SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Hatırlayabilseydik

03 Eylül 2016 Cumartesi, 00:44:56 Güncelleme:08:44:05
Dicle Keskinoğlu

Dicle Keskinoğlu

[javascript protected email address]

 

İnsanın bebekliğini hatırlayamaması ne kadar ironik. Halbuki hayatınızın en önemli hatıraları ilk birkaç yılda oluşturuluyor. Kendinizi hep annenizden dinlediniz; “Ay ilk gördüğümde bir baktım, sapsarı bir kafa, kıpkırmızı bir yüz” dedi durdu.

Mesela siz de annenizi ilk gördüğünüzde ne düşündüğünüzü hatırlamak istemez miydiniz? Belki de hatırlasanız, yüzündeki o korkuyu, o endişeyi asla unutmak istemeyecektiniz.

Belki yıllar sonra; “Hani o ilk gece ağladım durdum ya, beni sürekli tek başıma yatağıma bırakıyordun, halbuki ben hep kucağında kalmak istiyordum” diyecektiniz. Ama diyemediniz. Ne garip ilk hatıralar üç hatta dört yaşından itibaren başlıyor. Öncesi yok... Sizin dışınızda herkes için var, bir tek size yok.

Hatırlayamadığımız için bilmiyoruz. Bizler bir zamanlar çok huzurluyduk. Hayat müthiş rahat, konforlu ve korunaklıydı. Sadece annemiz ve biz olduğumuz zamanlar vardı. Konuşmazdık bile, ama birbirimizi anlardık.

Yıllar sonra bir daha asla “Anne sana ihtiyacım var” diye ağlamayacaktık. Kimi zaman anlamasını bekleyip, anlarsa kendimizi şanslı sayacak, anlamazsa, yaşımızdan başımızdan utanıp, içimize ağlayacaktık. Hatırlamıyoruz ama, korkularımız her daim vardı. Birden artan yüksek sesten, doğumun hemen akabindeki, o mekansal boşluk hissinden inanılmaz korkardık. Çözümü kolaydı; annemiz bizi kucağına alırdı ve biz korkularımızı yener, endişelerimizi atardık. Yetişkin olunca bırakın birilerinin kokusunu içimize çekmeyi, çoğu zaman nefes almayı bile unutacaktık.

Halbuki annemizin bir kokusu vardı. Milyonlarca kokunun arasından ayırt edebilirdik. Bir koku insana güven verir mi? Annemizinki zamanında vermişti.

ANLATMAYAN YETİŞKİNLERİZ

Şimdi her şeyi söylemek zorundayız. Duygularımızı açmak zorundayız. Kimse gözlerimize bakmıyor ki, gözümüzden içimizi anlasın. İçimizi dışımıza vurmak zorundayız. O da şayet etrafta bizi anlamak isteyenler varsa... Hatırlamıyoruz ama bebekken ağlamamızın tonundan, o anki talebimizi anlayan bir annemiz vardı. Çok şükür birçoğumuzun hala var. Ama bizler eski biz değiliz.

Konuşamadığımız zamanlar daha rahat iletişim kurabilmiş olmamız çok acayip değil mi? Bizler konuşan, ama ne istediğini direkt olarak en yakınındakilere dahi söylemekten kaçınan yetişkinleriz. Küçüklüğümden bu yana neler neler olmak istemedim ki... Bu aralar bebek olmak istiyorum mesela. Durup dururken ağlamaya başlayayım ama beni yine de eleştirmesinler, sen de neden ağlıyorsun demesinler, sadece sarılsınlar, “Bebek tabi, onun işi de o, ağlayacak duracak” desinler istiyorum.

Her kimin yanında huzurluysam bana o kucak sorgusuz sualsiz, zamansız limitsiz açılsın diyorum. Aslına bakarsanız bebek olmanın çok kolay olduğunu düşünmüyorum. Sadece her bebeğin yanında, yaşadıkları ne kadar zor olursa olsun, ona kendini iyi hissettirecek, kocaman birer kucağın bulunduğuna inanıyorum.

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN