'Çocuklar çok güzeldi...'
GEZİ Parkı'ndaki ağaçları korumak için başlayan ve ardından bir özgürlük mücadelesi halini alan Gezi nöbeti sürüyor. Ben bu satırları yazarken, Taksim bir kez daha gaz bulutlarına boğuldu. Sinir sistemim çökmüş durumda. Uyku kalmadı, tırnaklarımla beslenir oldum iştah kalmadı. Yaşananlar öyle ağır geliyor ki vücudumun her yanına halter yerleştirilmiş gibi. Bedenim böylesine koyuvermişken kendini, ruhum ve kalbim "Dayan, diren Ece" diye silkeliyor beni.
Ne zaman umudumu kaybedecek gibi olsam; omzumda, saçlarımda, yüzümde, avuçlarımın içinde beliriyor hiçbir siyasi ya da dini inanca bağlı olmadan, özgürlük için, demokrasi için, aydınlık için Gezi Parkı'nda nöbet tutan pırıl pırıl gençlerin elleri... 'Marjinal', 'çapulcu' hatta 'alçak' ilan edilen o gençler, benim ve bir an olsun onlarla aynı havayı, aynı gazı soluyabilen herkesin umudu oldular. Uzun zamandır insanlığa olan inancımı kaybetmiştim; güzellikleriyle, sağduyudan bir an olsun taviz vermeyen yürekleriyle inancımı geri getirdiler. Hayatımın en güzel hediyesini verdiler bana farkında olmadan, kendiliğinden...
GERÇEKLERİN RESMİ: 'GEZERKEN'
Gezi Parkı'nda o kocaman yürekli gençlerin arasında gezerken, binlerce insan, kendini belki de hiç olmadığı kadar iyi, güvende ve temiz hissetti. Ve tiyatro insanları geçtiğimiz cumartesi günü, Gezi Parkı'nın içindeki Taksim Dayanışması sahnesinde, hislerini 'Gezerken' başlığı altında topladıkları dört oyunla dile getirdi. Cem Uslu 'Tesadüf ya da Değil' adlı bir oyun yazdı, Serkan Altıntaş oynadı. Sermet Yeşil, Mirza Metin'in yazdığı 'Kâğıtçı'nın Köpeği Kıtmir'le sahnedeydi. Reha Özcan Özen Yula'nın yazdığı 'Boşluğu Doldurmak'la, Şebnem Sönmez ise Yiğit Sertdemir'in yazdığı 'TÖMA'nın Uyanışı'yla Gezi Parkı'ndaki yürek yüreğe vermiş halkı selamladı.
Direnişçiden de dinledik Gezi Parkı sürecini, gazların arasında kalan bir köpekten de, eski bir devrimciden de, TOMA'dan da... Öyle içtenlikle kaleme alınmıştı ve oynandı ki oyunların hepsi, içimden, "İşte haftalardır Gezi Parkı'nda yaşananların gerçek resmi" dedim ve "Keşke" diye devam ettim: "Keşke bu gençlere terörist muamelesi yapanlar da şu oyunları izleyebilseydi. Keşke herkes sanat kadar yürekli olabilseydi de, gerçeği sadece gerçeği söyleyebilseydi... Yedikleri gazlar yüzünden günlerdir ağlayan kediler, köpekler, kuşlar, Gezi Parkı'ndaki ağaçlar, gökyüzünden her şeyi gören bulutlar dile gelebilseydi... Gerçekleri çarpıtanları tabiat utandırabilseydi... "
SEVGİYE SEVGİYLE KARŞILIK VERİLSİN
Özen Yula, şöyle anlatıyordu 'Boşluğu Doldurmak'ta Gezi Parkı'ndaki gençleri: "Karşımda Park duruyor. Gezi... Taksim'in kalbi. Ulu ağaçların gölgesinde gezinen gençler. Bu defa çok farklı. Şortları giymişler, tişörtleri geçirmişler üstlerine. Çok huzurlu görünüyorlar. Çadırlar kurmuşlar parkın içine. Mucize gibi bu. Neşeli, eğlenceliler. Rahatlar. Biz öyle değildik... Bu ülkenin tarihi hep kanla yazılmıştı.... Ama sanki bu Gezi Parkı'ndaki gençler başka bir tarihin gençleri..." Sahnede bu satırlara can veren Reha Özcan, gülümseyerek oyuna şu sözleri ekledi: "Çocuklar çok güzeldi!"
Bu cümle kendiliğinden taşıverdi yüreğinden çünkü öyleydi; çocuklar çok güzeldi! Bir keşke daha! Keşke bu cümleyi kurarken Özcan'ın yüzünde beliren o umut ve sevgi dolu gülümsemeyi herkes görebilseydi. O gülümseme günlerdir Gezi Parkı'na giden ve o güzel çocuklarla, gençlerle bir araya gelen herkesin yüzünde kendiliğinden beliriyor. O çocuklar başından beri aynı şeyi söylüyor; "Bu bir sevgi devrimi" diyor. Onlar gaz bulutlarının arasında çiçek ekiyor, şarkılar söylüyor. Artık sevgiye sevgiyle karşılık verilsin, şiddet dursun! O çocuklar, o gençler; herkesten, her şeyden daha yürekli ve masum!
Bu nasıl bir akıl tutulması!
YUKARIDAKİ başlığın hedefi, bu hafta ‘Bu Nasıl Tesadüf’ başlıklı bir ‘haber!!!’ yaparak Memet Ali Alabora’nın yönetip rol aldığı ‘Mi Minör’ adlı oyun aracılığıyla Gezi Parkı eylemlerinin provasını yaptığını öne süren Yeni Şafak Gazetesi’dir. ‘Önce sahnede, sonra Taksim’de alt başlığını okurken gözlerim yuvalarından fırladı. “Haberi yapmışlar ama oyunun içeriğinden bihaberler” diye geçirdim içimden. Herkes bilsin; içinde uzaylıların bile yer aldığı oyun Türkiye’de değil Pinima adında hayal ürünü bir ülkede geçiyor. Alabora, oyun sahnelenmeye başladığından beri katıldığı her televizyon programında,
verdiği her röportajda oyunda anlatılanların tamamen kurmaca olduğunu söyledi. Ne acı ve ayıptır ki
bunca açıklamasından sonra hedef gösterildi! Bu nasıl bir akıl tutulması, bu nasıl bir saçmalık, bu nasıl bir art niyet! Bir sanatçıya, sahnede ve Gezi Parkı’nda sağduyuyla ifade özgürlüğünü kullandığı ve savunduğu için “Can güvenliğim kalmadı, koruma talebinde bulundum” dedirttiniz ya; pes! Madem tiyatroyu bu kadar ciddiye alıyorsunuz başkalarının aleyhine kullanmaya kalkmak yerine kendi lehinize kullanın! Tiyatro gönül gözüne inen perdeyi kaldırır, vicdanın pasını alır, akıl tutulmasını önler. Dikte etmez, yüzleştirir. Tam da bu yüzden iyileştirir!