Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eski sanayici. Son yılların gözde yazarlarından Halil Bezmen’in, 50’den fazla kaynaktan yararlanarak yazdığı “Ben Abdülhamit Han”’dan, bir alıntı daha;

        Abdülhamit Han anlatıyor...

        “1900... Alman Kayzer II.Wilhelm’in ziyaretinin üstünden bir yıldan fazla geçti. Onunla konuşmalarımız aklımdan çıkmadı. .....Ziyaretin son günleriydi. Devlet işlerini bitirmiş, çocuklarımızdan bahsediyorduk. Birden İmparatoriçe atıldı ve kaç eşim olduğunu sordu. İngiltere İmparatoriçesi Büyük Victoria’nın torunu olan Augusta-Victoria’yı cana yakın buluyordum. En çok hoşuma giden, kocasına bebeği gibi ihtimam göstermesiydi. Gözünü hiç üstünden ayırmıyordu, ona derin bir aşkla bağlı olduğu kesindi. Aşkı kocası tarafından da karşılık buluyordu. İlişkileri çok güzel; hem sevgili, hem anne, hem dost...

        -Şeriatın izin verdiği dört kadın efendiye ek olarak, bana çocuk vermiş olan dört de ikbalim var, dedim.

        İmparatoriçenin yüzü kızardı. Öfkeden mi, utangaçlıktan mı, aşırı derecede kıskançlıktan mı bilemiyorum.

        Ekim sonuydu... Yemekten sonra Kayzer saatine baktı, “Henüz erken.. Yatmadan önce biraz sohbet edelim” dedi. Harem hakkında soruları vardı. Yüzlerce kızın arasında yalnız sekiziyle yetineceğime inanmadığını söyledi.

        “Haklısınız... Bir de gözdeler var” dedim. Gözdelere kısa bir süre, hatta bazen sadece bir iki kez iltifat ettiğimi ve çocuk doğurmamış kızlar olduğunu söyledim.

        Bunu duyunca çok heyecanlandı; “Duyduğuma göre sarayda annenize, eşlerinize, çocuklarınıza ve size hizmet eden yüzün üzerinde genç kız varmış ve siz gözünüze takılan herhangi birini odanıza isteyebilirsiniz öyle mi?”

        -Evet...

        -Canınız çektiği anda, hemen mi?

        -Hemen değil; kızın bir kaç gün hazırlanması lazım...

        -Hemen olsaydı tadı başka olurdu...

        Yanımda çöreklenmiş uyuyan kedimi gösterip “Onlar gibi... Canınız istediği anda ve gerekirse zor kullanarak... Ecdadım zamanında öyleymiş... Kral kimseye hesap vermezmiş... Kimin kızı, kimin karısı diye sormazmış. Sizin gibi, arzusunu belirtikten sonra beklemezmiş. Arzu, uyandığı anda şehvettir, bekledikten sonra yapılırsa, işlemdir. Lezzetli bir yemek de zevklidir ama, karın doyurma işlemidir. Şartlara uyulacaksa şehvet kaçar, yerine zevk gelir. Zevk çeşidi çoktur, şehvet tektir. Uysallaştırılırsa, terbiye edilirse özelliği kaçar ve zevk olur...”

        -Bizde hemen olmaz... Önce sahibine bilgi verilir, sonra kendisine müjde ulaştırılır ve hazırlık başlar. Acemi kız eğitilmelidir. Nasıl konuşacağı ve hangi durumda ne yapacağı kendisine öğretilir. Manen de hazırlanması lazım kızcağızın. Korkuları vardır, onlar giderilmeli. Kalbi mutluluk dolu olmalı; genç kızdır biraz ürkek olacaktır tabii ama umutla gözleri parlamalı.

        Kayzer “uzun iş... Ecdadımınki doğruymuş....” diyor ve devam ediyor...

        Tabii ki söz konusu kitapta...

        Hepinize sağlık içinde mutlu haftalar dilerim...

        Diğer Yazılar