Tiyatroseverler özgür sanat için çığlık çığlığa!
ÖNCEKİ sabah, Galatasaray Lisesi'nin önünde yaklaşık 5 bin kişilik bir kalabalık vardı. Sanatçılardan ve seyircilerden oluşan bu kalabalık, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın 98 yıllık geleneğine darbe indiren yeni yönetmeliği "Korkuya karşı özgür tiyatro" diye haykırarak protesto etti. İstiklal Caddesi'ni "Şehir Tiyatrosu yok edilemez" diyerek turlayan bu kalabalık, meydanlarda görmeye alışık olduğumuz içi boş kalabalıklardan değildi. Hayattaki boşluklarını sanatla doldurmuş bir kalabalıktı. Yaşarmış gibi yapmak yerine yaşamayı seçen; daha güzel, daha gerçek, daha insanca, daha derin, daha doğru, daha özgür ve daha cesur yaşayabilmek için sanatla bütünleşen bir kalabalık...
HANİ ÖLMÜŞTÜ?!?
Üzerlerindeki ölü toprağından kurtulmaya cesareti olmayanların, sahneye kurulan aynaya bakıp kendileriyle yüzleşmekten korkanların dillerine pelesenk ettikleri 'Tiyatro öldü' söyleminin ölü doğduğunun kanıtıydı İstiklal Caddesi'nde yaşananlar... Hep söylerim "Tiyatro benim aydınlığa inancım" diye, yine öyle oldu. Bir ağızdan, "İstanbul uyuma, tiyatrona sahip çık" diye haykıran o müthiş kalabalık içimi umutla doldurdu...
Engin Alkan, Şehir Tiyatroları sanatçıları adına, özeti "Karanlığa ve karanlığın getirdiği korkuya karşı hep birlikte direneceğiz" olan bildiriyi okuduktan sonra, "Şimdi diyaframlarınızı açın ve çığlık atın" diye seslendi meslektaşlarına ve halka. O çığlık öyle derinden yükseldi ki, öyle güçlüydü ki... O çığlık toplumun vicdanının sesiydi, yüreğinin sesiydi, seyircinin tiyatro salonlarındaki koltuğuna keyifle kurulma hakkına sahip çıkmak için sahneye çıktığının göstergesiydi.
BU NASIL DEMOKRASİ?
"Öldü" diyerek yok edilemeyen tiyatroyu öldürmek için harekete geçilmiş durumda bugünlerde. 'Tesadüfe' bakın ki tiyatronun yıllardır olmadığı kadar ivme kazandığı, salonların tıklım tıklım dolmaya başladığı, nitelikli oyunların sayısının giderek arttığı bir dönemde... Amaç 'muhafazakâr sanat' başlığı altında, misyonu seyirciyi uyandıran masallar anlatmak olan tiyatroyu; seyirciyi uyutan, uyuşturan, tek tip bir kimlikle buluşturmak. Kimliği olan ama kişiliği olmayan bir tiyatro yaratmak. Ne de olsa alışığız bu duruma, hepimizin bir kimlik kartı var ama olay kişiliğe, kendimizi gerçekleştirmeye gelince çuvallıyor ya da çuvallatılıyoruz.
Şehir Tiyatroları bünyesinde güya demokratikleşme adına yapılanlar, tiyatroyu Nâzım Hikmet'in "Şimdi sen de herkes gibisin" dizelerinin karşılığı haline getirir ki; bu cinayettir! Maksat tiyatronun ve İstanbulluların iyiliği olsaydı, Belediye Başkanı Kadir Topbaş yönetmelik hazırlanmadan önce sanatçıları etrafına toplar ve Şehir Tiyatroları'nın daha çağdaş bir kimlik kazanması için neler yapılabileceğini onlarla konuşurdu. Muhsin Ertuğrul'un mirasını bürokratlara emanet etmeyi aklının ucundan geçirmezdi.
UYUYAN DEV UYANDI!
Kişisel fikrim; amacın sorunları çözmek değil, toplumda sorunlu bir tiyatro algısı yaratmak olduğu yönünde. Dayatmayla bir yönetmelik hazırlandı ama çok önemli bir nokta atlandı: Tiyatronun olmazsa olmaz unsuru seyirci hafife alındı. Gerçek tiyatroseverler, sanata yapılan baskının alt metninde topluma yapılan baskının olduğunun farkında. Önceki sabah farkındalıklarını "Korkuya karşı özgür sanat" diye haykırarak ilan ettiler. Anlayacağınız uyuyan dev uyandı! Önceki sabah uzun zaman sonra ilk defa haksızlığa meydan okuma kudretini gördüm uyku mahmuru insanların bakışlarında! Sanatın içinden sanatçıyı kovan yönetmeliğe anlamlı tepkiyi verdiler coşkulu protesto alkışlarıyla! 'Muhafazakâr sanat' gibi yine ölü doğmuş bir söylemle yola çıkanları, 'Zararın neresinden dönersen kâr' mantığıyla hareket etmeye davet ediyorum. Shakespeare bir sonesinde, "Kendi düşmanın gibi ezersin can evini" der. Durum tam da budur! Toplumun can evi sanat, bana göre sanatın can evi olan tiyatro, düşman muamelesi görmektedir. Kültür başkenti İstanbul'da kendi kültürümüzü, sanatımızı kendimiz baltalıyoruz! Yakışıyor mu?
Bünyamin Yılmaz'dan CEVAP BEKLİYORUM
ÖNCEKİ akşam Fatih Altaylı Teke Tek'te Gencay Gürün, Orhan Alkaya, Nejat Birecik ve Milli Gazete'nin Kültür Sanat Editörü Bünyamin Yılmaz'la birlikte Şehir Tiyatroları'ndaki durumu masaya yatırdı. Son derece hararetli geçen tartışma sırasında, Yılmaz, halkın inancıyla dalga geçen oyunlar sahnelendiğini söyledi. Gencay Gürün örnek vermesini istediğindeyse konuyu geçiştirdi. Kendini bildi bileli tiyatroya giden ve son 2 senede yaklaşık 150 oyun izleyen biri olarak ben de Yılmaz'a, "Hangi oyunlar bunlar?" diye soruyor ve cevap istiyorum. Sanatın özünde tüm inançlara eşit mesafede durmak ve saygı duymak vardır! Aksini iddia eden kanıtlasın!