Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Perşembe günü Haber Türk'ün birinci sayfasında yayınlanan bir fotoğraf 2 gündür çalışma masamın üzerinde duruyor.

        Memur eylemine katılan 7-8 yaşlarında bir kız çocuğunun elinde bir pankart var.

        Vekile yüzde 45

        Babama yüzde 3.5...

        Öncelikle sonuna kadar doğru, sonuna kadar haklı, sonuna kadar amacına uygun bir pankart.

        Kız çocuğunun arkasında bir memur. Birleştirdiği baş ve işaret parmaklarını ağzına götürmüş ıslık çalıyor...

        Pankarta yazana ve memuru önerilen zam oranına bakarsak, bu da sonuna kadar haklı bır ıslık.

        Yüzde 3.5 önerisinin kaynağı, önümüzdeki yılın muhtemel enflasyon rakamı.

        Bunda bir şaşma olacağını, hatta gelecek yıl enflasyonunun bu rakamı aşacağını zannetmiyorum;

        Çünkü devletin İstatistik Enstitüsü, enflasyonda amaçladığı rakamı tutturmakta iyice uzmanlaştı.

        Aynı günün öğle saatlerinde Maliye Bakanı Mehmet Şimşek açıklama yapıyor; Biz memurumuza yüksek oranlı zam yaparsak, iflas eder, Yunanistan'ın durumuna düşeriz.

        Memura verilecek artı 1 puan, hazinede şu kadarlık zorlamaya neden oluyor.

        Hepsi doğrudur... Hepsi de inandırıcı.

        Peki; bu ülke hazinesinde kime var, kime yok?

        Birilerine var, birilerine yoksa...

        Türkiye'de bir "biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar" durumu yaratılmıştır. Gelir dağılımı, devletin içinde bile alabildiğine bozulmuş, skalasız, kuralsız maaşlar alabildiğine çoğalmıştır.

        Milletvekili emekli maaşını, cumhurbaşkanı emekli maaşına (onun da esprisini ve hareket noktasını henüz anlamış değiliz) endeksleyerek bir gecede kendi emekli maaşlarına yüzde 45 zam yapan milletvekiline varsa, diğerlerine de olmalı.

        Atamayla gelen Anadolu Ajansı Genel Müdürü'ne 18 bin lira maaş uygun görülüyorsa, diğerleri de bu "yoğurt bolluğu"ndan payına düşeni almalı.

        RÜTÜK'ünden bilmem ne kurulu üyelerine çuvalla maaş veriliyorsa, altlarına en lüks otomobiller çekiliyorsa, üzerine bir de binlerce liralık "kira yardımı" eklenebiliyorsa, onlara olan para memura, işçiye, emekliye neden olmuyor.

        Eğer, imkanlarımız el vermiyor, gelirlerimiz giderlerimizi karşılamıyorsa, milletçe bir fedakarlık yapmamız gerekiyorsa, bu fedakarlığı yapma görevinin sadece memura, işçiye emekliye düştüğünü, hangi kural hangi kanun belirliyor?

        Nitekim Maliye Bakanı açıklıyor; "2002 yılından (2002 Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni miladı) bu yana memurun satın alma gücü şu kadar arttı.

        2002'ye göre; geliri artmayan var mı?

        Doğrudur; memura, işçiye, emekliye ölçüsüz zam dengeleri bozar.

        Mutlaka haklıdırlar ama, biz onların haklılığını teslim ederken, onlar da şu haklı sorumuza cevap vermeliler;

        Devlet olanakları kimlere var, kimlere yok?

        Bir "peki" daha...

        Milletvekilinin, üst düzey bürokratın, yüksek dereceli hakimin, savcının gelirleri yerinde mi saydı?

        Devletin ünvanlıları hala 2002 model Mercedesler'le BMW'lerle, Audilerle mi idare ediyor?

        Bakanlıkların araç filoları hala 2002 model ve altında mı?

        Garip bir durum daha var; memura, bir çok vatandaşımızın ne olduğunu bilmeden verdiği "evet" oyları ile yürürlüğe giren Anayasa maddelerinden birinde "memura toplu sözleşme hakkı" vermişiz ama, grev hakkı vermemişiz.

        Oysa "toplu sözleşme-grev ve lokavt" bir üçlüdür ve bu ayaklardan birinin eksik olduğu görüşmelerin adı da "toplu sözleşme" olmaz.

        Eğer Türkiye, şu anda içine sürüklendiği ve hala da sürüklenmeye devam ettiği gelir dağılımı adaletsizliğini, yani "biri yer biri bakar" durumuna bir son verme yönünde bir adım atmazsa, maaşları asgari ücret ve katları skalasına oturtmadıkça, yaşanan bu adaletsizliğe Allah da razı olmaz.

        Diğer Yazılar