Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İzmir EXPO Heyeti, Paris’te Uluslararası Sergiler Bürosu (BİE) delegelerine sunum yapmak üzere 12 Haziran’da Paris’e gidiyor.

        Ancak bu işte, rakiplerimizin de gözünden kaçmayacak ve özellikle de aleyhimize kullanılacak bir terslik var.

        “Yerel organizasyon” özelliği taşıyan EXPO 2020’de yerel sivil toplum örgütleri yok.

        Bunun yerine, Ankara’dan atanan ve Ankara’dan aldığı talimatları harfiyyen uygulayan bürokratlar var.

        Bir de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu...

        Bundan önceki “İzmir sunumu” için gittiği Paris’ten nasıl apar-topar dönmek zorunda bırakıldığını hatırlayınca, Sayın Kocaoğlu‘nun bu gidişine de “ayıp olmasın” cinsinden yorumunu yapmak abartı olmayacaktır.

        Çünkü yereller, birer-ikişer dışlandılar, ya da “dayanamayıp” ayrılmak zorunda kaldılar.

        EXPO 2020 Yürütme Komitesi Başkanı Mahmut Özgener, İzmir’in en önemli sivil toplum örgütlerinden Ege Bölgesi Sanayi Odası ve İzmir Ticaret Borsası’nın temsilcileri, kendilerince gördükleri yanlışlıklar üzerine ayrıldılar.

        İzmir’in en büyük sivil toplum örgütü durumundaki İzmir Ticaret Odası’nın Başkanı Ekrem Demirtaş ise, yaşanacağını sezdiği “durum” üzerine işe baştan girmedi.

        Şimdilerde Demirtaş ve bazı İzmirliler’in EXPO Yürütme Kurulu Başkanlığı için adı geçiyor.

        Rakiplere daha fazla puan vermeden...

        Ancak ortada bir gerçek var; Yerel temsilciler Mahmut Özgener’i, Ender Yorgancılar‘ı, Işınsu Kestelli ve destek ekibini istifaya götüren, pes ettiren nedenler, yerlerine getirilmesi düşünülen “yerel adaylar” için de geçerli olsa gerek.

        Bu durumda görünen köy şudur;

        Hiç istemem ve dilemem ama; İzmir EXPO konusunda bir hüsran daha yaşarsa, bunun sorumluluğu asla İzmirliler’e ait olmayacaktır.

        Eğer, bu kent insanının EXPO konusunda bir hüsran daha yaşaması istenmiyorsa, istifa edenler de dahil olmak üzere yerel unsur temsilcileri ile, bu işin yakasını bırakmamakta kararlı görünen hükümet temsilcileri derhal bir araya gelmeli ve asgari müştereklerde birleşerek, dışarıya karşı, rakip kentlere karşı birlik ve bütünlük sergilemek durumundadır.

        Bu fırsat da kaçırılmamalıdır.

        Aksi halde muhtemel bir başarısızlıktan hangi kesimin sorumlu olacağını yukarıda söyledim.

        Sahilden yükselen ses:

        İlçe olmak istiyoruz

        Bilindiği gibi, bir yerel seçim öncesi İzmir’in yerel yönetim düzeni arap saçına dördürüldü. Metropol alanda Karabağlar ve Bayraklı gibi iki ilçe yaratılırken, “şeytani” bir düşünce ile yeni ilçelerin sınırları da karmakarışık hale getirildi. Karşıyaka’da, Bornova’da, Konak’ta oturan bir vatandaş bir anda kendisini Bayraklılı, Karabağlarlı buldu.

        Ne gariptir ki, bu uygulamadan rahatsızlık yaşayanlardan kimsenin sesi de çıkmadı.

        Bir başka yerel yönetim kargaşası da İzmir’in sahil kesimi Gümüldür-Özdere-Ürkmez bölgesinde yaşandı. Buradaki küçük belediyeliklerin bir ilçe belediyeliği halinde birleştirilmesi beklenirken, bazıları kendilerini dağın arkasındaki Menderes Belediyesi’ni; bir kısmı da ötelerdeki Seferihisar belediyeleri hizmet sınırları içinde buldu.

        Şimdilerde o kargaşanın mağdurları Gümüldür, Özdere, Ürkmez Doğanbey-Payamlı’dan son derece haklı bir istek yükseliyor; İlçe olmak istiyoruz...

        Aslında bu kampanyaya önayak olan vatandaşlar, vaktiyle yapılan bir yanlışlığın düzeltilmesini, daha doğrusu uygun olanın yapılmasını, sahil kesiminin ortak bir ilçe belediyeliği çevresinde yeniden düzenlenmesini istiyor. Muhtemel bir “başkanlık” sistemine hazırlık olmak üzere, yeni büyükşehirler ve “süper yetkili başkanlar” tartışmalarının yapıldığı şu günlerde bu ses Ankara’da ne kadar duyulur bilemem ama “İzmir milletvekili sıfatını taşıyan 24 kişi ne güne duruyor” diyebilirim.

        Diğer Yazılar