Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “ÇOCUĞUNUZU çok seviyorsunuz; peki o bunu hissedebiliyor/deneyimleyebiliyor mu?” diye soran bir cümleye rast gelmiştim. Dikkatimi çekmişti bu cümle. Benim için sevmeyi bir duygu olmasının ötesinde, bir fiil yani yapılan/edilen bir şey olduğunu hatırlatması açısından önemliydi. Düşünmeye başlamıştım; çocuğumu sevdiğimi ona nasıl gösteriyorum acaba?

        İlk başta aklıma şunlar geldi: Ona yemek hazırlıyorum, odasının, giysilerinin temiz ve düzgün olmasını sağlıyorum, kazancımın belli bir miktarını onun ihtiyaçlarına ayırıyorum vs...

        Olmadı.

        Bakım ve sorumluluk içeren bu aktivitelerin sevgi ifadesine katkıda bulunduğunu düşünsem de yetmedi bana. Çünkü bu saydıklarım çocuğa dolaylı olarak varan etkiler. Benden ona akan şeyler değil. Şunu demek istiyorum:

        Çalışıyorum, para kazanıyorum ve çocuğum için harcıyorum ya da geleceği için biriktiriyorum. Çocuk bunu anlıyor mu? Sevgi ifadesi olarak kabul ediyor mu? Sanmam. Onun doğalı bu. Bunu anlaması için çalışmak, para, kazanç vs. kavramları üzerine detaylı bilgi sahibi olması gerekecek. Büyüdüğünde anlayacak.

        Peki ya yeme içme, giysi, temizlik gibi günlük bakımlar sevildiğini hissetmesi için yeterli mi? Olmadığına karar verdim. Yemek yapmaya ya da ev temizliğine kendini kaptırıp çocuklarını sevmeyi unutmuş anneler tanıyorum... Bizden önceki neslin annelerine yönelttiğimiz en büyük eleştirilerden biri de bu değil mi?

        Peki ya ne? Sevgi, sevmek, fiil haline nasıl dönüşüyor?

        Ne zaman ki çocuğuma kesintisiz dikkat/zaman verebildiysem çocuğum o zaman sevgimi görüyor; hissediyor. Ben de o zamanlarda tatmin olmuş hissediyorum çünkü.

        SIRALI YAPMAK

        Oyun oynarken mesela; Lego adam konuşturmak ile tahta bloklar arasında bir yerde. Bir aradayken. Eğlenirken. İşte o zaman sevgi karşılıklı akacak bir kanal buluyor. Bu sırada telefonum çalsa da bakmıyorum. Sonra açacağım. Şimdi çocuğumla oynuyorum. Öteki şeyler çok da önemli değil... Sırası var.

        Bir yandan Instagram’a bakarken bir yandan çocuğun anlattıklarını dinlemeye çalıştığımda her ikisini de yapamıyorum aslında. Araştırmalar “multitasking/aynı anda bir çok işi yapmak” denen şeyin zararlı bir kandırmaca olduğunu söylüyor. Beyin birkaç aktiviteyi eşzamanlı yapamıyor, sıralı yapabiliyor. Eşzamanlı yaptığımızı sandığımız şeyleri muhtemelen yanlış ya da eksik yapıyoruz.

        Oyun, yürüyüş, çay saati ya da bir seyahat. Fark etmiyor. Geri kalan dünyaya kısa bir süre kendimi kapatıp onun dünyasının içine girdiğimde; onun yanında olup ona ilgi gösterdiğimde onu sevdiğimi anlıyor. Onu sevdiğimi anlıyorum

        Sevginin fiil hali demek, bilinçli bir şekilde dikkat vermek demek. Çocuklar bunu biliyorlar. Biz, bazen unutuyoruz. Nasıl yapıldığını önce hatırlayıp sonra pratik ederek zihnimizdeki dikkat kasını geliştirmemiz gerekiyor...

        Anlatmak istediğinde dinlemek (sıra ne zaman bana gelecek demeden, kendi söyleyeceklerini tasarlamadan), söylediklerinin ya da davranışlarının ötesindeki asıl ihtiyacını görmeye gayret etmek, anlayabilmek, onu bir insan olarak, bir şeye dönüştürmeye, ıslah etmeye, geliştirmeye, tamamlamaya çalışmadan, olduğu haliyle, zayıflıkları, güçlü yönleri, sevdikleri ve sevmedikleriyle kabul etmek...

        “Dikkat yeni lüks” diye bir laf bile var...

        Demesi kolay. Uygulaması çaba istiyor. Önce niyet etmek gerekiyor, sonra her gün 5-10 dakika buna vakit ayırmak, o kısa pratikleri istikrarla sürdürdükçe dikkat kapasitesi küçük küçük artıyor.

        Diğer Yazılar