23 OCAK 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
14 Ocak 2017 Cumartesi, 08:05:26 Güncelleme:08:50:18

Sezaryenin kafa büyüklüğüne etkisi

 

Yeni bir araştırma, sezaryen doğumların yaygınlaşmasının insan evriminde önemli bir etkisi olabileceğinden bahsediyor. Avusturya’da yapılan araştırma, büyük baş ölçüsüne sahip daha fazla bebeğin dünyaya geldiğine dikkat çekiyor. Sezaryen ameliyatının yaygınlaşmasından önce başı büyük olan bebeklerin doğumunda bebek ya da anne kayıpları daha sık yaşanıyordu. Bugün, sezaryen ameliyatı sayesinde bu bebekler sağlıklı bir şekilde dünyaya getirilebiliyor

Sezaryen, zamanımızın en çok incelenmesi gereken konularından biri bana kalırsa. Bundan birkaç nesil önce yüzde 1 gerçekleştirilen doğum ameliyatı, artık Türkiye’deki doğumların yarısından fazlasının gerçekleştiği bir uygulamaya dönüştü.

Bu durumun elbette sağlık politikalarıyla, doktor-hasta yaklaşımıyla, insan doğasından gittikçe uzaklaşan yaşam tarzımızla ve bedenimizle olan bağlantıyı gittikçe daha az hissedişimizle ilgisi var. Bu yazının konusu sezaryenin sebepleri değil, sonuçlarından biriyle ilgili.

İNSAN EVRİMİNDE ÖNEMLİ BİR ETKİSİ OLABİLİR

Artan sezaryen oranlarının anne-bebek sağlığına etkileri hatta uzun vadede toplum sağlığına olan etkileri hâlâ tartışılırken yeni bir araştırma, sezaryen doğumların yaygınlaşmasının insan evriminde de önemli bir etkisi olabileceğinden bahsediyor. Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan durumu, sezaryen söz konusu olduğunda gerçekten anlam kazanıyor.

Avusturya’da yapılan araştırma büyük baş ölçüsüne sahip daha fazla bebeğin dünyaya geldiğine dikkat çekiyor. Sezaryen ameliyatının yaygınlaşmasından önce başı büyük olan bebeklerin doğumunda bebek ya da anne kayıpları daha sık yaşanıyordu. Bugün sezaryen ameliyatı sayesinde bu bebekler sağlıklı bir şekilde dünyaya getirilebiliyor. Lakin bu kolaylığın uzun vadeli farklı getirileri mevcut.

Doğum araştırmacısı ve yazar Michel Odent de müdahaleli doğumlar ve kolaylaştırılmış sezaryenin bebeklerin kafa çevresinin büyüklüğüyle ilgili bir etki yaratacağını iddia ediyor. Odent, insan evriminde kafa büyüklüğü açısından sınıra gelindiği düşünülen bir dönemde sezaryen sayesinde pelvis ve baş uyumu diye bir kriterin kalmamasının gelecek nesillerin baş çevrelerinin çok daha, büyük olmasına imkân tanıdığını belirtiyor. Peki baş çevremiz büyüdükçe beynimiz de büyüyecek mi acaba?

DOĞUM KOLAYLAŞTIKÇA SELEKSİYON AZALIYOR

Araştırmacılar, büyük baş ölçüsüyle doğan bebeklerin sayısının artmasının kuşaklar boyunca daha fazla büyük başlı bebeğin doğmasına sebep olabileceğini söylüyorlar. Aynı zamanda pelvik orantısızlığa sahip annelerin de sayısının artacağını hatırlatan bilim insanları, bu durumun doğal olarak sezaryen oranlarını da artırmaya devam edebileceği yönünde uyarıyor.

Viyana Üniversitesi Biyoloji Kuramı Bölümü’nden Doktor Philipp Mitteroecker, leğen kemiği (pelvisi) dar olan kadınların 100 yıl kadar önce doğumlardan sağ çıkamadıklarını hatırlatıyor ve ekliyor: “Artık leğen kemiği dar olan kadınlar da sağlıklı bebekler dünyaya getirebiliyor ve bu şekilde dar leğen kemiği genini kızlarına aktarmış oluyorlar.”

‘NORMAL KOŞULLARDA UYGUNLUK BULUNUR’

Dünya çapında artan fazla kilo ve obezitenin de doğan bebeklerin baş çevresi büyüklüğünün artmasında etkili olduğu düşünülüyor. Aslında bebeklerin başı doğum esnasında pelvik kemiklerin arasından geçebilecek şekilde esneme ve şekil alma eğiliminde. Birçok bebek bu sayede sorunsuz dünyaya gelebiliyor. Dr. Semra Özer HTHayat. com’daki bir yazısında şöyle diyor: “Şunu unutmamak gerekir ki, normal koşullar altında her annenin bebeği kendisine uygun büyüklüktedir. Normal olmayan yanlış beslenme, hareketsizlik gibi yanlış yaşam tarzları ve diyabet gibi bebeğin gereğinden fazla büyümesine sebep olan hastalıklardır.”

 

TORUN BAKMANIN SAĞLIĞA FAYDALARI

Geçen hafta ortaya atılan konulardan biri de çalışan annenin çocuğuna bakan büyükanne-büyükbabalara devlet desteği uygulamasının pilot çalışmalarına başlanacağı yönündeydi. Halihazırda zaten birçok aile tarafından benimsenen bu uygulamada büyükannelere maddi destek verilmesi çok yerinde bir fikir bana kalırsa...

Konunun psikolojik boyutuyla ilgili bir çalışma yakın zamanda ‘Evolution and Human Behavior’ Dergisi’nde yayınlandı. Buna göre, torunlarının bakımına yardımcı olan büyükanne- büyükbabalar, olmayanlara kıyasla daha uzun süre yaşıyorlar.

ÖMRE 3 YIL EKLENİYOR

Kendi torunları olmayan yaşlı insanlar da, farklı ailelerden olmalarına rağmen, başkalarının çocuklarıyla ilgilendiklerinde benzer avantajlardan faydalanıyor. Çocuklarla ilgilenen çocuksuz yetişkinlerin ömürlerine, yaklaşık 3 yıl ekleniyor.

Bu araştırmada torunlarla ilgilenmenin yararlarını incelemek adına, 70 ila 103 yaş arasında 500 İsviçreli ve Alman katılımcıdan elde edilen yaklaşık 20 yıllık veriler değerlendirildi. Yaş, fiziksel sağlık, sosyoekonomik durum ve çocuk sayısı gibi etmenleri göz önünde bulundurarak torunlarla ilgilenme ile uzun yaşam arasındaki bağlantıyı ortaya koyabildiler.

Bakıcılığın yararlarını gösteren ilk çalışma bu değil. Bu yıl ‘Social Science and Medicine’ Dergisi’nde yayımlanan bir araştırmada da torunlarıyla ilgilenen büyükannelerin fiziksel açıdan daha sağlıklı oldukları ve haftada bir torunlarına bakanların Alzheimer risklerinde düşüş yaşandığı görüldü.

DAHA AKTİF KALIYORLAR

Ayrıca torunlarıyla vakit geçirmek nine ve dedelerin bağışıklık sistemlerini güçlendiriyor ve daha aktif kalmalarını sağlıyor. Geçmişte sağlık problemleri olan ve düşük gelir sorunlarıyla mücadele eden kişilerde bile sağlık açısından faydalara rastlanıyor. Sonuçlardan bir diğeri de torunlarla kurulan güçlü bağların depresyon riskini azalttığı yönünde.

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Pazartesi 15 MPH
Kısmen Güneşli