SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Yek vücut

30 Ağustos 2016 Salı, 00:43:37 Güncelleme:08:47:43
Dilek Gappi

Dilek Gappi

[javascript protected email address]

 

Bugün, Türk ulusunu esir etmek isteyen yayılmacı istilacı güçlere karşı 30 Ağustos 1922’de topyekün verilen savaşla, Zafer Destanı yazıldığı günün yıl dönümü.

Bayram, sembolik olarak ülke topraklarının geri alınmasını temsil eder.

Çocukluğumda evimizde 30 Ağustos’lar özel bir coşkuyla karşılanırdı. Atatürk devrimlerine bağlı bir aileydik. Evimize her gün iki gazete girer, gazetelerin Zafer Bayramları’nda verdiği bayraklar, ekler özenle saklanırdı.

Küçüktüm, gazetede bir yazı; Yunan askerlerinin İzmir’de kalışlarını anlatıyor.

15 Mayıs 1919’dan, 9 Eylül 1922’ye kadar tam 2.5 yıl kaldıklarını o gün fark ettim.

Konak Meydanı, Alsancak, Basmane fotoğraflarda işgalci askerlerle doluydu.

Rahmetli dedeme gösterdim.

Film gibi anlattı. Gazeteci Hasan Tahsin ilk kurşunu sıktıktan ve yaşanan kargaşanın ardından Yunanlılar zulme başlıyor.

Aklımda kaldığı kadarıyla dedemin anlattıkları; “Yaşım küçüktü ama herşeyi izlerdim. Özellikle genç erkeklerin peşindeydiler. Tek tek takip ederlerdi. O karmaşada çok yakınımızı kaybettik. Yine de aile gezmesine gider gibi yapılır, Türkler gizli gizli buluşurlar, Eğer Yunanlılar gitmezlerse genç erkeklerin tümü bir askeri vurmadan ölmemeye yemin etmişlerdi.”

Emperyalizm vahşetini iliklerime kadar ilk hissedişim budur.

İlerleyen yıllarda farklı boyutlarına tanık olarak büyüdük emperyal saldırıların.

Küresel salvolar, siyaseti ele geçirme çabaları, denge savaşları Türkiye’yi uçlara savurdu.

Gün geldi, Atatürk ilkelerini din düşmanlığı kisvesine büründürmeye çalışan muhterisleri gördük.

Zamanla 19 Mayıs’ı, 29 Ekim’i ve 30 Ağustos’u kutlamaktan çekinen iktidarları...

Kim ne derse desin 15 Temmuz darbe girişimi de bana göre bir emperyalist saldırının uzantısı.

Üstelik onun ağır dersi yalnızca geçmişte kurulan yanlış ilişkileri değil, geleceği de işaret eder. Sorumluluk artık, Cumhuriyet değerlerini benimseyen, demokrasiye saygısı olan, kardeşliğe, barışa inanmış kitlelerin iktidarı olabilmekte.

Bugün göğsümüzü gererek 30 Ağustos’u kutlayalım.

Emperyalizme, darbelere, birlik ve beraberliğe yapılan her saldırıya karşı yek vücut olduğumuzu göstermek için bu bayram en iyi fırsat.

‘Cumhuriyet, Atatürk ilkeleri asıl, ülkeyi yönetenlere lazım’ demiştik, görüyoruz ki yanılmamışız. Verin elinizi, hep birlikte yeniden bir olmanın coşkusuyla kutlayalım!...

BİR HOŞ SEDA KALDI

İki yıl önceki bir köşe yazısından...

“Yıl 1987. Çöp bidonunun kenarında terk edilmiş bir kız bir erkek bebek, polisler tarafından Behçet Uz Çocuk Hastanesi’ne getirilir. Kız bebek öldü, ölecek kadar zayıf.

O kadar küçük ki, dönemin başhekimi Dr. Şükrü Cangar, ona “Damla” adını koyar. Damla bebek kendini toparlayınca pasta kesip kutlarlar. Aynı sıralar, NATO’da görevli Amerikalı bir aile evlat edinmek için hastaneye müraacat eder. İşlemler, prosedürler çok uzundur, beklemeyip sağlıklı bir erkek çocuğunu almak isterler. Şükrü Hoca kurumlar arasında mekik dokuyarak işlemleri son gün yetiştirir.

Aradan 23 yıl geçer.

Damla Mary Osborn, Amerika’nın önemli bir üniversitesinde çocuk gelişim ve eğitim bölümünü bitirmiş, doktoraya hazırlanan genç bir kadındır.

Ailesiyle Türkiye’ye gelir, Cangar’ın izini bulur. ”

Önceki gün, Dr. Şükrü Cangar’ı kaybettik. Beyefendiliği, dar gelirli ailelerin çocuklar için çabaları şimdi bu gök kubbede hoş bir seda olarak kaldı.

Huzur içinde uyusun.

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN