Kriminal kahramanı değil şeytanın avukatı
Resimleri gördüğüm an ağzımdan çıkıverdi: “Law & Order, Norway.” Biri kadın, üçü erkek havalı bir ekip. Afili bir şekilde kanepeye serpiştirilmişler. Bir karede de ayaktalar. Patron arkada duruyor. “İçimde çok fazla dosya var” diyen şişkin çantasıyla dikiliyor. Bir Amerikan dizisinin tanıtımı gibi duran fotoğraftakiler, 77 kişinin katili Behring Breivik’in savunma ekibi. Norveç’in gördüğü en korkunç ceza davasının sanığını savunacaklar ama kriminal dizi kahramanı havasındalar. Patron Geir Lippestad, diğer avukatlar da Vibeke Hein Baera, Tord Jordet ve Odd Ivar Groen. Ekibin kadın üyesi Hein Baera’nın açıklamasına bakılırsa, biraz oyuna gelmişler yüksek tirajlı VG Gazetesi’ne röportaj verirken.
Kadın diyor ki: “O fotoğraflardaki prodüksiyon bize ait değil. Bir günde 50 röportaj verdik. VG’deki çekimler de aynı diğerlerinde olduğu gibi yapıldı. 15 dakika kadar sürdü. Fotoğrafçı nasıl çekiyor diye düşünmedik. Önümüzde bu kadar ciddi bir dava dururken, herkes fotoğrafları konuşur oldu.” Ama konuşulmayacak gibi değil. Norveç, Alman ya da İngiliz basınına bakıyorum. Aklıma ilk düşen “Law & Order” oldu ya; kimi gazete “Ally McBeal” yakıştırması yapıyor, kimi “Mad Men”, kimi de “Olağan Şüpheliler”. Fotoğrafları çeken gazetenin muhabiri değil. NTB Scanpix ajansının prodüksiyonu. Norveç gazetelerinde eleştiriler zehir zemberek. Bu aşırı cilalı pozların savunma makamını küçük düşürdüğü, avukatların kendilerini manken mi zannettiği yazılıp çiziliyor. Ekip şefi Lippestad ise basının ne yazdığı ile katiyen ilgilenmediğini söylüyor. Geçen gün basın toplantısında söyledikleri de temel ilkeler üzerinde sağlam duran bir hukuk adamı ile trajik roman kahramanı arasında gidip geliyor. Konuşmaları biraz teatral; “Ben hukuk devletine olan inancım adına, suçlu olduğunu bilsem de müvekkilimin çıkarlarını koruyacağım. Bedeli nefret edilmek de olsa, bunu demokrasimiz için yapacağım” diyor.
‘RUHUMU SATTIM’
Lippestad’ın Breivik’in avukatlığını üstlenmesinde gerçekten trajik bir yan var. Geçen yıl temmuz ayındaki o korkunç katliamda, İşçi Partisi’nin gençlik kollarından onlarca genç can verdi. Lippestad da işte o partinin üyesi. Partisinin gelecek umutlarını katleden bir caniyi savunacak. Breivik’in kendisini katliamdan önce mimlediği de anlaşılıyor. Yani suçu işlemeden önce ceza avukatını bulmuş. 2002 yılında Norveç’in ilk ırkçı cinayeti olarak kayda geçen vakada, Benjamin Hermansen’i öldüren Ole Nicolai Kvisler adlı Neonazi’yi savunuyor Lippestad. Kvisler 17 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Breivik de 77 kişi öldürdükten sonra karakolda hemen Lippestad’ın adını veriyor.
Polis “Avukat olarak sizi istiyor” deyince Lippestad bir süre vicdan muhasebesi yapıyor, demokraside her bireyin savunma hakkından hareketle kabul ediyor. Bir sosyal demokrat olarak, aşırı sağ fikirlere tamamen zıt dursa da. İşin paradoksal yanı ise Breivik’in 1500 sayfalık manifestosunda ilan ettiği üzere, demokrasiye inanan herkesten nefret ediyor olması. Lippestad’ın onca kurban yakını karşısında bu görevi üstlenmesi önce yürekli bir hareket olarak saygı görüyor. Law & Order fotoları asap bozunca, işi biraz trajediye vuruyor. “Ben ruhumu sattım, bu dava bittiğinde umarım sağ salim geri alırım. Ama pek emin değilim” diyerek Faust tiradı çekiyor. Breivik eylemi bilinçli yaptığını iddia ettiği ve son psikiyatri raporunda da akli dengesi yerinde çıktığı için cezai ehliyeti olmadığı yönünde bir savunma yapılmayacak. Cani muhtemelen en ağır ceza olan 21 yıla çarptırılacak. Yasaya göre bu süre dolduktan sonra da ceza uzatılabiliyor. Cezaevinde ölüm tehditleri aldığını iddia eden Breivik yarınki duruşmada camekan ardında duracak. Ve gözler biraz da trajik avukat üzerinde olacak.