Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İtiraf edeyim: Korkuyorum.

        Türkiye halkı, burnu sürtüle sürtüle, gazla, copla, eli sopalılarla, plastik mermiyle kalıcı bir ulusal güvenlik rejimine, bitmeyen olağanüstü hal durumuna razı edilmek isteniyor.

        “Yanlış yöntemlerle doğruya ulaşılmaz” diyor filozof, ama sanırım hükümet cephesinde kimse böyle şeyleri duymaya hazır değil.

        Son iki haftadır yaşananlar, iktidar partisi açısından bir yönetim üslubuna isyan ya da cömertçe savruluveren hakaretlere gösterilen başkaldırı gibi görülmek istenmiyor. Bir neden sonuç ilişkisi kurmak yerine ne yazık ki komplo teorilerine meylediliyor. Bununla ilgili sürdürülen “rıza üretimi” çalışmaları doğrusu hiç orjinal değil.

        Kuzey Kore’den Çin’e, Mısır’dan Irak’a kapalı rejimlerin “iç tehdit” argümantasyonuna bizim hükümetin akıl verenleri de dört elle sarılmış durumda.

        Ne bunlar? Pek tabii ki harici bedhahlar ve onların uzantısı dahili düşmanlar yine çıkmış sahneye.

        Ne ilginçtir çok eleştirdikleri Kemalizmin savunma mekanizması da aynı şekilde çalışıyordu.

        Bu bakış açısına göre bugün meydanları dolduranlar, “tencere tava hep aynı hava” takılanlar, hatta sessizce buğz edenler bile aynı takımın (düşmanın) oyuncuları. Sanırım bu bakış açısının bir zamanlar türbanlı genç kızların aslında kökü dışarıda güçlere hizmet eden iç uzantılar olduğunu söylemekten çok farklı bir yanı yok.

        Sahiden faiz lobisi, ABD, AB, Kemalistler, solcular, bölücüler hatta milliyetçilerin bir tezgah içinde olduğunu farzetsek bile böylesi geniş bir koalisyonun nasıl kurulduğu üzerine niye düşünmeyelim.

        İktidar partisini, bir neden sonuç ilişkisi kurmaktan alıkoyan, her şeyi ya iç ve dış düşmanlara ya da üç beş ağaca bağlamaya yönelten içgüdü, bugün toplumsal bir karşılık bulmuyor.

        Hele toplumun en az yüzde 35’ini yüzde 65’in gazabıyla, katliam yeteneğiyle korkutmak sanırım “çoğunluk” için de pek heyecan verici değil. Partinin mensupları kapalı kapılar ardında ve Başbakan’ın kulağına gitmeyeceğine emin olduktan sonra, sözgelimi bir gazetecinin nasıl olup da 5 yıldır hapiste bulunduğuna ilişkin özeleştiri içeren cümleler kurabiliyor. Ama hepsi o kadar.

        Bugünün Türkiye toplumu tabii ki 150 yıl öncenin Amerikası değil. Ne ihtilafları, ne de nefreti. Ama ne yazık ki kanlı-kansız, konvansiyonel-postmodern darbelere karşın hala siyasi olgunluğa erişebilmiş de değil.

        Kalıcı bir barışı kurmak, bedel ödemeyi gerektirir.

        Oysa şimdi egonuzu, nefretinizi, bir hitabet sanatı olarak kullandığınız öfkenizi bırakmanız bile barış aidatının ödenmesine yeterli. İnanın.

        Diğer Yazılar