Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BEN genel olarak hayatta kendime 7 veririm. En iyi zamanımda bile 9'umdur. Yaşarken en iyi ihtimalle imla hataları olur zira, kaçınılmaz. Eğer günün birinde, bir yerlerde 10 almışsam bu kesinlikle birilerinin yüce gönüllü kanaat notundan kaynaklanır. Ama bu aralar notumu yükseltme peşindeyim, azimliyim. Anlatayım...

        Vaclav Havel öldü geçenlerde. El Cezire'de kendisiyle ilgili yapılan haberi izlerken bir cümle dikkatimi çekti. Vaktiyle yazarlığa ara verip politikaya atılırken kendisinin söylediği bir şey: "İnsan hayatta oynamak istediği rolle değil, tarihin ona biçtiği rolü nasıl oynadığıyla sınanır."

        ANİ PROGRAM DEĞİŞİKLİĞİ

        Sanırım bu aralar birçoğumuz kendimizi, çalıştığı değil, birden kendini içinde bulduğu bir oyunun içinde performans göstermeye çalışırken bulduk. Örneğin Ahmet Şık. İçeri girmeden önce kızının eğitim giderlerini karşılayabilmek, eşiyle mümkün olan en insani ilişkiyi kurabilmek ve mümkünse gazetecilik yapabilmek, Bilgi Üniversitesi'nde gazetecilik nasıl yapılır meselesi üzerine dersler vermek gibi bir rolü vardı. Keza Nedim Şener. O da son derece alçakgönüllü bir hayatın içinde habercilik yapmaya nasıl devam ederim, çocuklar nasıl büyür gibi şeyler düşünüyordu. İkisinin de pekiyi bir gidişatı varken hooop! Bir günde başka bir hayatın içine düştüler. Hapishanede kafa nasıl yenmez, acayiplikler silsilesi bir iddianameye karşı hiç gülmeden nasıl savunma hazırlanır, yıkanmış nevresim hapishaneye nasıl sokulur gibi konuları olan bambaşka bir piyesin içinde buldular kendilerini.

        JAPONCA OYNA!

        Geçtiğimiz günlerde "kepçeyle" içeri alınan gazeteci meslektaşlarımız da aniden bir oyun değişikliğiyle şoka sokuldular. Örneğin aralarından hiç kimse sanıyorum "Cihan Kırmızgül'ün telefonu sende niye var?" ya da "Üç yıl önce askerdeyken çarşı iznine çıktığında niye arkadaşlarını aradın?" hatta "Sevgiline niye öyle söyledin telefonda?" gibi gariplikler senaryosunda yer almayı beklemiyorlardı. Bilhassa Vatan Gazetesi'nin içeri alınan muhabirinin haberini yapmaması sanırım o arkadaşımız için yepisyeni bir oyun olmuştur. Diyelim ki Japonca bir oyun! Aniden!

        EN UZUN OYUN

        Ezberledikleri oyunlara çıkanlar ne şanslı! Örneğin gazeteciler deste deste toplanıp içeri alınırken bu konuyla ilgili seslerini yükseltenleri zorlama gerekçelerle "darbecilik", "demokrasi düşmanlığı", "terör destekçiliği"yle suçlayanlar... Bu suçlamaları Twitter'da tırım tırım çoğaltmaya çalışanlar... Sosyal medyayı Türk büyüğü Nihat Doğan'ın en güzel bir biçimde ifade ettiği üzere "Toplumsal mastürbasyon alanı" olarak kullananlar... Onlara baktıkça en uzun süre sahne alan müzikal "Cats" ("Kediler" - yoksa "Les Miserables" miydi!) geliyor aklıma. Her gün, yıllar boyunca aynı kostümü giyip, aynı şarkıyı söyleyerek, aynı dansları yaparak yaşamak kim bilir ne acayiptir. Toplam üç replikleri olan, dördüncüsünü bulmak için bir ara kesinlikle bir araya gelip kafa kafaya vermeleri gereken bu meslektaşlarımız, meslektaş adaylarımız ne kadar şanslı! Ömürleri boyunca, memur gibi hep aynı oyundan ekmek yiyecekler, aynı replikleri söyledikleri sürece "casting" dışı kalmayacaklar. Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın! Hep bu gerilimle yaşayacaklar.

        KOMPLE DOĞAÇLAMA!

        Bugün öğle saatlerinde içine düşürüldüğümüz, içinde yer almak zorunda bırakıldığımız acayip oyunun bir başka perdesi var. Piyesimiz Çağlayan Adliye-si'nde saat 12.30'da bekleriz. OdaTV davası adıyla bilinen performansımızı daha büyük bir seyirci kitlesine ulaştırmak için küçük bir Twitter ayarlaması da yapmış bulunuyoruz. Bilgisayar ekranından, telefondan da takip edebilirsiniz yani. Orada olup canlı izlemek başka olur tabii, söylemesi benden.

        Göreceksiniz bakalım hiç ezber etmediğimiz bu rolü nasıl oynuyoruz. Havel'in sözünü ettiği tarihin bize biçtiği rolde göz doldurmaya çalışıyoruz. Belki kusursuz bir performans sergilemiyor olabiliriz ama hiç değilse diğer meslektaşlarımız gibi dersini almış da ediyor ezber sıkıcılığını yaşatmıyoruz. Doğaçlamaya dayalı bizimkisi. Tek kerelik! Başka yerde yok yani!

        Diğer Yazılar