000
HAVA DURUMU
Perşembe 15 MPH 28°
Az Bulutlu