Ayna ayna söyle bana
"BİR aynanın işlevi, herhangi bir kusur ya da iltifat eklemeksizin bir imajı olduğu gibi yansıtmaktır. Bir aynanın bize 'Berbat görünüyorsun, gözlerin kanlanmış, kendin için bir şey yapsan iyi edersin' demesini istemeyiz... Bir aynadan vaaz değil görüntü isteriz. Aynı şekilde duygusal aynanın işlevi de, duyguları çarpıtmadan yansıtmaktır..."
*
Son zamanlarda ebeveyn-çocuk iletişimiyle ilgili kiminle konuşsam, ne okusam duygusal ayna kavramına rastlıyorum... (Yukarıdaki tarifi Dr. Haim Ginott'un "Anne, Baba ve Çocuk Arasında" isimli kitabında buldum - Okuyan Us Yayınları.) Çocuğunuzla iletişim kurarken konuyu kurcalamamak, yorum katmamak, kızıp köpürmemek, ders vermemek ve ona sadece kendi duygularını yansıtmaktan bahsediyor... Hiç alışık olmadığımız bir iletişim şekli öyle değil mi?
Mesela şöyle: Uzay ve kendi yaşlarında bir çocuk etrafta bir sürü oyuncak varken onlar için pek doğal olduğu üzere aynı oyuncakla oynamak istiyorlar. Birbirlerini itiyor, bağırıyorlar ve sonunda biri oyuncağı alırken diğeri ağlıyor... Belki de (bu yaşların diğer özelliklerinden) küçük bir öfke krizine maruz kalıyor... Ebeveynin yapması gereken şu:
- Öncelikle iki çocuğun arasına girmeyecek. Çocuklar diğer insanlarla ve onlarla yaşayabilecekleri problemlerle kendileri başa çıkmaya alışacaklar.
- Sonra çocukların biraz sakinleşmesi beklenecek. Sonrasında çocukla şöyle bir diyalog kurulacak: "Arkadaşın elinden oyuncağı aldı diye çok kızdın. Sen de o oyuncakla oynamak istiyordun. Senin elinden alması seni hem kızdırdı hem de üzdü biliyorum."
İşte duygusal ayna bu demek. Çocuğun yaşadıklarını ona tercüme ettiniz. Yorum katmadınız, tavsiye vermediniz. Duygusal ayna yönteminde önemli noktalardan biri de öğüt verip, çıkış yolu göstererek konuyu çocuğun yerine çözmemek. Aksi takdirde çocuk problemleri çözülsün diye yetişkinlere başvurmasının daha doğru olduğuna, kendi kendine bunu beceremeyeceğine inanır.
*
İlk başta insana garip geliyor öyle değil mi? Sadece çocuklarla iletişimde değil yetişkinler arası sohbetlerde de böyle bir yaklaşım işe yarayabilir. Eşiyle sorun yaşayan bir arkadaşınızın size dert yandığını düşünün. Genellikle yaptığımız iki şey var: "Benim eşim de seninki kadar kötü" minvalinden dert yarıştırmak ya da "Aman boş ver" diye duygularını hiçe saymasını önermek... Her ikisi de dertli arkadaşınızın daha iyi hissetmesini sağlamayacak. Ama belki de duygularının anlaşıldığını görse üzerindeki yükü biraz olsun atabilir.
Haim Ginott diyor ki: "Güçlü duygular içindeyken, hiçbir şey bizi dinleyen ve anlayan biri kadar yardımcı olamaz. Etkili iletişim eleştirinin, azarlanmanın, öğüdün yerine insani anlayışın iyileştirici merhemini koyar." İletişim alışkanlıklarını bir anda değiştirmek mümkün değil elbette; ama neler yaptığımızın farkına varmak da değişmek yolunda iyi bir başlangıç.
Erken yaz ve macchiato anneler*
23 Nisanlarda âdetimiz olduğu üzere yazı karşılamak için Akdeniz'e geldik. Fethiye'deki Hillside Beach Club'a bu ilk ziyaretimiz. Normalde pek fazla marka zikretme huyum olmasa da kendimi alamadığım durumlar oluyor. Burası bir tatil cenneti; özellikle de çocuklu aileler için. Pırıl pırıl birdeniz, içi renkli toplarla dolu bir havuz, su kaydırakları, kum havuzu, başlarında pır dönen güler yüzlü görevliler ve tabii ki bir sürü başka çocuk...
Uzay oğlan henüz çocuk alanına tek başına girebilecek yaşta değil, o yüzden biz de onun başındayız ama 4 yaş üstü çocuklar için tüm gün süren aktiviteler var... Anne babalarının içi rahat, plajda kitaplarını okuyup latte macchiato içiyorlar... Bildiğiniz tatil yani; darısı başımıza...
*
Macchiato anneler, Anja Maier'in "Yol Verin Ben Anneyim" kitabından okuduğum biraz iğneleyici ama yine de komik bir kavram... Daha sonra detaylı bahsederim belki.