Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Cumartesi günü Aşağı Kızılca Bahçearası Sokak sakinlerinden 4 aile piknikteydik.

        Büyük çoğunluğun “tatil” deyince aklına deniz kenarı gelirken, biz adeta dağlara taşlara sardık.

        Ver elini Spil Milli Parkı.

        Sabah saatlerinde 32 derece ile terk ettiğimiz köyden Spil’e ulaştığımızda, sıcaklık 27 dereceydi.

        İlerleyen saatlerde üzerimize bir de bulutlar çökünce, tatlı tallı esen rüzgar bizi “limonata gibi” bir havanın ortasına itiverdi.

        Cehennem sıcaklarının yaşandığı İzmir’e sadece 40-45 km uzaklıkta böylesine bir cennet.

        Bir ağaç grubunun gölgesine yerleşirken, çevrede gezintiye çıkıyorum.

        Ama Spil, asla bundan 2-3 yıl önce geldiğim Spil değil.

        Piknik masalarının çevresi, öbek öbek at pislikleriyle dolu. Üzerlerinden kalkan kara sinekler yüzüme gözüme çarpıyor.

        Görevlilerin, burayı yurt edinmiş atlara tuvalet terbiyesi verecek halleri yok ya” diyerek bu “doğal” olayı bir anlamda hoş karşılamaya çalışırken, “Ya bunlar?..” diyebileceğim görüntüler, üzerimdeki iyimserlik havasından eser bırakmıyor.

        Ağaçların dibinde bira kutuları, plastik tabaklar, bardaklar, içki şişeleri, kullanılıp atılmış peçete parçaları, ıslak mendil artıkları, sigara paketleri daha aklınıza ne gelirse tüm “insansal” atıklar...

        Buraya hava almaya, serinlemeye, çoluk çocuk piknik yapmaya gelen insanlar doğaya ve kendilerinden sonra gelecek insanlara karşı böylesine bir duyarsızlık içinde nasıl olabilirler?

        Bu insanları kim eğitir, kim terbiye verir, kim ortak paylaşım alanlarına karşı bu kadar gardar davranış içine sokabilir.

        Şaşkınlık içindeyim.

        Bu tür insanlıktan uzak davranışlar karşısında hep aklıma gelen cümleyi içimden tekrarlıyorum:

        Bunlar bir de oy verip, kaderimize hakim olacak insanları belirlemiyor mu?... İnsan olmanın en basit gereklerini bile öğretememişiz...

        Güzellikler ve çirkinlikler...

        Spil’in piknik alanının yakın çevresinde gezintimi sürdürüyorum. Görüntüler sinir bozucu. Kesilmiş bir elektrik direğinin beton ve demirden oluşan kalıntıları, bir ağacın dibine dökülmüş bir traktör moloz. Az ileride yenilenen su deposunun çevresindeki inşaat kalıntıları. O yığınların hemen yanında 40-50 metrekarelik bir alana sere serpe yayılmış, örneğine hiçbir yerde rastlamadığım yer ardıcı. Sanki suni halı sahalardan büyük bir parça daire şeklinde kesilip, boş bir alana yapıştırılmış.

        Bir yanda tabiatın binlerce yılda özene bezene kapattığı güzellikler, bir yanda insan oğlunun elinden çıkmış çirkinlikler.

        Bol bol fotoğraf çekerken, bir yanda da “keşke gelmeseydim ve bu Allah’ın lütfunun bu halini görmeseydim. Eski Spil’i anılarımda yaşatsaydım” diyorum.

        Derken, git-geller içindeki gezimi tamamlayıp, bizim kafilenin yanına yaklaştığımda kendimi bir tartışmanın göbeğinde buluyorum.

        İki arkadaş, komşu masalardan birine yerleşmişler, gölgesinde soluklandıkları ağacın kurumuş dallarından kopardıkları dalları, 2-3 taş parçasının arasında ateşlemişler.

        Ağacın altında ateş yakmak...

        Göğe yükselen alevler, yere yakın dalları dalgalandırırken, bizim hanım “olay yeri”nde “Ateşi söndürün, bakın üzerindeki genç dalları kavuruyor” diyor.

        Olayın faili arkadaşlar, “Burada ateş yakan bir biz miyiz?. Bakın şurada da yakmışlar. Bir şey olmaz. Biz buraya kafa dinlemeye geldik, siz keyfimizi kaçırıyorsunuz” diyor.

        Halbuki, ateşlerini daha boş bir alanda yaksalar ya da “haklısınız, şimdi taşıyoruz” deseler, onların da “kafası bozulmayacak” bizimkilerin de...

        Sonunda bir jandarma çavuşu gelip, yan masalardan yükselen alkışlar eşliğinde onlara bir şeyler anlatıyor. Ama faydasız. Jandarma gittikten sonra ateş, yine aynı ağacın gövdesinden koparılmış kuru dallarla takviye ediliyor.

        Biliyorsunuz, Spil Milli Parkı, Manisa Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne emanet. Gözlemlediğim, fotoğrafladığım tüm çirkinlikler de onların eseri. İnanıyorum ki, onları bir gün Spil’in ahı tutucak.

        

        Diğer Yazılar